CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) Ana Bina Toplantı Salonu'nda basın toplantısı gerçekleştirdi.

Özgür Özel, TBMM'de bütçe görüşmelerinde çıkan gerilim, bütçe görüşmeleri ve AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Katar ziyareti hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Özgür Özel, burnundaki bandajın geçirdiği bir ameliyat nedeniyle olduğunu ifade etti. 

"ÇAREYİ KÖRFEZ ÜLKELERİNDE BULUYOR"

Özgür Özel'in açıklamasının satır başları şöyle oldu:

Adalet ve Kalkınma Partisi, ekonomide gemiyi kayaya oturttukça, çareyi Körfez ülkelerine gitmekte ya da Körfez ülkelerinden birilerini burada ağırlamakta buluyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin emiri gelmişti ve burada alkışlar arasında bakanların biri oturdu, biri kalktı ve anlaşma imzalandı.

"BİZ UTANIYORUZ"

Elimdeki gazete 6 farklı tarihte Birleşik Arap Emirlikleri’nin 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin finansörü olarak ifade etmektedir. Şimdi ekonomide sıkıştıktan sonra dolarla terbiye olmuşlar. Biz utanıyoruz. Biz eğer devletin kurumları, Milli İstihbarat Teşkilatı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Birleşik Arap Emirlikleri'nin darbe finansörü olduğunu biliyorsa, 10 milyar dolar o da gelmiş bir para değil, geleceği vaat edilen bir para için bu geri vitesi kabul etmek mümkün değil.

O zaman sorarlar: Bu emir, darbenin finansörü 10 milyar dolarla geliyorsa, bu işin tarifesi emir için 10 milyarsa, darbenin başındaki Amerika'daki planlayıcıları için kaçtır? Fethullah Gülen'in bizatihi kendisinin gelip de kırmızı halılarla, turkuaz halılarla karşılanması için tarife kaçtır? Bunu her mecrada sorduk.

Dünyada kimse Türkiye'ye dolar vermezken, swap açmazken Katar veriyordu ama biz de Katar'a en kıymetli varlıklarımız dan bir tanesini, Tank-Palet Fabrikasını neredeyse bilabedel veriyorduk. Bu kadar kıymetli ve stratejik bir kurum Katar'a verildi. Önce Türkiye'de bir yandaşa verildi, sonra o yandaşın kendi ifadesi ve talebiyle zengin ortaklar bulundu ve sonra da Katar'la beraber bu işin peşine düşüldü.

ASELSAN VE HAVELSAN İDDİALARI

ASELSAN ve HAVELSAN, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bir kısmı ya da tamamı verilebilir, satılabilir diye. Bu hale düşmek, o "milli duruş, milli duruş" diyenlerin Türkiye'yi bu hale düşürerek milli onurumuzu, ulusal onurumuzu nasıl zedelediklerini ve kötü ekonomi yönetiminin artık Türkiye için nasıl gerçek bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini de görmek lazım.

Şimdi sen ‘Ben Kavala kararını tanımam’ deyince, Almanya'dan, Fransa'dan yatırımcı gelmiyor tabii. Dünyanın gelişmiş demokrasilerinden yatırımcı gelmiyor, Katar ve Arap Emirlikleri ile el ele, diz dize, göz göze kalıyorsun orta yerde. Seçim bölgem, memleketim Manisa'ya Volkswagen geliyordu. Bu kuru inat, ey Merkel'lerden, Kavala'yı bırakmamlardan Deniz Yücel'i salmamlardan bu noktalara kadar geldik. Gittiler, o yatırımı başka bir ülkede yaptılar. Şimdi gelecek olan Volkswagen'i kaçırmaktan, eldeki ASELSAN ve HAVELSAN'ı Birleşik Arap Emirlikleri'ne kaptırma noktasına geldik artık.

Rezaletin bini bir paradır. Kıbrıs Rum Kesimi'yle Katar anlaşmış. Petrol çıkaracaklar, petrol arama işini Katarlı şirkete vermiş Kıbrıs Rum Kesimi. Bu alan bizim Libya ile yaptığımız, Meclis'ten de hızla ve oybirliğiyle geçirdiğimiz, Münhasır Ekonomik Bölge'nin de sınırlarını ihlal ediyor. Bakın siz Katar'a Tank-Palet'i veriyorsunuz. Katar katar yanınızda, konvoy konvoy işadamlarıyla, bakanlarla katar, katar, Katar'a taşınıyorsunuz ve Katar sizinle burada bu pazarlıkları yaparken, dolarla da sizi terbiye ederken, arkadan Kıbrıs Rum Kesimiyle petrol arama anlaşması yapıyor. Rezaletin dip noktasındayız.

ERDOĞAN'IN STOKÇULUK AÇIKLAMASINA YANIT: "BECEREMEDİYSEN BIRAKIP GİDECEKSİN"

Ayrıca Ak Partililerin deyimiyle beyefendi uçakta ekonomik durum kötü, stokçular suçlu. Her şeyde iyi yapılan işleri Ak Parti yapıyor, berbat olan her şeyde bir başkası suçlu. Şimdi de stokçuluk varmış memlekette. Sonra da devam etmiş, diyor ki: ‘Stokçuluk bizim dinimizde haramdır.

Stokçuluk yapanın tepesindeyiz.’ Yahu bir ülkede stokçuluk varsa, kötü yönetim var demektir, ekonomi kötü yönetiliyor demektir, fiyat istikrarı yok demektir. Malı piyasada az yapan da, malın fiyatını yarına fahiş yapan da kötü ekonomi yönetimidir. Bir ülkenin başbakanı, cumhurbaşkanı 20 yıldır ülkeyi yönetecek, o ülkede 20 yıl sonrası stokçuluk baş gösterecek, o da çıkacak stokçuyu hedef gösterecek. Hedef sensin, suçlu sensin, sorumlu sensin.

2 Ekim 2018: ‘Stokçular tarafımızdan belirlenirse, kimse kusurumuza bakmasın’ falan diye tehdit ediyor. 5 Kasım 2020: ‘Üreticiyi de tüketiciyi de mağdur eden bu stokçuların canına okuyacağız, göz yummayız’. Yani 4 yıldır stokçular var, hedef gösteriyor ama hiçbir şey yapmamış, bugün bir daha söylüyor. Ekonomiyi yönetmeyi beceremediysen, bırakacaksın, gideceksin.

"ANLAMADIYSAN SANA DAHA NE KONUŞALIM?"

Erdoğan'ın TÜİK ile ilgili beyanlarını vallahi gençlere Z kuşağına şikayet edip, bırakıp kaçmak istiyorum buralardan. Yani böyle bu kadar espri yeteneğinden yoksun, hani böyle gençler arasında birisi böyle bir espriyi anlamaz, amma kalın kafalısın derler ya hakikaten.

Yok efendim Siirt kalabalıktı, bilmem ne. Genel Başkan da, ‘Kimden aldın rakamları, TÜİK’ten mi?’ diyor. Bu da dönmüş: TÜİK o rakama bakmazmış, TÜİK o sayıyı saymazmış. Kardeşim işin içindeki TÜİK'e göndermeyi, rakam çarptırma işinde TÜİK uzmandır esprisini anlamadıysan, sana daha ne konuşalım ya?

"BU KARARI TANIMAYAN KENDİSİNİ TANIMAZ"

Diyor ki: Avrupa’nın Kavala ve Demirtaş kararlarını tanımadığını ifade etmiş. Şimdi bu Recep Tayyip Erdoğan'ın kendini inkardır, kendisini inkardır. Niye? Sen kimsin? Cumhurbaşkanıyım... Neye göre? E Anayasa'ya göre. Ben Anayasa'ya göre aday oldum, seçildim, Anayasa'nın ilgili maddesine göre ant içtim, cumhurbaşkanı oldum, yetkim buradan.

Peki bu Anayasa uluslararası anlaşmaların, kanunların üstünde olduğunu söylüyorsa, bu Anayasa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne atıf yapıyorsa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarını Türkiye bu Anayasa'ya göre kabul ettiğini beyan ediyorsa, bu kararı tanımayan kendisini tanımaz.

Anayasa'nın benle ilgili maddelerine eyvallah, senle ilgili maddelerini ben tanımıyorum. Böyle bir şey yok. Bugün ‘Kavala ve Demirtaş kararlarını tanımıyorum’ demek, kendisinin anayasal meşruiyetini tanımadığını söylemektir.

EKONOMİK KRİZ

Şu an dünyada sıcak para akacak yer arıyor, hiç hak etmedikleri mecralara gidiyor bizim yüzümüzden. Bize gelebilecekken, Tayyip Erdoğan yüzünden bambaşka mecralara akıyor.

Tayyip Erdoğan, bunları söyledi, hukuk tanımamazlık yaptı diye kur artıyor. Yatırımlar bambaşka mecralara artıyor. Onun döneminde zenginleşmiş iş adamları da yurt dışında kaynak transferi yapıyor. Tek sebebi kötü yönetim. 

Ortasındayız korku filminin. Dolar 20 lira da olur 25 lira da olur. Asgari ücrete kaşıkla vereceksiniz. Bu ifadelerle kepçeyle götürecek. Yazıktır, yapmayın. Bu ülkeye acıyın. 

ERDOĞAN'A HELALLEŞME YANITI

Cumhurbaşkanı’nın helalleşmek üzerinden bir beklentisi varsa, o helalleşeceklerimizden değil, hesaplaşacaklarımızdan. Kendisi, damadı, atadığı, sonra Yüce Divan'dan kurtardığı 4 bakan, Yüce Divan'a hak ettiği halde göndermediği Ruhsar Pekcan, Suçişleri bakanı başta olmak üzere, hesaplaşacaklarımızdandır kendileri.

Öyle helalleşme üzerinden böyle Japon balığı gibi dolaşmasın. İkincisi; ya neyi anlamıyormuş da, hangi hareketmiş de, neyi üstüne almış, ben gerçekten anlamıyorum. AK Partililer, oradan bir ikisi ‘vay bize hareket yaptı, hareket çekti, hareket çekti.’ Gidelim içeri, gittik...

Bir kere bir konuşma, bir hareket, lafzı ile bir bütün; vatandaşın sırtına yükü bindirdiniz. Açtık VAR'ı oynattık da oynattık. İzledikçe ben de diyorum ki: Dikkatli dinleyin. Hani kaç kere dedim bilmiyorum, 20 kere, 30 kere. Herkes gördü ki, Genel Başkan vatandaşın sırtına yüklediniz diyor, elinin de sırtına vuruyor. Yoksa ceza teklif ediyordu Mahir Ünal. İçeriden çıktık, baktık, görüntüyü gördüler; çıkalım bunu izah edelim. Çıktık, izah ettik. Ak Parti bu durumu dinledi, grubu dinledi. İlk defa girerken 1-2 homurtu, cümle bitince var mı itiraz? Yahu bir de yapılmamış bir hareketi yapılmış saysan da onu üstüne alsan, bunun sana ne faydası var?

ÖZGÜR ÖZEL'DEN SÜLEYMAN SOYLU'YA: "DAHA NE KADAR ÇİRKİNLEŞEBİLECEĞİNİ TAKİP EDECEĞİZ"

Bugün uyanıkça yazılmış bir senaryonun genel kurul ayağını izliyoruz. İşin senaristi ve başrol oyuncusu aynı kişi. Tek kişilik dev kadro, çünkü kendisini sahiplenecek bir ekip bulmak zor; bu kadar ayıbı, bu kadar yanlışı, bu kadar suçu... Suç işleri bakanı burada komisyonda oturur oturmaz şöyle yapmıştı: Ne bakıyorsunuz?

Bana kaş göz yaptın, ona laf, buna laf kavga ve bütün gün komisyonda sürekli kavgayı provoke etmişti. Bugün de havada uçuşan laflarla ortamı geriyor, geriyor, geriyor, kavga çıkarıyor. Şimdi biz tabii bunu içeride de izah ettik, kendisi de Meclis Başkanvekili tarafından çağrılarak uyarıldı.

Haydi bakalım ortam gerilsin, kavga olsun, Süleyman Bey Ak Parti tarafından savunuluyormuş görüntüsü olsun. Ah ah, ah ah... Keşke bu süreçler bir geçse de bugün burada onun çıkardığı o kavgada Ak Partililer ne düşünüyor, bir gerçekten anlatabilseler, söyleyebilseler. Takip edeceğiz; Süleyman Soylu ne kadar çirkinleşebilir, daha neler yapabilir? Siyasi tarih açısından kayda geçiriyoruz, dikkatle izliyoruz ama tükenmiş bir iktidarın, tükenmiş ve suça batmış bir bakanının bugün daha ne kadar çirkinleşebileceği konusunda haddi hududu tahmin etmekte zorlanıyoruz, takip edeceğiz.”

ADAYLIK TARTIŞMASI

Riskli bir adaylık biz de istemeyiz. Bu seçimlerde alınacak bir riski ben de de görmüyorum.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI ALİ ERBAŞ'A TEPKİ 

Stokçuluk açıklamasından 1 saat sonra yapınca açıklamayı Erdoğan'ın çantacısı durumuna düşüyor. Şunu söylesin Diyanet İşleri Başkanı: Komşun açken tok yatan bizden değildir. Hepimizin asgari ücretli komşuları var, desin. Müslümansanız asgari ücrete ona göre zam yapın, işçiyi emekliyi süründürmeyin, desin. Hesap yapsın bir ailenin karnı kaça doğuyor diye. Dinimizce bunun altında asgari ücret vermek, emekli maaşı vermek caiz değildir desin. O zaman dinin geeğini yapan Diyanet İşleri Başkanı diye önünde saygıyla elirim.

Uçaktan gelen tape kaydını bekle, fetvayı ver. Bunu yapan Diyanet İşleri Başkanı takip etmesi gereken izi kaybetti demektir.