Transformers serisine taze kan: 'Bumblebee'

Otomobile, uçağa dönüşen dev robotların serüvenlerini anlatan Transformers serisinin yeni filmi “Bumblebee”, seyirciye 1980'li yılların filmlerini hatırlatan duygusal ve eğlenceli bir hikâyenin yanı sıra gösterişli bir özel efekt şovu vadediyor

Transformers serisine taze kan: 'Bumblebee'

Habertürk yazarı Mehmet Acar, vizyona giren Bumblebee filmini yorumladı.

Acar'ın yazısı şöyle:

2007 tarihli ilk Transformers, hikâyesi ve karakterleriyle güzel bir başlangıçtı. Kökeni 1984 yılına kadar giden “Hasbro oyuncakları”na dayanan serinin sonraki filmleri, bütçe ve ileri teknoloji özel efektler konusunda ilkinin aşağısında kalmadı. Daha gösterişli, daha pahalıydılar.

İkinci ve üçüncü filmler gişedeki yükselişi sürdürdü ama dördüncüyle birlikte düşüş başladı. Beşinci filmin serinin en az kazanan, en az ilgi gören filmi olması üzerine, yapımcılar yeni bir başlangıçla her şeye sıfırdan başlamaya karar verdi. Yazar, yönetmen ve ilk 5 filme şekil veren “vizyon” tümüyle değişti.

Şüphesiz doğru karardı. Çünkü seri bir daha asla 2007 yapımı ilk filmin kalitesini yakalayamamış, ikinci filmden itibaren hikâyeler olumsuz anlamda karmaşıklaşmış, teknoloji şovu öne çıkar olmuştu. “Bumblebee” ise bu gidişi tersine çeviren film olarak geliyor karşımıza. Gişedeki başarısı ne olur bilemem ama seriye taze kan getirdiği kesin...
Hikâyesi ve senaryosu Christina Hodson'a ait film, bizi 1987 yılına götürüyor. Transformers olarak bildiğimiz dev robotların gezegenimize ilk geldiği günlere... Serinin önceki filmlerinden tanıdığınız “minyon robot” Bumblebee'nin henüz adı bile konmamış. Autobot'larla Decepticon'ların savaştığı gezegende B-127 olarak anılıyor. Autobot'ların lideri, onu dünyaya gönderiyor çünkü Decepticon'lar savaşı kazanmak üzereler. Artık güvenli bir yere çekilmek, direnişi oradan örgütlemeleri gerekiyor. Yani, bizim gezegenimizden...

İki Decepticon'un takip ettiği B-127 dünyaya iner inmez, insanlar ve düşman robotların çift yönlü saldırısına uğruyor, zor durumlara düşüyor ve imha edilmekten son anda kurtularak sarı bir vosvosa dönüşüyor. 18 yaşının eşiğindeki Charlie (Hailee Steinfeld) ile bir tamirhanenin otoparkında karşılaşıyorlar. Mekanikten anlayan Charlie'nin onu sahiplenmesiyle aralarında bir dostluk başlıyor.

“Bumblebee”, 1980'li yıllar Amerikan sinemasına “açılan” bir film... Charlie ve Bumblebee arasındaki dostluk üzerinden öncelikle Steven Spielberg'in “E.T”sini hatırlatıyor. Kaldı ki, serinin vazgeçilmez izleklerinden biri robot – insan dostluğudur. Charlie ve Bumblebee, sadece Decepticon'lara karşı değil, insanlara karşı da dayanışma sergiliyorlar. Sevmenin ötesinde birbirlerine sahip çıkıyor, koruyorlar.
Senaryo yazarı Christian Hodson ve yönetmen Travis Knight'ın 1980'li yılların Amerikan gençlik filmlerinden, sözgelimi John Hughes'ün yönettiği filmlerden de ilham aldığı kesin. Ergenlik bunalımlarını henüz üstünden atamamış Charlie, tam da o yılların filmlerinden çıkıp gelmiş bir karakter gibi. Kırılganlığını ve zayıf yanlarını öfkesiyle, saldırganlığıyla saklamaya çalışıyor.

Babasını erken yaşta kaybetmenin üzüntüsünü üstünden atabilmiş değil. Lisede popüler tiplerle arası iyi olmayan öğrencilerden biri. Otomobil sahibi olmak onun için sadece büyümenin değil, bağımsızlığın da simgesi... Elden düşme bir vosvos sandığı Bumblebee'ye mekanik becerilerini kullanarak “hayat” veriyor. Bumblebee de güçlü ve koruyucu bir dost olarak Charlie'nin baba özlemini biraz olsun dindiriyor. Charlie, hikâyenin akışı içinde annesine (Pamela Adlon) karşı daha anlayışlı olmayı ve sorumluluk almayı da öğreniyor.

“Bumblebee”, naif, duygusal tonda ilerleyen bir süper prodüksiyon. Hikâye, hiçbir noktasında derinleşmiyor ama yer yer komik, sürükleyici ve heyecan verici olmayı başarıyor. Charlie – Bumblebee dostluğu filmin ana ekseni... Ama Ajan Jack Burns'ü unutmayalım. John Cena'nın canlandırdığı Burns, 1980'li yılların testosteron saçan, Arnold Schwarzanegger, Sylvester Stallone gibi kaslı erkek kahramanlarının bir tür karikatürü olarak çıkıyor karşımıza... Burns, her meseleye tek yanlı bakan zihniyeti, militer gücü ve sert erkekliği temsil ediyor. Ama karikatürize bir kahraman olması itibarıyla temsil ettiği değerleri komikleştiriyor, önemsizleştiriyor. Öte yandan, geçirdiği değişim itibarıyla filmin önemli karakterlerinden biri.
“Bumblebee”, sadece o yılların filmleriyle kurduğu ilişkilerle değil, şarkılarla da bir 1980'ler nostaljisi oluşturuyor. 1980'lerin popüler şarkıları filme hoş bir enerji getiriyor, kuşakları buluşturan bir hava yaratıyor. Dahası, özel efektlerle dolu, yoğun teknoloji destekli bir bilimkurgu aksiyonuna 1980'lerin romantizmini aşılıyor. Belki de bu duygusallıkla bağlantılı olarak bir aksiyon filmine oranla daha sıcak bir renk paleti tercih edilmiş.

Son dönemin birçok aksiyon filminde olduğu gibi ana karakterimiz yine becerikli bir genç kız... Onunla ilgilenen erkek arkadaşı Memo (Jorge Lendeborg Jr.) ise erkek kahraman odaklı eski usul aksiyon filmlerindeki “cici ve şirin kız arkadaş”ları hatırlatıyor. Charlie'ye âşık olan Memo, olaylara çok müdahale edemeyen, pasif kalan bir karakter. Bu, şüphesiz senaryo yazarı Christian Hodson'ın filme hınzırca yerleştirdiği feminist bir ironi... Önceki Transformers filmlerinde müthiş bir tahribat estetiği olur, ortalık yıkılırdı. Burada tahribattan ziyade otomobil takibi gibi klasik aksiyon sahneleri ve robot dövüşleri seyrediyoruz. Acı çekmeyen, metalden yapılma robotların kapışmalarını heyecanlı kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar ama hiçbirisi Bumblebee'nin garajdan eve girip ortalığı dağıttığı sahne kadar hoş olamıyor.

Hailee Steinfeld'i 14 yaşında Coen Kardeşlerin “True Grit” (2010) filminde tanımıştık. Orada yaşına göre harika iş çıkarmıştı. Burada da Charlie'nin duygusal gelgitlerini, öfkesini ve sevgisini duygusal bir performansla ortaya koyuyor; filme çok şey katıyor.

“Kubo and the Two Strings” (2016) adlı yaratıcı animasyon filminden hatırladığımız yönetmen Travis Knight da elindeki malzemeyi ruhsuz, sıradan bir aksiyondan ziyade nostaljik hava taşıyan duygusal bir filme çevirmeyi beceriyor.
Filmin notu: 6.5

Etiketler
Film Otomobil