Şeker Fabrikaları denince; Kayda değer saptama ve anılarım var…

Şeker Fabrikalarının; o yerli ve milli kurumların başına gelenleri, şekerin dünden bugüne, üreticiden tüketiciye öyküsünü kendi anılarımdan yola çıkarak yazmak istedim…

Neşe Doster Yazar nesedoster@yahoo.com

Bugün rakip mi, ortak mı belli olmayanların hesaplı kitaplı adımlarıyla yıkılan, yok edilen, kapatılan, yok pahasına satılan, haraç mezat elden çıkarılan Şeker Fabrikalarının; o yerli ve milli kurumların başına gelenleri, şekerin dünden bugüne, üreticiden tüketiciye öyküsünü kendi anılarımdan yola çıkarak yazmak istedim…

Bizim toplum olarak yer yer gerçeklerle yüzleşmekten kaçınan, bazen korkan bir yapımız olduğu için, yine aklıyla, gözleriyle, elleriyle güzel işlere imza atanları, emeğe sahip çıkanları, el attığı konularda çıtayı yükseltenleri unutmak ve hatırlamamak gibi özelliklerimiz olduğu için bazı konuların altını çizmekte fayda var…

Rahmet ve özlemle andığım dayım ziraat yüksek mühendisi Fevzi Aküzüm mesleğe Ağrı’da başlayarak, uzun yıllar Erzurum, Elazığ, Susurluk, Konya şeker fabrikalarında müdürlük yapmıştı. Konya’da final yapıp emekli olduktan sonra da Ankara’da Şeker Şirketi’nde daire başkanı olarak çalıştı. Dayımın görev yaptığı her yere rahmetli annemle gider, uzun süre kalır, o güzel havayı solur, kuzenlerimle hoşça vakit geçirir, sonra da evimize, Kars’a dönerdik…

Sadece fabrika olmayan, tarım ve hayvancılık da yapılan, süt üretilen, her çeşit eğitim verilen, uygarlık ve bütünleşme destanı sayılan, Kars’taki soğuk kış günlerini, buz gibi akan suyu düşününce; kaloriferleri yanan, sıcak suyu akan bu yaşama çocuk aklımla özenir, kuzenlerime imrenir, kendimce ziraat mühendisi olma hayalleri kurardım…

Hele de fabrikanın içinde yer alan; orkestrasına, tiyatrosuna, sinema salonuna, lokantasına, kantinine, havuzuna, kuaförüne, doktoruna, veterinerine, yetiştirdiği ürünlere, yaratılan dayanışma ruhuna, kurulan iletişime hayranlık duyardım…

Şimdi o yıllara dönme ve anılar arasında derin ah’lar çekerek dolaşma zamanıdır…

Şehrin göbeğinde de olsa dışında da olsa geniş araziler üstünde kurulan, idare binaları, lojmanları, depoları, spor salonları, okulları, restoranları, etkinlik alanları olan, sık sık toplantılar, anma günleri, geceler, balolar, bayramlaşmalar düzenlenen bu kurumlarda çalışanların çocuklarıyla daha sonra lisede, üniversitede karşılaştık, köklü dostluklar oluşturduk. O kurumlarda çalışan babalar çocuklarını rahatlıkla okutup, taksitle ev sahibi olan, araba alan babalardı…

O kurumların mensupları oluşturulan sosyal ortamlarda birbirleriyle kaynaşan, köklü dostluklar kuran, yıllarca görüşen, acılarını- sevinçlerini paylaşanlardı…

Yıllar sonra buluşma…

Yıllar önce çalıştığım Kadıköy Aziz Berker Kütüphanesinden arkadaşım Nadir Mutluay’la yıllar sonra karşılaşıp gerilere ve anılara gidince önümüze düşen konular, derin ah’lar çekerek hatırladıklarımız, yerinde yeller esen fabrikalar bu yazının yazılma nedenidir diyebilirim.

Nadir’in rahmetli babası İTÜ Kimya bölümü mezunu Mehmet Mutluay’da dayım gibi şeker camiasındandı. Onlar pek çok yerde yolları kesişen iki dost ve arkadaştı. Mehmet Mutluay; Uşak’tan Malatya’ya, Erzincan’dan Kayseri’ye, Alpullu’dan Turhal’a mühendis ve idareci olarak yıllarca görev yapmıştı…

Biz iki eski dost yıllar sonra buluştuğumuzda, o babasını, ben dayımı masaya yatırdık. Bizi ortak paydalarda buluşturan, anılara taşıyan, gözyaşlarına boğan, boğazımızı düğüm düğüm eden onların olmayışı mıydı? Şeker fabrikalarının başına gelenler ve getirilenler miydi? Bilemedik. Bence her ikisiydi. Kaldı ki yaşasalardı o emektar yürekler bu acıyı zaten kolay kaldıramazlardı...

Ruhları şad olsun. Onlar görevlerini olumlu ve onurlu izler bırakarak başarıyla tamamladılar…

Tüm yazılarını göster