CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, KİT Komisyonu CHP Grup Sözcüsü İzmir Milletvekili Atila Sertel, KİT Komisyonu Üyesi Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz ile birlikte TBMM’de basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına HDP İzmir İl Başkanlığı’na yönelik düzenlenen ve bir kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyı kınayarak başlayan Altay, “İzmir HDP İl Başkanlığı'na yapılan saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Hayatını yitiren parti görevlisine Allah'tan rahmet diliyorum. Bu tür saldırılara karşı devletin ve güvenlik kuvvetlerinin azami tedbiri alması bir zaruret haline gelmiştir.

Siyasetçilerin parti binalarında, sokaklarda, sahalarda can güvenliği kaygısı taşıyor hale gelmesi, bu hükümetin ayıplarının belki de en büyüğüdür. Namuslu siyasetçiler için artık can güvenliği tehdidi, parti genel başkanları düzeyinden il, ilçe binalarına kadar indi. Genel Başkanımıza yapılan linç girişimi, sayın Akşener'e yapılan Rize saldırısı; vahim olan da bu linç girişiminin suçlusu olarak hükümetçe Genel Başkanımızın ‘oraya niye gitti?’denmesi.

Meral Hanım'la ilgili ‘az bile yapmışlar’ ifadeleri bu tür saldırıları teşvik eder, tahrik eder. Yani Erdoğan muhalefete yönelik saldırıları teşvik ve tahrik ediyor. Buradan söylüyorum, bu bir suçtur. Bizim ceza kanunlarımıza göre insanları suça sevk etmek ayrıca bir suçtur” dedi. 

Altay, şu değerlendirmelerde bulundu:

''20 GÜN NEDEN SESSİZ KALINDI?''

“TBMM Başkanımız bu günlerde iki arada bir derede. 24 Mayıs'ta biz kendisine Sayın Genel Başkanımızın ilk imzasıyla 136 imzalı bir mektup yazdık. İçişleri Bakanı'nın 10 bin dolar alan siyasetçiyi açıklaması konusunda Meclis'in üstüne bir görev düştüğünü söyledik. 27 Mayıs'ta, bizden 3 gün sonra Sayın Şentop, İçişleri Bakanı'na bir mektup yazdı, bu ismi istedi.

Biz de Meclis Başkanımıza çok teşekkür ettik, gecikmeli de olsa Meclis'in itibarı noktasında harekete geçtiği için. Sonra ne oldu? 20 günlük sessizlikten sonra dün Sayın Süleyman Soylu ile Sayın Mustafa Şentop bir görüşme yaptı. 20 günlük sessizlik... Keşke bu görüşme bizim 24 Mayıs'ta mektubu yazdığımız gün yapılabilseydi, olmadı...

Bugün ise geldiğimiz noktada bizim yazımıza verilmiş bir yanıt hâlâ yok. Meclis Başkanımızdan öncelikle ana muhalefet partisi genel başkanının kendisine yaptığı başvuruya, yazılı başvuruya mümkünse yazılı bir yanıt bekliyoruz. İçişleri Bakanı'nın Meclis Başkanına bir yazılı belge verdiği iddia ediliyor. İddialar üzerinden yürümeyi çok sevmem ama bu iddialar gün içinde biraz yoğunluk kazandı. Böyle bir durumda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı'nın bu belge doğrultusunda önce Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı’na, sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nu, dolayısıyla aziz milletimizi somut bir şekilde bilgilendirmesi bir zorunluluktur.

İçişleri Bakanında, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kendisini çağırmasına gerek yok. Gidip bu ismi ihbar etmesi, o makamda oturmanın gerektirdiği bir sorumluluktur. Yani esasen herkesin görevin getirdiği, gerektirdiği niteliklere uymaya, sahip olmaya davet ediyoruz. Burası muz cumhuriyeti değil.

''6500 SAVCI ÖLÜ TAKLİDİ YAPIYOR''

Sadece Meclis Başkanı ve İçişleri Bakanını göreve davet etmiyoruz, cumhuriyet savcılarımızı göreve davet ediyoruz. 6 bin 500 tane savcı var Türkiye'de, az değil. 143 tane de başsavcı var, az değil. Fakat Sezgin Baran Korkmaz denilen zat bir rüşvet olayını anlatıyor. Rüşvet şikayete tabi bir soruşturma değildir arkadaşlar. Böyle bir iddia ortaya dolaşıyor ise bir savcının bununla ilgili resen soruşturma başlatması lazım. 6 bin 500 savcı var, 6 bin 500'ü de ölü taklidi yapıyor.

6 bin 500'ünün de saray tarafında gözü, ağzı, kulağı, eli, ayağı bağlanmış. Böyle demokrasi olur mu? Böyle bir tablo içinde Türkiye'de adalet, derin bir uykuda, derin bir uykuda. Merkez Bankası süreci, Ruhsar Pekcan süreci, Ziraat Bankası-Demirören süreci, 10 bin dolar süreci, 10 milyon Euro süreci; hepsi şikayete bağlı olmadan resen soruşturma yapılabilecek işlerdir. Ülke haramilerin ve eşkıyanın cirit sahasına dönmüştür.

''HAK HUKUK ADALET YARGI REFORMU''

Böyle bir tabloda Adalet ve Kalkınma Partisi, dördüncü yargı paketini Meclis'e sunacak. Pakete gerek yok. 6 bin 500 savcıyı özgürleştir, yeter. Paket isteyen yok senden. Evet, mevzuatta yapılması gereken çok iş var. Biz de 12 ayrı kanunda 189 maddede değişiklik içeren 12 ayrı kanun teklifini Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilleri Özgür Özel, Engin Özkoç ve benim imzam, ilaveten Anayasa, Adalet ve İnsan Hakları Komisyonu üyelerimizin imzasıyla Meclis Başkanlığı'na sunduk.

Paket istiyorsanız, yargıda bir dürüstlük, bağımsızlık, adalet istiyorsa AK Parti gerçekten, bizim verdiğimiz 189 maddelik 12 ayrı kanun teklifinde bunların alayı var. Haydi gelin, bunu çıkaralım.

''6 TİP HARAMİ TALAN EDİYOR''

Türkiye, fakirden alıp, zengine veren dünyadaki sözde tek demokrasi ülkesi haline geldi. Hiçbir demokraside fakirden alınıp, zengine verilmez. Eğer demokrasi varsa, yoksa olabilir. Yok ki bunlar oluyor Türkiye de. Nasıl oluyor? Şimdi bugün size 6 tip harami açıklayacağım. Türkiye'de 6 tip harami var.

Bu haramilerin başı da saray ve bazı haramiler için Türkiye'de doygunluk noktası pik yaptığı için yeni arayışlar var. A tipi haramiler; biz bunlara beşli çete diyoruz, beşli çete... Türkiye'yi kuruttular, Türkiye kurudu, Azerbaycan'a gittiler şimdi. Beyefendi: ‘A Cengiz aradı beni şantiyede’ falan. Bu ne laubalilik ya!

Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı şantiyede, müteahhitle, işadamıyla, çete mensuplarıyla görüşüyor, yanında Azerbaycan Cumhurbaşkanı. Ne oluyoruz ya? Doymadınız mı kardeşim? 220 milyar liralık  ihale ile bu beşli çete dünyadaki en çok ihale alan 10 firmanın içinde, 10 firmanın. Şimdi Türkiye kurudu, Azerbaycan'a götürdü beyefendi beşli çeteyi. Ne olacak şimdi?

Azerbaycan'ı kurutacaklar. Milli Takım yenilgilerinden üzülüyoruz, beşli çete dünyada ilk 10'da. Azerbaycan'daki işlerle birlikte hamdolsun beşli çetemiz dünyada ilk 5'e, 1-2-3-4-5 diye boncuk gibi dizilecek. Ne diyoruz bunlara? A tipi haramiler.Bir de B tipi haramiler var. Bunlar şöyle; çift maaş normal, trend 3-4 maaş. Bir bakalım, bu ülkede emeklilerin ortalama maaşı 1500 lira. Bu ülkede asgari ücret 2 bin 825 lira. Bu ülkede 27 yıllık bir öğretmen 5 bin 300 lira maaş alıyor, 5 bin 300 lira. Uzman doktor 7 bin 100 lira maaş alıyor. Şehit olmaktan değil, emekli olmaktan korkan kahraman Türk polisi, Türk astsubayı 6 bin lira-7 bin lira alıyor.

Birinci derecedeki bir hakim, adaletin terazisini tutan hakim 17 bin lira alıyor ama B tipi haramilerin en düşük maaş alanı 39 bin, en düşük. Bu da çok az. Bunların ortalama maaşı 74 bin. Yüksek alanları var bir de, çok özel kollananları. Onlarda 176 bin lira alıyor. Birisi gariban, bu ülkeye 30 yıl çalışmış, hizmet etmiş emekli bin 500 TL, B tipi harami en düşük 39 bin alıyor.

39 bin alan B tipi harami de AK Parti yenisi; eskisi değil yenisi. Harami bitmiyor, bir de C tipi harami var. Bunlar mafyadan düzenli olarak aylık para alanlar, yeraltı örgütlerinden. Düzenli komisyon alanlar var, düzenli tatil yapanlar var ve düzenli seçim kampanyasına bağış alanlar var yeraltı örgütlerinden. Bunlara ne diyoruz? C tipi haramiler diyoruz.D tipi haramiler var.  Onu sonra anlatacağım.  E tipi haramiler var. Bunlar Merkez Bankası döviz rezervlerinin ucuza kapatılmasıyla, arka kapı ilişkileriyle, kur manipülasyonlarıyla bir gecede milyarder olan haramiler.

128 milyar doların arka kapı ilişkileriyle önce satılması, sonra bir siyasi olay patlatılıp, kuru arttırıp, adamları bir gecede milyarder yapan bir yönetim var. Bu yönetimin bu yolla zenginleştirdiklerine de ne diyoruz? E tipi haramiler diyoruz.Bitmedi, bir de F tipi haramiler var. F tipini biliyoruz hepimiz. F tipinden de beslenmeyi becerdi bunlar. Bunu nasıl yaptılar? Bunu şöyle yaptılar: Önce bu F tipine ne istedilerse verdiler, sonra, 15 Temmuz Darbesinden sonra dediler ki: ‘Gel bakayım sen buraya, bak seni bu ilişkini biz biliyoruz ha.

Sen şu okulu bize devret, şu plazayı bize devret, şu şirketi bize devret, şu marketi bize devret. Seni cezaevine değil, sokağa salalım.’ Bunlara da ne diyoruz? F tipi haramiler diyoruz. Şimdi D tipini niye ayırdık, şunun için ayırdık. Deniz Yavuzyılmaz burada, Atila Sertel burada; Orhan Sümer, Mustafa Tuncer, Aykut Erdoğdu, Baha Ünlü, Kemal Zeybek, Ahmet Kaya Kit Komisyonu’ndalar.  Bu 8 arkadaşımız aylardır bir mücadele veriyorlar.  Ziraat Bankası'nın 750 milyon dolarının hesabını komisyonda soruyorlar. Sorabiliyorlar mı, şimdi onu açıklayacak arkadaşlarım. Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olmaz. Ziraat Bankası'ndan 750 Demirören'e, Vakıfbank'tan 750 Sabah-ATV alımı için Çalık'a, Varlık Fonundan 1 milyar 670 milyon finans merkezindeki konsorsiyuma. Hamdolsun gidiyor paralar, paralar gidiyor. Kardeşim para benim değil ama senin de değil, para milletin, para devletin. Yapamazsın bunu, peşkeş çekemezsin. Meclis; bu devletin, bu ülkenin bütçesini yapan Meclis, bu hesabı sormak için, denetlemek için var. Arkadaşlarımızın istedikleri belgeye ulaşmaları yasa gereğidir.

Ama bu belgeler saklanıyor.  A tipi, B tipi, C tipi, D tipi, E tipi, F tipi haramileri saydım. Bunların yaptıkları ortada, milletin hali ortada.  Bu haramiler Moğollara, Timur'a, Haçlılara rahmet okutur. Biz bu toprakların soyulmasına göz yummayacağız. Devleti ganimet gören kafadan Türkiye'nin kurtulması için elimizden geleni yapacağız. Devlet ganimet değildir.

''MAFYA-RÜŞVET  MÜSİLAJINI SEÇİM TEMİZLER''

Siyaseti, devleti, toplumu, mafya ve rüşvet müsilajından kurtarmak için Türkiye'nin bir an önce seçime gitmesi lazım. Milletin hakemliğine gitmek lazım. Devlet soyuluyor, siyaseti, devleti rüşvet ve mafya sarmış diyoruz, vatandaşlar diyor. Yönetenler de, ‘hayır, biz burada oturacağız’ diyor.

Gideceksiniz kardeş; paşa, paşa, paşa seçime gideceksiniz ve biz meseleleri mesele yapacağız. Meseleleri mesele yapmaya devam edeceğiz. Kim kimin emrindedir, emrindeydi, emrinde, bundan sonra da emrinde olacak bilmeyiz. Cumhuriyet Halk Partisi adalet aradı, adalet arıyor, adalet arayacak.”