Fitili Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ateşledi. Ateşi de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu körükledi… Bir haftadır, Türkiye’nin dört bir yanına doluşmuş bulunan sayıları belirsiz yabancı sığınmacıları, yazılı ve görsel basında, sosyal medyada tartışıyoruz.

Diyorlar ki, göç küresel bir sorundur. Dünyadaki her ülke gibi, bu sorun bizi de etkilemektedir.

Göçün küresel bir sorun olduğu doğrudur. Ancak, bu sorun Türkiye’yi dünyadaki diğer ülkeler gibi değil, çok daha derinden etkilemektedir.

Türkiye’de ağır sonuçları olabilecek bir demografik dönüşüm yaşıyoruz.

Kimse abartıyorsunuz demesin. Burun kıvırıp dudak da bükmesin.  Bu dönüşüm, kültürel, mali ve askeri boyutlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet yapısını hedef alan bir politik tercihini yansıtmaktadır.

***

Türkiye, dünyadaki en çok yabancıya ev sahipliği yapan ülke konumundadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre, yabancıların dünya nüfusundaki ortalama oranı yüzde 3 dolayındadır. Türkiye’de bu oran, en iyimser hesaplamayla üçe katlanmakta, genelde yüzde 10 olarak değerlendirilmektedir.

Bu oranın sayısal karşılığı 8 milyona denk gelmektedir. Ancak bu tartışmalı bir rakamdır. “Düzensiz göçmen” denilen kaçak sığınmacılarla ilgili tahminler birbiriyle çelişkilidir. Siyaset sahnesinde her türlü ölçünün kaçtığı sert tartışmalara konu olmaktadır.

Türkiye’de yasal olarak ikamet eden yabancıların sayısı, 2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda Eylül 2021 itibariyle 5,4 milyon olarak açıklanmıştır. 

Bu yasal sayının üzerine eklenmesi gereken kaçak sığınmacılar kaç milyondur, bu tartışmaya girmeyeceğiz. Ancak, bu konuda hem yurt içinde hem de yurt dışında güçlü bir baskı altında olduğumuz da sır değildir.

Yurt içindeki baskıyı, çarşıda pazarda attığımız her adımda çıplak gözle görebiliyoruz. İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı da sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda bu baskıyı doğruluyor. Bugüne değin 1,5 milyon kaçağın yakalandığını ve ülkeyi terk etmelerinin sağlandığını bildiriyor.

Yurt dışındaki baskıyı da İsmail Çataklı açıklıyor. Suriye’de çeşitli bölgelerde ve İran tarafında toplam 8 milyon düzensiz göçmenin stabil tutulduğunu yazıyor.

Ne kadar stabil tutulabilirler ya da tutulurlar, bilemiyoruz. Yaşayarak göreceğiz.

***

Rakamlar, Amerika kıtası dışında, Avrupa, Asya ve Afrika üçgeninde göç sorununun küresel yükünün sayısal olarak neredeyse tek başına Türkiye’ye yıkılmış olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’nin bu durumu, göç yollarının üzerinde olmasıyla, özellikle de iç savaş nedeniyle dünyanın en çok göç veren ülkesi haline gelen Suriye ile sınır komşuluğuyla açıklanamaz.

Suriye, dil ve kültür paydaşı olduğu üç Arap ülkesiyle de sınır komşusudur. Ama göç, bu komşu Arap ülkelerine değil Türkiye’ye yönlendirilmektedir.

2021 yılı sonu itibariyle Türkiye’de geçici koruma altında yaşayan Suriyeli sayısı 3,74 milyonu bulmuştur.

Bu sayı, Suriye’nin sınır komşusu olan üç Arap ülkesindeki toplam Suriyelilerden bir kat daha fazladır. Ötesinde, Türkiye’deki Suriyeliler, dünya genelinde 192 ülkede kayıtlı toplam 5,64 milyon Suriyeli sığınmacının da yüzde 63,2 oranıyla kabaca üçte ikisini oluşturmaktadır.

Suriyeliler özelinde, Türkiye tercihi Avrupa’ya geçiş hayaliyle bir yere kadar açıklanabilir. Ancak Türkiye’deki Suriyelilerin büyük çoğunluğu kalıcı ikametgahları olarak Türkiye’yi işaret etmektedir.

***

Türkiye’nin yabancı sığınmacılara ev sahipliğindeki açık ara liderliği, AKP iktidarının bu konudaki davetkar politikasının sonucudur. AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması iktidarın davetkarlığının en somut kanıtıdır.

Bu anlaşma ile Türkiye, Avrupa’ya göçün önünde engelleyici bir baraj oluşturmayı ve kendisini yabancı sığınmacı depolama merkezine dönüştürmeyi kabullenmiştir.

Bu kabulleniş AKP iktidarının bilinçli bir seçimidir. Ülkeye doluşacak sığınmacılarla demografik yapının alabildiğine yabancılaştırılması, böylece ulusal devlet düzeninin yıkılarak yerine ümmet düzeninin kurulması hayal edilmektedir.

Bu hayal uğruna, İslam coğrafyasının dört bir yanından Türkiye’ye taşınan etnik kökenleri farklı milyonlarca kişiyi kabullenmemiz için büyük bir çaba harcanmıştır. “Yardıma muhtaç Müslümanlar” olarak tanımlanan sığınmacılar, mağduriyet odaklı şefkat sömürüsü eşliğinde “Ensar” gibi dini yakıştırmalarla sahiplenilmeye çağrılmıştır.

Ötesinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki toplam 9 milyon Suriyeli için 40 milyar dolarlık bir harcama yapılmıştır.

Bunu, önce Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu BM Genel Kurulu’nda duyurdu. Ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar dile getirdi. İsmail Çatak da ayrıntılarını açıkladı.

40 milyar doların harcandığı 9 milyon Suriyelinin 3,7 milyonu Türkiye’de ikamet ediyor. Geriye kalanlar, 3,8 milyonu İdlip, 1,2 milyonu Zeytindalı ve Fırat Kalkanı Bölgeleri, 300 bini Barış Pınarı Bölgesi olmak üzere Suriye’deler. Deyim yerindeyse, ümmet düzeninin sınır ötesi mensupları olarak sahipleniliyorlar.

***

AKP iktidarı sözcülerinin sık sık dile getirdiği 2023 hedefi kapsamında zaman zaman açıkça değinilen ümmet düzeni tehlikeli bir hayaldir.

Bir tehlike, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının yoksullaşmasına yol açmakta oluşudur.

Sığınmacıların ucuz emek olarak sömürülmeleri, yurttaşlarımızın istihdam olanaklarını kısıtlamaktadır. Suriyelilere yurt içinde ve yurt dışında yapılan 40 milyar dolarlık harcanması da bizim ulusal gelirden aldığımız payda her birimiz için ortalama 500 dolarlık bir fatura ortaya çıkarmaktadır.

Ekonomik sorunlar yanında toplum, tacizler, hırsızlıklar, kavga döğüşler gerilmekte, yabancı sığınmacılar toplumsal barış için her geçen gün biraz daha büyüyen bir tehdit haline gelmektedir.

Optimar adlı araştırma şirketinin Nisan ayının son haftasında gerçekleştirdiği Suriyeliler anketi bu tehdidi ortaya koymaktadır.

“Suriyelilerle karşılaşınca ne hissediyorsunuz?" sorusunu ankete katılanların yüzde 21,3’ü ‘nefret’, yüzde 11,2’si de ‘hiddet’ diye yanıtlamıştır. Nefretin nedeni de toplam yüzde 69,2 oranıyla “benim hakkımı gasp ediyorlar” ve “iş imkanımı kısıtlıyorlar” diye açıklanmıştır.   

Ankette, “Suriyelilerden korkuyorum” diyenlerin oranı yüzde 32,4, Suriyeliler ile kendisini güvende hissetmeyenlerin oranı da yüzde 51,6 olarak ölçülmüştür.  

***

Optimar anketinde sergilenen bu toplumsal huzursuzluk tablosu, siyaset dünyası için seçimlere dönük işaret fişeği olmalıdır.

Elbette, önümüzdeki seçimi etkileyecek en önemli etmen, pahalılık ve işsizlik boyutlarıyla ekonomi olacaktır. Ancak, yabancı sığınmacıların durumu da gündemi fazlasıyla meşgul edecektir.

Geniş halk kitleleri, yabancı sığınmacılar konusunda siyasi iktidara tepkilidir. Ülkeye doluşmalarına izin verilmesini, kendi refahından para aktarılmasını onaylamamaktadır. Muhalefetin aynen parlamenter rejim gibi bu konuda da topluma inandırıcı bir proje sunması kaçınılmazdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda halkın öfkesini ötelemeye dönük bir adım atmıştır.

Anımsanacaktır… İki ay öncesine kadar Türkiye’deki yabancı sığınmacıları “göndermeyeceğini” söylüyordu. Lafı bir bakıma, “alışın, birlikte yaşayacaksınız” demeye getiriyordu.

Geçen ay söylemini değiştirdi. “Onurlu geri dönüş” dedi. Bir hafta kadar önce de “bir milyon Suriyelinin dönüşü için bir proje hazırlığını” gündeme getirdi.

Muhalefetin bununla yetinmemesi, gerçekçi, kapsamlı ve kalıcı bir geri dönüş projesini mutlaka ortaya koyması gereklidir.   

Türkiye’nin demografik yapısını bozan ve ulus devlet düzenini tehdit eden yabancı sığınmacıların geri dönüşlerini istemek yabancı düşmanlığı değildir. Irkçılık hiç değildir. Bu talep, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı” diye tanımladığı Türk ulusunun öz kimliğiyle Türkiye’de yaşama hakkıdır.

[email protected]