Soylu'nun istifası yetmez Erdoğan da istifa etmeli

Mersin Mezitli saldırısı sonrası İçişleri Bakanlığının açıklamasında, saldırganların birinin PKK'lı "Zozan Tolan" kod adlı "Dilşah Ercan" olduğu yer aldı.

10 yıl önce "Azadiya Welat" muhabiri olan Dilşah Ercan'ın adı CHP'nin 10 yıl önceki tutuklu gazeteciler raporunda yer aldığı açıklandı.

Öncelikle Mersin Mezitli saldırında şehit olan kahraman polisimizi minnetle anıyorum, ruhu şad olsun. Yaralı polisimize de Allah şifa versin

- Tüm teröristlerin de terörü destekleyenlerin de Allah belalarını versin.

İçişleri Bakanlığı bu alçak saldırıyı resmi web sayfasındaki "Basın Açıklaması" ile 27 Eylül'de şöyle duyurdu:

- "Mersin'in Mezitli ilçesindeki Polisevine saat 23.00 sularında kimliği belirsiz kişilerce saldırı düzenlenmiş, çıkan çatışmada 2 Polisimiz yaralanmıştır.

Ayrıca Polisevinin uzağına bırakılan bir bomba düzeneği de bomba imha ekibi tarafından kontrollü bir şekilde patlatılmıştır. Olayla ilgisi olduğu değerlendirilen bir şüpheli, silahıyla birlikte gözaltına alınmıştır.

Saldırıyı düzenleyenlerin yakalanmasına yönelik çalışmalara devam edilmektedir."

Bu resmi açıklamada yer almayan bir bilgiyi Bakan Soylu açıkladı.

Soylu, eylemi gerçekleştirenlerden birinin Dilşah Ercan olduğunu iddia etti. Ercan'ın 10 yıl önce Azadiya Welat Gazetesi muhabiri olduğu dönemde tutuklandığını vurgulayan Soylu, CHP'nin tutuklu gazeteciler ile ilgili yayınladığı bir raporda, Ercan'ın listede olduğunu ileri sürerek CHP'yi hedef gösterdi.

Soylu'nun verdiği bu yalan bilgiye kanan Erdoğan ise şu açıklamayı yaptı:

- "CHP'nin bu teröristlerden birsini gazeteci diye savunmuş olması ve şu anda gazetecilerden hapiste olanlar var.

Terör örgütü ve siyasi uzantısı, malum parti yerine devletin söylediklerine kulak verselerdi, böyle utanacak hale düşmezlerdi.

O hapistekilerin de gazeteci değil, terörist olduğunu en baştan beri söyledik. Onlarda yüz yok.

Yargı bunları terörist oldukları için cezalandırıyor, mahkum veya tutukluyor. Resmi internet sitelerinde de tutuklu gazeteci diye gösterdikleri raporu hale gösteriyorlar. Yani hala teröristin arkasındalar.

Bu teröristin çantasında kamera taşıdığını yazmışlar. O terörist sırt çantasında taşıdığı keleşle yaptı.

Bunların yaptığı hükümet eleştirmesi değil, devlet düşmanlığı derken bunları kastediyorum.

CHP milli güvenlik sorunudur.

Bu oyuna gelmeyeceğiz. Bunların mutlaka terörle, dağla bağlantısı var.

Bunları bileceğiz, adımları ona göre atacağız."

Birincisi; Erdoğan hapisteki tüm gazetecileri, "terörist" ilan etti, yargısız infaz yaptı.

İkincisi; Erdoğan 100 yıllık şerefi ile siyasette yer alan ana muhalefet partisi CHP'yi "milli güvenlik sorunu" diyerek haksız ve hukuksuz şekilde suçladı.

Üçüncüsü; Erdoğan, "Bunların mutlaka terörle, dağla bağlantısı var. Bunları bileceğiz, adımları ona göre atacağız" diyerek CHP'ye iftira attı…

Ancak beklenmedik bir açıklama bu silahlı ve bombalı hain saldırıyı üstlenen PKK'dan şöyle geldi;

- "Sara Tolhildan" kod adlı Şırnak doğumlu Dilara Ürper ile "Rûken Zelal" kod adlı "Rojava Kamışlo" doğumlu Emel Feremez Hisên'in saldırıyı gerçekleştirdi, "Zozan Tolan" kod adlı Dilşah Ercan saldırıyı gerçekleştirenler arasında olmadı…"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Mersin'de bir polisin şehit olduğu saldırıyı gerçekleştiren terörist olarak Dilşah Ercan ismini açıklayan İçişleri Bakanlığı'nın verdiği bilginin doğru olmadığının ortaya çıkmasının ardından şu açıklamayı yaptı;

- "İki gündür kirli propaganda yürüten Erdoğan ve yaveri fotoroman Süleyman…

Öldürülen teröristin DNA raporuna rağmen, tam 2 gündür yalan söylediniz, havuz medyanız manşetler attı. Oysa ben ne dolaplar çevirdiğinizi iki gündür biliyorum. Bile bile yalan söylediniz.

- Şimdi çıkın ve teröriste ait DNA raporunu açıklayın, bu millet bir kez ağzınızdan doğru bir şey duysun. Başsavcıya dosyaya el koyun dediniz. Başsavcıya sesleniyorum, o dosyayı gizlemeye çalışma, biliyoruz gerçekleri… Utanmıyor musunuz!"

Süleyman Soylu ise şu açıklamayı yaptı:

- "Teröristi taşıyan taksici teşhisini yaptı…"

Değerli okurlarım,

Türkiye Cumhuriyeti Devletinde böyle bir skandal asla yaşanmadı.

Türk siyaseti böyle utanmazlığı, böyle iftirayı, böyle yargısız infazı, böyle kin ve nefreti asla görmedi…

Siyasi etik diye hiçbir şey bırakmadılar.

Süleyman Soylu aslında sadece kendisinin değil Recep Tayyip Erdoğan'ın da yüzüne silinemez bir kara leke sürdü.

Soylu sana söylüyorum;

- Bu siyaset anlayışınla, artık içişleri bakanlığında tek bir dakika bile oturamaz, tek bir gün dahi siyaset bile yapamazsın...

Ayrıca Soylu'nun istifası da yetmez bu kara propagandaya alet edilen Erdoğan hem CHP'den özür dilemeli hem de istifa etmelidir…

Tarihi altın harflerle yazılan CHP'ye elbette bu çamur yapışmadı, bu iftiralar da asla yapışmaz…