Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), Türkiye’nin 27 Haziran olarak belirlenen Limit Aşım Günü’ne ulaştığını ve yarından itibaren 2020’nin kaynaklarını tüketmeye başlayacağını duyurdu.

WWF, dünya üzerindeki yenilenebilir kaynaklarla insanların bu kaynaklara yönelik talebini değerlendiren araştırmalar yapan Küresel Ayak İzi Ağı’nın (Global Footprint Network) verilerinin Türkiye’nin bu yıl dünya geneli için 29 Temmuz olarak belirlenen Limit Aşım Günü’ne 32 gün erken ulaştığını ortaya koydu. Her ülkenin kaynak kullanım hızının farklı olması nedeniyle Limit Aşım Günü’nün ülkeden ülkeye değiştiği belirtilirken, Türkiye’nın bu yıl doğal kaynakları dünya ortalamasından 32 gün önce, 2018’de 11 Temmuz olan Limit Aşım Günü’ne de dünya ortalamasından 21 gün önce ulaştığı vurgulandı.

WWF, ekolojik kaynakları aşırı kullanılarak limit aşımına ulaşılmanın sonucunda ormanların yok olduğuna, biyolojik çeşitliliğin kaybolduğuna, balık stoklarının azaldığına, tatlı su kaynaklarının yitirildiğine, toprakların erozyona uğradığına ve havanın kirlendiğine dikkat çekti.

“Ekolojik çöküşte bizlerin de rolü olduğunu gözler önüne seren ciddi bir gösterge”

WWF Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye’nin Ulusal Limit Aşım Günü, rekor bir sıçrama ile 14 gün öne gelerek, yılın ilk altı ayına kaymış durumda. Bu durum dünyamızın ekolojik çöküşünde bizlerin de rolü olduğunu gözler önüne seren ciddi bir gösterge. Doğa sorunları genelde çok karışık, devletlerin çözmesi gereken sorunlar olarak algılanıyor. Devletlere iş düştüğü muhakkak, ancak bireylerin, kurumların, STK’ların da sorumlulukları büyük. Ve bu sorumluluğu, rekabet üstü, politika üstü bir ruh haliyle, çok daha samimi olarak, daha radikal kararlarla ve iş yapış şekilleriyle sahiplenmemiz gerekiyor. Unutmamalıyız ki, gezegenimizin felaketi üzerine saadet kurmaya çalıştığımız bir yaşam modelinin kazananı olamaz.”

“Enerji devrimi yaşanması gerekiyor”

Pasinli; bireylerin ve kurumların üzerine düşen sorumluluklarla ilgili de şunları söyledi: “Bireyler olarak atığımızı azaltarak işe başlayabiliriz. Eskisi gibi pazara file ile gitmek, evden çıkarken yanımıza matara almak, pipet kullanımından vazgeçmek, daha fazla bisiklete binmek, taşıt kullanmak yerine yürümek veya toplu taşıma kullanmak gibi günlük hayatımızda yapacağımız ufak değişikliklerin toplamda etkisi tahminimizden çok daha büyük. Kurumlar olarak, her sektörün ‘sosyal sorumluluğu’ bir proje olarak görmek yerine ‘iş yapış şeklini dönüştürmek’ olarak benimsemesini önemsiyoruz. Finans sektörünün çevre dostu olmayan yatırımları reddetmesi bu iş yapış şekline bir örnek. Devletler açısından ise bir enerji devrimi yaşanması gerekiyor. Birçok ülke kömür santrallerini kapatma kararı aldı. Ülkemizde, bundan sonra yapılacak yatırımların güneş ve rüzgâr odaklı olması, teşviklerin de kömürden bu alana kaydırılması çok önemli adımlar."