Hürriyet Gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi'nin köşe yazısının Suriye ilgili bölümü şöyle:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye ayak basar basmaz ilk mesajı, “Önümüzdeki dönemde Fırat’ın doğusunu da kapsayacak şekilde Suriye’de güvenli bölgeleri genişletmeye devam edeceğiz” oldu.

Erdoğan bu sözleri İdlib’de Putin’le anlaşıp uluslararası başarıya imza atmış bir lider olarak söyledi. Erdoğan’ın bu sözlerinin satır aralarından Soçi anlaşmasının sadece İdlib’le sınırlı olmadığı anlaşılıyor.

Türkiye ile Rusya, Doğu Guta’da ve Halep’te sivillerin tasfiyesinde rol oynadı. Erdoğan ve Putin İdlib’de ise büyük bir sivil katliamının ve göç dalgasının önüne geçen anlaşmanın mimarları oldular. Bu ilişkinin bir geçmişi var. Sadece Doğu Guta ve Halep örneği değil; Rusya ile işbirliği sayesinde DEAŞ’a karşı Fırat Kalkanı, PKK-YPG’ye yönelik Afrin operasyonlarını gerçekleştirdik.

10. MADDEYE DİKKAT

İdlib’e müdahaleyi kimyasal silah kılıfına sokarak Şam’a operasyona hazırlanan ABD’nin planını Soçi anlaşması ile akamete uğrattık. Ancak yukarıdaki sözlerden anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan ile Putin’in Suriye mutabakatı sadece İdlib’le sınırlı değil. Bu noktayı sorduğum yetkililer, İdlib anlaşmasının 10. maddesine dikkat çekiyorlar. 10. maddede, “İki taraf, her türlü tezahürde Suriye’deki terörizmle mücadele konusunda kararlılıklarını yineledi” deniliyor. “Soçi anlaşması sadece İdlib’i kapsayan bir anlaşma değil. 10. maddede yer aldığı şekliyle Suriye’deki terörizmle mücadeleyi kapsıyor” diye konuşuyorlar. Belli ki Erdoğan ile Putin arasında 10. maddenin altını dolduran gizli bir mutabakat var. Tabii ülkeler her şeyi açıklamaz.

Bunun bizi en çok ilgilendiren tarafında ise Fırat’ın doğusu yer alıyor. Fırat’ın doğusunda kim var? ABD’nin korumasındaki PKK-YPG var. Erdoğan bu mesajı nerede veriyor? ABD’ye adım attığı anda. Erdoğan zaman ayarlı bu mesajıyla aynı zamanda stratejik bir hamle yaptı. Mesajın sadece ucunu gösterdi. Türkiye-Rusya ittifakının ABD’nin güdümündeki Fırat’ın doğusunu da ilgi alanlarına aldığını hissettirdi. Erdoğan’ın bu mesajından sonra ABD’lilerin görüşmek için daha istekli olacaklarını düşünüyorum.

GEREKİRSE SİLAH KULLANILACAK

Bu arada İdlib sürecine ilişkin elde ettiğim bilgileri de paylaşmak istiyorum.

Soçi anlaşmasının en zayıf halkasını HTŞ başta olmak üzere irili ufaklı terör örgütlerinin silah bırakmaya yanaşmaması ve yeniden çatışma başlatmaları oluşturuyor.

Ankara’da görüştüğüm yetkililerden bu sorunun cevabını öğrenmeye çalışıyorum. HTŞ ya da diğer terör örgütleri silah bırakmaya yanaşacak mı, eğer terör saldırıları başlarsa Türkiye’nin tavrı ne olacak?

Türkiye ile Rusya arasında silahtan arındırılacak 15-20 km’lik hattın koordinatları belirlendi. Sürecin yönetimi ise Müşterek Koordinasyon Merkezi tarafından sağlanacak. Terörist grupların tank, top, çok namlulu roketatar gibi ağır silahları 10 Ekim’e kadar teslim etmeleri; 15 Ekim’e kadar silahsızlandırılmış bölgeyi terk etmeleri öngörülüyor. Ilımlı muhalefeti temsil eden UKC bölgede kalacak ama kritik noktayı İdlib’deki en önemli silahlı güç olan HTŞ’nin tavrı oluşturuyor. HTŞ ağır silahlarını teslim etmeye yanaşacak mı? Sahadan karışık bilgiler geliyor. İşimizin kolay olmayacağı anlaşılıyor. Ayrıca Uygurlardan oluşan Türk-İslam Birliği ve benzer silahlı grupların tavrı da etkili olacak.

Yazıyı Hürriyet'te okumak için TIKLAYIN