HDP'nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİM) kararına rağmen serbest bırakılmamasını değerlendiren Başak Demirtaş, "Selahattin ve arkadaşlarının özgürleşmesinin yasalarla, Anayasa ya da hukukla alakalı olmadığını biz biliyorduk" dedi. 

Başak Demirtaş, euronews'te yayınlanan söyleşisinde, "AİHM Demirtaş 'serbest kalmalı' dediğinde siz bu kararın uygulanacağını bekliyor muydunuz? Yani serbest kalacağını düşündünüz mü?" sorusuna şu yanıtı verdi:

Hayır düşünmedim. Selahattin’in tutuklanmasının hukukla alakalı olmadığını gördük. Yaşadığımız ihlaller, karşılaştığımız haksızlıklar, mahkemelerdeki hukuksuzluklar ve iddianamelerden bu durumun hukukla alakası olmadığını gördük. O nedenle biz Selahattin’in mevcut yasalara göre bir gün dahi tutuklu olmaması gerektiğini biliyoruz zaten. Selahattin ve arkadaşlarının özgürleşmesinin yasalarla, Anayasa ya da hukukla alakalı olmadığını biz biliyorduk.

Tabii ki bu kararın çıkması çok önemliydi, sevindirdi bizi. Çünkü hem Selahattin’in hem de diğer HDP’li siyasetçilerin, belediye başkanlarının, Figen Yüksekdağ’ın, İdris Baluken’in, Bekir Kaya’nın ve adını sayamayacağım bir çok siyasetçinin siyasi rehine olduğunu biz biliyorduk.

AİHM kararı ile bu uluslararası anlamda belgelendi. Tarihe Selahattin Demirtaş kararı olarak geçmiş olabilir ama aynı zaman da Figen Yüksekdağ kararı ya da haksız yere tutulan gazetecilerin kararı. Yani sadece HDP’lilerle ilgili bir karar da değil. Çünkü Türkiye’de haksız yere tutuklanan ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan birçok insan var.

'ESKİDEN YARGILAMA MAHKEMELERDE OLURDU'

Türkiye’de hukuk ve adaletin işlediğini düşünmüyorum. Sadece bugün ile ilgili değil. Türkiye’de tam bir demokrasi hiçbir zaman olmadığı için hukuk sisteminde hep sorunlar oldu. Hala devam ediyor ama özellikle son altı yılda hukuk düzeninin yerle bir olduğunu düşünüyorum. Eskiden hiç beğenmediğimiz yasa ve Anayasa'ya göre kararlar alınırdı.

Ama son altı yılda maalesef böyle değil. Özellikle iktidar partisi bekasını daha ne kadar sürdürülebilir diye mahkemelerde kararlar alınıyor. İktidar partisinin talimatlarına göre kararlar alınıyor. Belki çok istisnai durumlar olabilir ama genel olarak mahkemelerde durumlar böyle. Yasa ve Anayasa'nın çiğnendiği, hukuk düzeninin kalmadığı bir toplumda yaşıyoruz. Bu çok sakıncalı bir durum. Şu anda AKP’ye oy vermeyen hatta oy verse bile desteğini sürekli yenilemeyen insanlar bile terörist olarak suçlanıyorlar.

O nedenle hukuk sisteminin adil olduğunu düşünmüyorum. Yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Sadece ben değil, toplumun büyük çoğunluğu böyle düşünüyor. Geçenlerde bir ankette toplumun yüzde 60’ının yargının bağımsız olmadığına inandığını gördüm.

Bu çok kaygı verici bir oran. Bir ülkede hukuk düzeni olmazsa o ülkede kimse kendini güvende hissetmez. Ayrıca sadece siyaseten muhalif olmanızla alakalı da değil, ekonomi ya da herhangi bir şey ile ilgili iktidarın bir eksiğini söylediğinizde terörist oluyor, yargılanıyorsunuz. Yargının sopası sürekli başınızda duruyor. Yani mesela Türk Tabipleri Birliği terörist oluyor. Neden? Sağlıkla ilgili eksiklikleri söylüyor. Barolar terörist oluyor. Ya da Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri terörist oluyor. Yani AKP ve MHP’li olmayan herkes maalesef terörist. Bir de şöyle bir durum var eskiden yargılama mahkemelerde olurdu, şimdi öyle değil. Şimdi iktidarın temsilcileri televizyonlarda yargıya neredeyse talimat verecek şekilde söylemlerde bulunuyorlar.

'YENİ ROMAN YAZIYOR, HER BÖLÜMÜ BİZE GÖNDERİYOR'

Başak Demirtaş, "Pandemi nedeniyle cezaevi görüşlerine sınırlamalar getirildi. Sizin cezaevi trafiğiniz nasıl etkilendi bu durumdan?" sorusu üzerine de şunları söyledi:

'Selahattin ile bugün konuştuk. Yeni roman yazıyor. Yazdığı her bölümü bize gönderiyor biz de kızlarla bilgisayara geçiriyoruz. Her yeni bölümde çok heyecanlanıyoruz. Hala yazmaya devam ediyor ama biz neredeyse yarısını bilgisayara geçirdik. Zaman veremiyorum çünkü geçen mektupta Selahattin bazen saatlerce romanı düşündüğünü ama bazen de hiç yazmak istemediğini söylemiş. O nedenle yazarımızın durumuna bağlı.

'SİZE YAĞMUR YOLLADIM BİRKAÇ GÜNE GELİR'

Bu koronadan sonra daha sık mektuplaşmaya başladık. Görüşmeler sınırlandırıldı biliyorsunuz. Örneğin haftada iki defa mektup gönderiyoruz. Her gün mutlaka fotoğraflar çekiyoruz, gönderiyoruz. Çünkü Selahattin bütün bunları çok merak ediyor, hem bizi hem neler yaptığımızı. Kızların durumunu…

Önce genel olarak sağlık durumlarımızı soruyoruz. O genelde Diyarbakır’ın hava durumunu çok iyi takip ediyor. Geçen gün Edirne’de yağmur yağınca ''Size yağmur yolladım bir kaç güne gelir'' dedi. Ben de az gönderdin, cimrilik yapmışsın dedim. Dılda kedisinin fotoğraflarını çekiyor onları gönderiyor. Kitap önerileri yapıyor. Hatta bununla da kalmıyor bize de gönderiyor. Delal son hafta babasının gönderdiği üç kitabı bitirdi.