Bahçeli'nin "titreyip kendine dönmesi" an meselesi diyen Hakan Aygün’ün canlı yayında yaptığı açıklamalar şöyle:

“Bugün Bahçeli'nin rutine bindirdiği sert grup konuşmalarından birini dinledim... Bazıları garip bulabilir ama severim Bahçeli'yi, samimi bulurum, dürüst bulurum, vatansever bulurum... Sempatik gelir bana...

Tüm konuşmalarını da bu ''pozitif önyargımla'' dinlerim, hep ''bir bildiği vardır ki böyle söylüyor'' diye düşünürüm, anlamaya çalışırım...

Mesela Ekmeleddin İhsanoğlu'nu CHP'nin başına ''musallat etmesi'' önemli bir hamleydi... CHP'yi muhafazakar çevreyle barıştırmayı düşünmüş olabilir'' dedim hep kendi kendime... CHP'nin dini muhafazarlık tarafında hep bir eksiklik vardır veya oradan üzerine gidilir hep ya, sanki o yaraya ''neşter atmak istedi'' diye düşünmüşlüğüm vardır...

SERT TAVIRLARINA ALDIRMAM ÇÜNKÜ "ANİ DÖNÜŞLER" YAPABİLİR

Bahçeli mesela bugün yine çok sert konuştu... Ama ben Bahçeli'nin ''sert tavırları''na pek aldırmam, çünkü Bahçeli kendince gününe göre ayar verir, sonra ''ani dönüşler'' yapabilir... Bugünkü HDP'lilerin öncüllerine en sert seslenişlerini yapıp, Meclis'in açılışında ise ''nezaketle ayağa kalkıp'' Ahmet Türk ve benzeri Kürt milletvekillerinin ellerini sıkıp, ''merhabalaştığını'' görmüşümdür...

Bahçeli'nin sertliği, bir gün AKP'yi ve Erdoğan'ı vurur ama; gün gelir ettiği lafları siler, CHP'yi ve Kılıçdaroğlu'nu vurur bu kez... Bence kendince bir ''totolojisi'' var...

BİR GECE ANSIZIN AKP TARAFINA GEÇMESİNİN DE BİR MANTIĞI VARDI

Bir gece ansızın, ''Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemini'' önerip, AKP'nin tarafına geçmesinin de bir mantığı vardı kuşkusuz, hep bu mantığı anlamaya çalıştım... FETÖ'nün darbe girişimi gerçekleşmişti, AKP Kürtler ile açılım hayalleri peşinde koşuyordu... Bahçeli'nin ''müdahale'' zamanı gelmişti... ''AKP'ye daha doğrusu Erdoğan'a, ''Kürtlerle dans'' seçeneği yerine, ''MHP'yle dans'' seçeneğini sundu.. Kürtlerden doğacak boşluğu doldurma vaadi verdi... Böylece Erdoğan'ı hem ''İslam ümmetçiliğine'' karşı hem de ''Kürt açılımına'' karşı kontrole alacaktı...

Evet o sıralar Akşener MHP'yi ele geçirme noktasına geldiği için kendi siyasi hesapları da vardı; bir taşla iki kuş vuracak, yargıdan Akşener aleyhine kararları da çıkartacaktı ama Devlet Bey'in ''devletlü'' tarafını yine de ıskalamamak lazım..

BAHÇELİ BÖYLE BİR SANRIYA KAPILDI AMA TUTMADI

Kendisini hep anlamaya çalışıyorum ya; Bahçeli hep şöyle düşündü; ''Elimdeki MHP'nin seçmen tabanı AKP'ye daha yakın... Ekmeleddin benim adayımdı, CHP'liler bile istemeye istemeye oy verdi, ama benim seçmenim gitti Erdoğan'a oy verdi... Demek ki AKP ile MHP arasındaki oy geçişkenliği daha fazla... Bu AKP'de gidici... Ben o tarafta durursam, AKP'den kaçan seçmen bana gelir!...''

Böyle bir ''sanrıya'' da kapıldı Bahçeli... Ama bu hesap tutmadı... AKP'yle  izdivacın MHP'ye yaramadığını, MHP'den kopup AKP'ye karşı muhalefete geçmenin ise İyi Parti'ye fazlasıyla yaradığını çok net görüyoruz...

Biz görüyoruz da, Bahçeli ne kadar görüyor bilmiyoruz... Bu sorunun yanıtı çok önemli... Çünkü Bahçeli ''yeni bir şey gördü'' mü, anında ''yeni bir pozisyona'' geçebilir... Emin olun, her an geçebilir... Nasıl bir gecede, bizler ne olduğunu anlamadan bir gecede, ''Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'' önerip, Erdoğan'ın yanına geçtiyse. Nasıl bir gecede Ecevit'in başbakanlığındaki ANAYOL-SOL hükümetini bitirdiyse, bir gecede de ''AKP ile izdivacı'' bitirebilir...

TİTREYİP KENDİNE DÖNMESİ AN MESELESİDİR

Bahçeli'nin bir gece titreyip, ne zaman kendisine döneceğini merakla bekliyorum... Çünkü, ne zaman ''aşırı iddialı'' bir şekilde bir şeyin arkasında duruyorsa; ben anlıyorum ki, iç dünyasında büyük sıkıntılar yaşıyor ve ruh halini dışarı vermemek için ''çok daha net ve çok daha sert'' bir dille taraftarlığını sürdürüyor... Çünkü söylediğine inanılmasını istiyor, ''yavaş tonda'' konuşursa, kitlesini inandıramayacağını düşünüyor...

Naçizane görüşüm, Bahçeli'nin ''titreyip kendisine dönmesi'' an meselesidir.... Niye bu ''titreyip kendine dönme'' lafını kullanıyorum?

Ülkücü camianın efsane lafıdır: ''Ey Türk titre ve kendine dön!...'' Türkçü-Turancı jargonun demirbaşıdır... Bahçeli'nin kimliği de, bu sloganın etkisiyle oluşmuştur... Önce ''titrer kendine döner'', sonra da titretir... Bahçeli'nin ''kişisel tarihine'' bakarsak, hep görürüz bunu!

ORHUN YAZITLARI'NDAN ÖRNEK

Moğolistan'a gittiğimde, Ulanbatur'dan aldığımız mihmandarla Orhun Yazıtları'na da gittim...Nasıl gitmem!... Türk tarihinin ilk yazılı kaynağı olarak kabul edilir bu yapıtlar, şüphesiz; tartışmalı da olsa Türk Tarihinin bilinen en önemli yazılı kaynağıdır.

O zamanlar Moğolistan'ın başkenti Ulanbatur'un ana karayolu, beş on kilometre.. ''Zart'' diye asfalt bitiyor... Bozkırda, tek bir yol levhası yok... Tangır tungur hoplaya zıplaya, Orta Asya steplerinde gidiyoruz... Şöför tahmini gidiyor, güneşe göre mi yön tayini yapıyor, her neyse, bilemiyorum...

İki-üç saat sonra vardık. Önce bende tam bir hayal kırıklığı, bozkırın ortasında üzeri yazılı bir taş parçası!... Şimdilerde daha korunaklı halde ama, gittiğim zaman etrafı basit şekilde çevrilmiş... Çeviren de Türk Dışişleri... Bir Moğol ailesine maaş vererek, emanet etmişler, onlar koruyup kolluyor.... Etrafta kurt ulumuyor, kuş uçmuyor... Bir kaç kilometre ilerde, bekçilik yapan Moğol ailenin kıl çadırı var... Oraya da gittim, bildiğiniz Orta Asya çadır hayatı.. Tek göz çadırda tüm ataerkil aile yatıp, kalkıyor...

Koskoca yolu, bir ''taş parçası''nı görmeye gitmiştim. Ama taş parçasının üzerindeki Göktürk alfabesiyle yazılmış metinlerin değeri, biz Türkler için tarihi önem atfediyordu... Koca bozkırın ortasındaki bu anıttan, üzerinde yazılı olan öğütleri de düşündükçe, etkilenmemek mümkün değildi...

KUŞKUSUZ BAHÇELİ DEFALARCA KEZ OKUMUŞTUR

“Ey Türk Titre ve Kendine Dön” sözü karşımda duruyordu. Gerçi tam çözülemeyen bir alfabe olduğu için, üzerindeki metinde direkt ''Ey Türk titre ve kendine dön'' sözünün edilip edilmediği belli değildi ama, Bilge Kağan'ın öğütlerinin genel mana ve anlamı o lafa çıkıyordu....

Kuşkusuz Bahçeli, bu öğütleri defalarca okumuştur... Atatürk bile okumuş, ''milli devleti yaratırken'' ve Arapça-Farsça ağırlıklı Osmanlıcadan öz Türkçeye doğru yolculuğa çıkarken, Orhun Yazıtları'ndan esinlenmiştir...

Bilge Kağan'ın öğütlerinin izlerine, Atatürk'ün ''Büyük Nutku'nda da rastlanıldığı genel kanıdır.... Siyasetname niteliğinde olup sonraki kuşaklar için “öğütler” içeren Bilge Kağan'ın öğütleri gibi, Atatürk'ün ''Büyük Nutku'' da öğütler içerir. Yazılış mantığı aynıdır, içerik de modernleştirilmiş halde benzerdir....

Atatürk, Bilge Kağan’ın topyekûn Türk Milleti’ne hitap etmesinden etkilenmiş ve büyük nutkunu sona erdirirken böyle bir hitapta bulunmaya karar vermiştir. “Ey Türk Budunu”  ile  “Ey Türk Gençliği”  arasında özde hiçbir fark yoktur.

ORHUN ABİDELERİ'NDEKİ ÖĞÜTLERİ AL VUR BUGÜNÜN TÜRKLERİNE

Atatürk gibi Bahçeli'nin konuşmalarında da izlerini hissettiğim, Orhun Abidelerindeki öğütleri, al Göktürk'lerden vur bugünün Türklerine der, tek geçerim... Sizi çok lafa boğmamak için, taşa kazıttığı Tük milletini derleyip toplayacağını düşündüğü öğütlerini arada bazı cümleleri atlayarak paylaşayım:

''Ey Türk halkı ve beyleri,daha önce yanıldığınız gibi; yine yanılabilirsiniz!

Bilgisiz, ülküsüz, kötü kağanlar, tahta oturmuşlar ülke huzur bulamamış.Tabii buyrukları da bilgisizce, korkakça, ürkekçe ve kötüymüş,

Vezirleri de onların kendileri gibi bilgisiz, ülküsüz ve katıymış. Ülkenin düzenini, ulusun töresini bozmuşlar, bunu gören beyler üzülmüş,

Ardından beyleri, yöneticileri ve halkıyla beraber bütün millet bozulmuş. Hepsi geçimsiz, düzensiz, bilgisiz ve korkak bir hal almışlar,

Sonra uygunsuz, uyumsuz, hak, hukuk tanımaz hale gelmişler.

Sakın ola ki, milletimi ezmeyin, üzmeyin, incitmeyin!

Ona sıkıntı vermeyin, eza, cefa etmeyin! Acı çektirmeyin,kenara itmeyin! Milletimi sıkmayın, sıkıştırmayın, Milletime yük olmayın!

Üzerinden ağır yükleri kaldırın! Onlara bahane bulmayın.

Sağlam bir düzene oturtulmuş,iyi bir ülken, devletin, tören vardı. Üstten gök yıkılmasa, alttan yer yarılmasa sana kimse yan bakamaz

Senin imparatorluğunu kimse bozamaz, töreni ve devletini yıkamaz. Ey Türk, silkin ve kendine dön! Hatalarından vazgeç ve pişman ol!''

İşte böyle,,,, al Göktürkler'in yaşadıklarını, vur bugünkü Türklerin haline... Atatürk, Bilge Kağan'ın öğütlerini kendi dönemine uyarlamıştı... Sayın Bahçeli'nin de uyarlamasının zamanı geldi de geçiyor...

Bakınız, Bahçeli'nin önünde bugün sadece tek engel var... MHP'den kopan İyi Parti'nin, muhalefetin oluşturduğu Millet ittifakı'nda yer alması... CHP'nin de o süreçte milletvekili tasfiyesi yapıp, İyi Parti'nin seçimlere girmesini ve yok olmamasını sağlaması!... Bu psikolojik bir engel ama, aşılmayacak bir engel değil... Hele de ülke bu haldeyken hiç aşılamayacak engel değil...

Bahçeli'nin yeni bir ''vites atması''nın zamanı geldi... Çünkü Türkiye'nin bugünkü en önemli sorunu, ''kutuplaşma''dır, eski Türk jargonuyla ''birliğini-dirliğini yitirmeye doğru'' gitmesidir... Bahçeli'nin bu gidişatı görmemesi imkansızdır... 

Gelinen noktada ''Bilge Kağan'ın öğütlerini'' dinlemek ve ''Bilge Kağan'' gibi davranmak zorundadır... Bu ülkenin tüm liderleri, bu ülkenin çocuklarıdır... Çocuğa'' bile ''hain'' lafını kullandırtmakla, birbirimizi ''hain'' olarak suçlamadaki ''ince çizgi'' de aşılmıştır...

Kim kime göre hain, niye hain? Neler oluyor bize? ''Bilge Kağan'ın öğütlerini'' niye yine unutur olduk?

''Ey Türk titre ve kendine dön'' lafı, ne güzel bir laftır... Artık ''titreme ve kendimize dönme'' zamanıdır...

Ben Bahçeli'ye hala güveniyorum!”