Sanat devlet için mi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 20 Mart 2010, Demokratik Açılım Toplantısı Sanatçılarla Buluşma konuşmasından: ''Sanatçı, başkalarının diyemediklerini...

Melda Onur Yazar meldaonur@gmail.com

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 20 Mart 2010, Demokratik Açılım Toplantısı Sanatçılarla Buluşma konuşmasından:

''Sanatçı, başkalarının diyemediklerini, söyleyemediklerini, ifade edemediklerini gönül süzgecinden geçirip bütün netliğiyle, berraklığıyla ortaya koyabilen kişidir. Sanatçı, aynı zamanda başkalarının duyamadıklarını duyan, göremediklerini gören, hissedemediklerini hisseden kişidir.''

''Çağımız görsellik çağı ve bilinen tabirle sinema da çağının. Sosyal olaylar, tarihsel değişimler en çabuk karşılığını artık sinemada, gösteri sanatlarında buluyor. Bu salonda bulunan ya da bulunmayan onlarca yönetmenimizin, oyuncumuzun çektikleri filmlerle, yaptıkları dizilerle, ortaya koydukları eserlerle Türkiye'yi nasıl değiştirdiklerini, anlatılamayanı nasıl cesaretle anlattıklarını da biliyorum."

2021'DE 187 VAKA

Türkiye'de Sansür ve Otosansür konulu yıllık rapor hazırlayan Sansüre ve Otosansüre Karşı Platform yalnızca sanat alanında Ocak 2021 - Aralık 2021 Arası aşağıdaki ihlal sayılarını raporladı:

Müzik alanında 53 vaka raporlandı. Bunlar arasında şikayet, soruşturma, dava açılması, ceza alma gibi somut ihlale dönüşenler olduğu gibi, hedef gösterme, kamuoyu önünde üst düzey ağızların da eşlik ettiği sözlü linçler de var. Bu dönemin en sembolik vakalarından biri Sezen Aksu'nun eski bir şarkısına yönelik hedef gösterme oldu.

Sinema alanında 26 vaka raporlandı. Özellikle gösterim yapılan ortamlarda çeşitli sahnelerin ve repliklerin kesilerek yayınlanması ya da gösterime izin verilmemesi gibi vakaların sıralandığı raporun en çok ihlal sayısı, Boğaziçi Üniversitesi Kayyım Rektörünün, Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü'ne açtığı savaş ve akademisyen Can Candan'ın işine son vermek, okula sokmamak gibi eylemlerine ait.

Televizyon ve İnternet Yayıncılığı alanında 95 vaka raporlandı. Burada TV'lere çeşitli ifade özgürlüklerine karşı kesilen cezalar da raporlanmakla birlikte, çok sayıda dizi filmin "genel ahlak ve ailenin korunması" üst söylemi altında hedefe konduğu görülüyor. Örneğin Yasak Elma. Tiyatro ise 13 vaka ile 2021 yılını kapattı. Genco Erkal, ifade özgürlüğünü kullandığı için en çok hedeflenen isimlerden biri oldu. Kürtçe sanat her sene olduğu gibi bu dönemde sansürden nasibini aldı.

Aralık 2019 - Aralık 2020 arası, Müzik alanında 45, Performans Sanatları alanında 19, Görsel Sanatlar alanında 19, Sinema alanında 15 vaka tespit edildi.

YASAKLAR

"Bugün Zeki Alasya aramızda yok ama adeta ikizi, ayrılmazı olan Metin Bey aramızda. Birlikte sahneye koyduğu 'Yasaklar' oyunu aynı şekilde 90'lar Türkiye'sinin manzarasını ironik şekilde resmetmiştir.''

Ocak 2019 - Kasım 2019 arası olan döneme yüzde olarak bakarsak, toplam uygulanan sansür sayısı 271 olan 2019 yılının sansürlerinden müzik % 6, sinema yüzde 5, tiyatro yüzde 4, görsel sanatlar yüzde 3 oranında paylarını almışlar. Diğer sansür alanları da medya, sosyal medya, cezaevi, yayıncılık ve akademi arasında paylaşılmış. Tabii ki yüzde 37 ile aslan payını medya almış. Bu dönemin en çok bilinen ifade özgürlüğü ihlali sanatçılar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen'e Cumhurbaşkanı'na hakaret ettikleri iddiası ile açılan dava ve istenen hapis cezası oldu.

YILMAZ GÜNEY'E KULAK VERSEYDİK

''Eğer ortada bir sorun varsa, bunun görmezden gelinmesi, işitilmemesi, üzerinin örtülmesi o sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Tam tersine, o sorunla cesaretle yüzleşmediğiniz takdirde sorun daha da büyüyor, kangren halini alıyor ve artık bedenin tamamını etkiler bir hale geliyor. Şunu tüm samimiyetimle ifade ediyorum: Eğer bu ülkenin otoriteleri, Yılmaz Güney'in filmlerine kulak vermiş olsalardı, inanın Türkiye bugün çok farklı bir yerde olabilirdi."

2017 yılında şüpheli bir yangın sonrasında o dönemdeki kayyım tarafından yıkılan ve yeniden inşa edilmesi beklenen Yılmaz Güney Sineması'nın boş duran arsasına Batman Kayyımı tarafından süs havuzu yaptırıldı.

Sansüre ve Otosansüre Karşı Platform'un Aralık 2017-Aralık 2018 raporunun 7,5 ayı Olağanüstü Hal (OHAL) uygulaması altında geçen döneme ait. Toplam 729 gün süren ve yedi kez uzatılan OHAL, 19 Temmuz 2018’de kaldırıldı; ancak Resmî Gazete’de 31 Temmuz 2018’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı yasa ile ifade özgürlüğünün engellenmesinin ve her alanda sansürü kolaylaştıran uygulamaların birçoğunun OHAL sonrasında da devamı sağlandı.

GÖNÜL YARASI

''Bizim bir gönül yaramız var ve biz işte o gönül yarasını tamir etmek için yola çıktık. Biz, Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman'la, Sırrı Önder Bey'in 'Beynelmilel' filmiyle anlattığı gevendelerin, Romanların dertlerini kendimize dert edindik. 'Vizontele', 'Güneşe Yolculuk', 'Masumiyet', 'Güneşi Gördüm', 'Işıklar Sönmesin', 'İki Dil Bir Bavul' gibi filmlerin anlattığı çelişkileri, dramları, yoksulluğu ve dışlanmışlığı en aza indirebilmek için biz bu yola koyulalım, el ele verelim ve bu işi başaralım.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Yönetmen Mustafa Altıoklar'ın, 15 Temmuz darbe girişiminin birinci yılında düzenlenen anma törenlerine ilişkin Twitter hesabından yaptığı paylaşımları inceledi. Başsavcılık, incelemesinin ardından Altıoklar hakkında gözaltı kararı aldı. Altıoklar'ın Almanya'da yaşıyor.

Açılım sürecindeki bayram gibi kutlanan ve iktidarın medyası ile birlikte kutsadığı 2013 Nevruz'undaki konuşmaları yıllar sonra terör suçlaması olarak kendisine dönen Sırrı Süreyya Önder, bu nedenle 3 yıl 6 ay hapis cezası aldı. AYM'nin hak ihlali kararı ile 1 yıl sonra tahliye oldu.

Kürt vatandaşların yaşadığı bölgeleri konu alan sosyal içerikli filmler övülürken, Kürt Sanatçılara uygulanan sansür giderek arttı. Kürtçe eğitim konusunu anlatan ve gerçek bir yaşam öyküsü olan İki Dil Bir Bavul ne yazık ki anadilde eğitim konusunda siyaseti ikna edemedi.

SULUKULE SÜRGÜNÜ

''Ben Roman vatandaşlarla komşu yaşadım, aynı mahallede doğduk, büyüdük. Oradaki o sahne, 'Çingeneler Zamanı' filminden, 'Ağır Roman' filminden, 'Gırgıriye' filminden bir sahne değildi, tamamen gerçek, tamamen somut bir sahneydi. Artık Roman vatandaşların çadırlarda yaşamasını, göçebe hayatını sürdürmesini istemiyoruz, onların kültürüne, geleneğine, örfüne uygun bir yapılanma için adım atıyoruz."

1000 yıllık Roman mahallesi Sulukule 2006'da “Yenileme Alanı” ilan edildi. İtirazlar üzerine yargı süreci devam ederken Mayıs 2009’da yıkımlar başladı. Romanlardan istimlak tehdidiyle metrekaresi 500 liradan 15-50 bin lira arasında satın alınan dairelerin yerine inşa edilen daireler 450-500 bin liradan yeni sakinleri tarafından satışa çıkarıldı. Ancak, yıkımdan 9 yıl sonra Danıştay, Romanların evlerinden çıkarılıp şehir dışına sürülmesiyle sonuçlanan Sulukule projesiyle ilgili iptal kararını oybirliğiyle onadı. Projenin kamu yararına uygun olmadığı onanmış oldu. Projenin iptaliyle beraber hukuken yıkımı gerekiyordu ama iş işten geçmişti.

OTOSANSÜR

"Bu toplantılar, asla ve asla bir yönlendirme amacı taşımıyor. Herhangi bir yönlendirmeye sizlerin de prim vermeyeceğinizi biliyorum. Bizler sizin ortaya koyduğunuz sorunları görerek, sizin eserlerinizden yola çıkarak, sizden güç ve ilham alarak bu yola çıktık. Dolayısıyla, sizin sözleriniz, tavsiyeleriniz, eleştirileriniz bizim için hayati derecede önem arz ediyor. "

Sansüre ve Otosansüre Karşı Platformun Aralık 2016 - Aralık 2017 dönemine ait olan raporundan da sansür ve otosansür araştırması anket sonuçlarını alalım;

"Yeni Normal" olarak belirtilen sansürün son 10 yılda kayda değer bir artış gösterdiği ifade ediliyordu. Medya ve sanat dünyası büyük oranda otosansür uyguluyordu. Susma Platformu'nun yaptığı araştırmada, açılan davaların otosansürü kaçınılmaz kıldığı belirtiliyordu. Susma Platformu’nun otosansür araştırmasına 186 kişi katıldı. Katılımcıların; %31’i edebiyat ve yayıncılık alanında, %25’i medya sektöründe, %22’si sanat alanında, %13’ü akademide, %9’u ise sivil toplum kuruluşlarından. Anket sonuçlarından şu durum çıktı:

%45: Otosansür yapmadan sanat üretimine katılmak mümkün değil.

%54: Otosansür yapmadan yazı yazmak mümkün değil.

%67: Daha önce sansüre uğradım.

%77: Sanatçılar büyük oranda otosansür yapıyor.

%83: Birlikte hareket edersek sansüre karşı durabiliriz.

SANAT DEVLET İÇİN MİDİR?

Cumhurbaşkanı, Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Demokratik Açılım sürecinde, içeriği daha da çok film, eser, yönetmen, sinemacı isimleriyle dopdolu olan bu konuşma metninin o dönem danışmanlığını yapan Aydın Ünal tarafından kaleme aldığı söylenmişti. Edebiyatçılar, müzisyenler vb. gruplarla birbiri ardına yapılan bu toplantıların konuşma metinleri çok takdir topluyordu. Zaten içerik de metinde kaldı hayata yansımadı.

Bugün müzik yasaklarından konuşurken daha önce durduk yere pop müziğin ya da yabancı müziklerin hedef gösterildiğini; bu metinleri de süsleyen batının kültür-sanatı tanımlanırken ahlaksızlıktan dem vurulduğunu; kadın erkek dansın defalarca hedef gösterildiğini; hatta kadınlı erkekli oynandığı için Türkiye ile özdeşleşmiş halk danslarının bitirildiğini unutmadık. CHP Milletvekili Nurhayat Altaca, Kürt Sanatçı Aynur Doğan'a uygulanan sansürü eleştirirken dokunaklı sesiyle Kürtçe şarkının yasak İngilizce şarkının serbest olduğunu vurguladı; ama seçtiği şarkı bir yönüyle yasaklı sayılırdı. Zira Sertap Erener'in Türkiye'ye ilk ve tek Eurovision zaferini kazandırdığı şarkı bu yarışmayla büyüyen bizleri coşturmuşsa da, demek ki bir rahatsızlık vardı. Yıllarla birlikte Türkiye yarışmadan çekildi.

Dün bu satırları yazarken bir MHP'li vekilin animasyon filmlerin dinsizliğe neden olduğu ve aile yapısını bozduğundan şikayet ettiğini gördüm. Bu yıl başında severek izlediğim "Maske Kimsin Sen" şovundaki masalsı karakterler ateizm propagandası olarak görülüp, - Suudi Arabistan'da bile yıllarca gösterilmesine rağmen - yayından kaldırıldı. Bugün Koç Üniversitesi'ndeki bir festival afişindeki grafik nasıl olduysa birilerine erkek cinsel organı gibi görünmüş ve reddedilmiş. İnsanlar artık algıda da seçici hale gelmeye başladı.

HEY GİDİ GENÇLER

Cumhurbaşkanı gençlerin yüzünde gördüğü, umut, heyecan ve kararlılıkla moral bulduğunu söylemiş. Demek ki moraller bozuk. Zaten ekonomik baskıyı daha da çok hisseden gençlik bir de bu yukarıdaki tablonun kasvetiyle umutsuz, heyecansız, kararsız. Bülent Arınç'ın 19 Mayıs mesajında "gençlerin fikirlerini özgürce ifade edecekleri bir iklim yaratılmalı, kaygıları giderilmeli" demiş.

Bugün bilgisayarda eski evrakları temizlerken, 2005 yılına ait Yerel Gündem 21, Ulusal Gençlik Parlamentosu 1. Olağan Genel Kurul Toplantısı dokümanını buldum. İçine 19 Mayıs'ı da alan 1 haftalık programa Arınç konuşmacı olarak katılmış. Ortam çocuklar gibi şen. Gençler gibi kıpır kıpır. İktidarın desteklediği bakanların mesajlar ilettiği dış fonlu program kapsamında Cinsel Sağlık Akran Eğitimi Projesi dahi var. Daha ne olsun.

Hey gidi günler...

Tüm yazılarını göster