CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Fethi Açıkel başkanlığındaki CHP Bilim Platformu tarafından, Türkiye’deki yaşlı sorunları, yaşlı politikasındaki hatalar, Covid-19 sürecinde bu sorunların derinleşmesi ve Türkiye’de nüfusun hızla yaşlandığı ve buna yönelik alınması gereken önlemlere dair kapsamlı bir Politika Notu hazırlandı.

Politika Notu’nda CHP’nin Ne Yapacağı da anlatıldı. Politika notu hazırlanırken; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlık ettiği bir toplantı da düzenlendi ve alandaki uzmanlar, akademisyenler ve diğer STK temsilcileri ile bilgi alışverişi yapılarak, sorunun bütün boyutları ele alındı.

“CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fethi Açıkel: Cumhuriyet Halk Partisi, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde, toplumdaki bütün sorunları kapsamlı bir şekilde izleyen, sorunun muhataplarıyla ve uzmanlarıyla temas eden ve bu sorunlara rasyonel çözümler ortaya koyan tek siyasi partidir.

CHP Bilim Platformu olarak, bugüne kadar pek çok konuda yaptığımız çalışmalar gibi, Yaşlılarımız hakkındaki politika notumuzla da Türkiye’nin derin bir sorununu kamuoyunun dikkatine sunuyoruz ve iktidarı bu konuda adım atmaya davet ediyoruz. CHP’nin iktidarı ile başlayacak Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı’nda bugün üzerinde çalıştığımız bütün sorunları, hep birlikte çözüme kavuşturacağız.

Rapordan bazı tespit ve veriler şöyle:

Türkiye’de Yaşlılık ve Yaşlanma Politika Notu / Temel Veriler ve İlk Bulguların Özeti:

Türkiye’de 2019 yılında her 100 kişiden 9’u, 65 yaş veya üzerindedir.

Dünya genelinde 1950’den bu yana yaşlı nüfus oranı 2,5 kat artarken, Türkiye’de bu oran 5 kattan fazla artmıştır.

Yaşlı vatandaşların 2023 yılında ülke nüfusunun %10,2’sini, 2040 yılında %16,3’ünü, 2080 yılında ise %25’ini oluşturması beklenmektedir.

2019’da yaşlı bağımlılık oranı (çalışma çağındaki 100 kişiye düzen yaşlı kişi oranı) %13,4’tür. Bu oranın 2030’da %19,6’ya, 2080 yılında ise %43,6’ya çıkması beklenmektedir.

Toplumun hızla yaşlanmasına rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gerekli politikaları ve tedbirleri hayata geçirmediği, kalıcı kurumsal çözümler üretmediği görülmektedir. Oysa bu demografik durum, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri harcamalarında büyük artışlara neden olacaktır.

Yaşlılar ve yaşlı bakımına dair çok ciddi stratejik planlama eksikliği, kaynak yetersizliği ve koordinasyonsuzluk mevcuttur.

Örneğin, kurumda bakım ve evde bakım hizmetleri çok parçalıdır ve farklı kurumlar (Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, belediyeler, vakıflar ve dernekler, özel sektör, Sağlık Bakanlığı) tarafından sunulmaktadır. Fakat ortak bir koordinasyon ve planlama mekanizması bulunmamaktadır. Aynı zamanda aileler üzerindeki yükü artırmaktadır.

Varolan politikalar yaşlılığı bir muhtaçlık ve bağımlılık durumu olarak görmektedir. Yaşlılara yönelik hizmet çeşitliliği bulunmamaktadır. Hizmetlerde vatandaşların farklı ihtiyaçlarının, tercihlerinin ve taleplerinin dikkate alınmadığı görülmektedir.

Hizmetlerin çoğu arz değil talep odaklıdır, kurumlara ve başvuru mekanizmalarına ulaşmakta ya da bilgi almakta zorlanan yaşlı vatandaşlarımız hizmetlerden mahrum kalmaktadır. Kırsal alanda bu hizmetlere ve kaynaklara erişimde özellikle sıkıntı yaşanmaktadır.

Türkiye’de yatılı kurumsal bakım hizmetleri temel olarak, bakanlığa, belediyelere ve özel kurumlara ait Huzurevleri, Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon merkezlerinden oluşmaktadır. Kurumlarda kalan yaşlıların oranı ülkemizdeki tüm yaşlı vatandaşların %1’inden azdır. Buna rağmen Bakanlığa ait kurumlarda kalmak için sıra bekleyen çok sayıda kişi vardır.

Huzurevleri, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezlerinde sağlık personeli ve uzman yardımcı personelin niteliği ve niceliği konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Yaşlı bakımı, eğitim ve uzmanlık gerektiren bir alan olduğu halde bu görevler, kısa dönemli eğitimler almış kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir.

İhtisaslaşmış kurumların ve alternatif hizmet modellerinin yokluğu da bir Türkiye’de kurumsal bakım hizmeti açısından bir sorun teşkil etmektedir.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından evde bakım hizmeti için verilen yardım ise belirli bir engellilik düzeyi üzerinde olmayı ve ailenin gelirinin çok düşük olmasını gerektirmektedir. Bu yardım yaşlı vatandaşa yakın çevresinden bir kişinin bakması şartı ile, başka herhangi bir destek, eğitim ya da sosyal güvence olmaksızın verilmektedir.

Aile içinde yaşlı bakımı üstlenenlerin yarısından fazlasını kadınlar oluşturmaktadır. Evde bakımı aile bireylerin üzerine yıkılması, Türkiye’de kadınların istihdama katılımı olumsuz etkilemektedir.

Evde bakım yardımının yalnızca çok muhtaç ailelere veriliyor olması, pek çok ailede kadınların bu görevi ücretsiz olarak yerine getirdiği anlamına gelmektedir. Bu durum, bu kadınların yaşlılıklarında yoksulluk içinde yaşabilecekleri anlamına gelmektedir.

Nitelim, Türkiye’de en yoksul kesim yaşlı kadınlardır. Yoksul yaşlıların yarısından çoğunu kadınlar oluşturmaktadır. Kadınların eşit eğitim ve istihdam fırsatlarına sahip olmamaları, erkeklerle aralarında ücret farklılıkları olması, kadınların emeklilik gelirlerinin daha düşük olması ve hatta sosyal güvenlik haklarından daha sık mahrum olmaları, yaşlılıklarında yoksulluk içinde yaşamalarına neden olmaktadır.

Türkiye’de tek başına yaşayan 1.5 milyon yaşlı vatandaş vardır. Bunların üçte ikisini kadınlar oluşturmaktadır.

Yaşlı vatandaşlarımız, artan katkı payları, hastanelerin boyutu, destek personeli yokluğu ve yaşlılara yönelik bütüncül bir sağlık yaklaşımının olmaması nedeniyle sağlık hizmetlerine erişimde zorluklar çekmektedir. Geriatri klinikleri ülkemizde sınırlı sayıda bulunmaktadır.

Türkiye’de yaşlılar içindeki yoksulluk oranı %20’ye yaklaşmıştır. Ücretlerin düşük olması ve güvencesiz çalışmanın yaygınlığı, emekli maaşlarının aktif çalışma döneminden düşük olmasına neden olmaktadır. Bu nedenle yaşlı vatandaşlar emekli olsa da çalışmaya devam edebilmektedir.

2019 yılı itibariyla 65 yaş üstü 851 bin kişi istihdamdadır. Fakat kayıt dışı çalışanlar göz önünde bulundurulunca bu sayının daha çok olduğu düşünülmektedir. İstihdamda olduğu bilinen yaşlı vatandaşlarımızın %92’si kayıt dışı olarak çalışmaktadır.

2018 ve 2019 yıllarında 65 yaş üstü 213 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. 65 yaş ve üzerindeki çalışan vatandaşlarımızın %65,5’i tarım sektöründe, %27,3’ü hizmet sektöründe, %4,7’si sanayide ve %2,5’i inşaatlarda çalışmaktadır. Tarım sektöründeki yoğunluk düşük ücretle ve kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğunun bir göstergesidir.

Tam sayı bilinmemekte Türkiye’de 700.000 civarı demans hastası olduğu ve bunların yarısının Alzheimer hastası olduğu tahmin edilmektedir. Alzheimer’dan ölen yaşlıların sayısı da her yıl artmaktadır. 2012 yılında Alzheimer’dan öelnlerin sayısı 7 bin 524 iken bu rakam 2018’e gelindiğinde 13 bin 767’ye ulaşmıştır.

Kovid-19 Salgını Sürecinde Yaşlılar:

Salgın sürecinde tedbirler için yapılan açıklamalarda yaşlı vatandaşların en riskli grup olduğuna ve yaşamını kaybedenlerin çoğunun yaşlı olduğuna yapılan vurgular, bu vatandaşlarımızın toplumun geri kalanı için tehlike arz ettiği algısına ve yaşlılara karşı ayrımcı davranışların artmasına yol açmıştır.

Sokağa çıkma yasakları boyunca 65 yaş üstü vatadandaşlarımız, sağlık hizmetlerine, ambulans hizmetlerine, eczanelere erişimde sıkıntılar yaşamış, banka ve devlet dairesi gibi kurumlarda işlerimlerini gerçekleştirememiş ve mağdur olmuşlardır.

65 yaş üstü kişiler için sokağa çıkma yasağı ilan edilirken, yüzbinlerce yaşlı vatandaşımızın çalışmakta olduğu göz ardı edilmiştir. Bu vatandaşlarımız işlerine gidememe ve gelirlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Kısa çalışma ödeneği gibi ekonomik tedbirler çalışmaya devam eden emekliler kapsamamaktadır.

Her dört hanede yaşlı bir vatandaşımızın bulunmaktadır. Dolayısıyla çalışan diğer aile bireyleri için benzer tedbirler alınmaması, çalışanlara gelirlerini ve işlerini koruyacak önlemler olmaması, yaşlılara yönelik yasakları da anlamsız kılmıştır.

Yaşlı vatandaşlarımızın izolasyonu, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal sağlık sorunlarının artmasına da neden olmuştur.

Dünya genelinde özellikle yaşlı nüfus kayıplarının yüksek olması, bizi yaşlanan toplumların yüzleştiği zorluklar konusunda daha bilinçli ve tedbirli olmaya zorlamalıdır. Özellikle Türkiye gibi nüfusu hızla yaşlanan toplumların bu konuda gerekli kurumsal tedbirleri almaları, insan kaynakları yatırımlarını yapmaları ve bütçelerinde krize karşı ekonomik ihtiyat mekanizmalarını hazır tutmaları gerekmektedir.

Bu durum, önümüzdeki yakın zaman dilimi içinde özellikle sosyal güvenlik ve sağlık sistemlerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturacaktır. Eğer gerekli kurumsal ve mali adımlar atılmazsa, Türkiye hızla yaşlanan toplumumuzun ihtiyaçlarını karşılamakta ciddi bir darboğazla karşı karşıya kalacaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetleri, yaşlanan toplumumuzun gereksinimleri konusunda 18 yıldır gerekli politikaları ve tedbirleri hayata geçirmemiş, kalıcı bir kurumsal çözüm üretme yolunda adım atmamıştır.

Yaşlılarımız ve yaşlılarımızın bakımı ile ilgili politikalarda çok ciddi bir stratejik planlama eksikliği, kaynak yetersizliği ve koordinasyonsuzluk söz konusudur. AKP rejimi, ülkemizin hızla yaşlanan nüfusunun ihtiyacı olacak altyapıyı hazırlama, insan kaynaklarını oluşturma ve maliyetlerin karşılanması konularında öngörüsüz ve hazırlıksız olduğunu tescil etmiştir.

Konuya dair uzun vadeli hedefler belirleyerek kurumsal kapasiteyi geliştirmek yerine, kısa vadeli çözümlerle anlık krizleri atlatmaya çalışmaktadır. Yaşlanan nüfusa dair stratejik planlama geliştirmeyen AKP rejimi, yaşlılarımızı ve ailelerini sorunlarıyla baş başa bırakmıştır.

NÜFUSUMUZ HIZLA YAŞLANIYOR

Dünya genelinde 1950’den bu yana yaşlı nüfus oranı 2,5 kat artarken, Türkiye’de bu oran 5 kattan fazla artmıştır. Bir toplumun yaşlı nüfusunun 2 katına çıkması için geçen süre, yaşlanma hızı olarak ifade edilir. Fransa’nın 115, İsveç’in 85, Avustralya’nın 73 yılda tamamladığı bu süreyi, Türkiye’nin 15 yılda tamamlaması beklenmektedir.

Türkiye, yaşlı nüfusunun süratle artışıyla birlikte dünyanın en hızlı yaşlanan ülkelerinden biri hâline gelmiştir. 65 yaş üstü vatandaşlarımızın sayısı, son 5 yılda %22 artış göstermiştir.

2019 yılında %13,4 olan yaşlı bağımlılık oranının, 2030’da %19,6’ya, 2080 yılında ise %43,6’ya çıkması beklenmektedir. Bağımlılık oranlarının artışı, kamu gelirlerini azaltırken, sosyal güvenlik sistemlerine ciddi baskılar oluşturmaktadır.

Nüfusun yaşlanması iş gücünde azalmaya neden olmakta, sağlık harcamalarının da artmasına zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle sosyal devlet modeli çerçevesinde, yaşlıların bakımı ve korunması için şimdiden tedbir alınmaz ve politikalar uygulamaya konulmaz ise, ülkemizin yaşlanan nüfus sorunu bir sosyal ve ekonomik girdabın içine girecektir.

YAŞLILARA HİZMETLERDE EŞİTSİZLİK VE KOORDİNASYONSUZLUK HAKİM

AKP’nin yaşlılığı muhtaçlık ve bağımlılık olarak gören yaşlanma anlayışı, yaşlılar arasındaki yaş, cinsiyet, aktiflik derecesi, gelir seviyesi ve deneyim çeşitliliğini görmezden gelmektedir.

Varolan politikalar tek bir tür yaşlanmaya göre oluşturulmakta, yaşlılara yönelik hizmetlerde hizmet çeşitliliği bulunmamakta, yaşlıların bireysel özellikleri, tercihleri ve ihtiyaç durumları dikkate alınmamaktadır.

Yaşlılara yönelik kurumsal ve evde bakım hizmetleri çeşitliliğe sahip olmamakla birlikte, çok parçalı ve ayrışıktır. Hizmetler, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, belediyeler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları gibi farklı aktörler tarafından sunulmakta, fakat bu aktörler arasında herhangi bir koordinasyon ya da ortak izleme ve planlama mekanizması bulunmamaktadır.

YAŞLI BAKIM KURUMLARI NİTELİKSİZ VE SAYICA ÇOK YETERSİZ; YAŞLILAR YALNIZ BIRAKILIYOR

Ülkemizde yaşlılar için yatılı kurumsal bakım hizmetleri çok sınırlı kalmaktadır. Türkiye’deki temel kurumsal bakım merkezleri, Bakanlığa ve belediyelere ait Huzurevleri, Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri, çok kısıtlı sayıdaki Yaşlı Yaşam Evleri ve özel huzurevlerinden oluşmaktadır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yaklaşık 15 bin kapasiteli 146 huzurevinde 14 bine yakın kişiye, Bakanlık harici yaklaşık 20 bin kapasiteli 270 yaşlı bakım kuruluşunda ise 13 bin 500 kişiye bakım verilmektedir.

Fakat Türkiye’deki yaşlı nüfus göz önüne bulundurulduğunda bu rakamlar çok kısıtlı kalmaktadır. Kurumlarda kalan yaşlıların oranı ülkemizdeki tüm yaşlıların %1’inden azdır. Buna rağmen, özellikle Bakanlığa ait kurumlarda kalmak için çok sayıda yaşlı vatandaşımız sıra beklemektedir.

YAŞLILARIN BAKIMI AİLE BİREYLERİNE VE AİLE BÜTÇESİNE YIKILIYOR

Evde yaşlı bakımı, yaşlıların kendi mekânlarından koparmadan, sosyal hayatla iç içe, daha aktif bir yaşlılık geçirmeleri için gelişmiş ülkelerde de tercih edilen bir hizmet modelidir. Evde bakım ve gündüzlü hizmetlerin güçlü olması, yataklı kurumu ve sağlık hizmeti ihtiyacını da azaltmaktadır.

Fakat ülkemizde yaşlı bakım hizmeti, AKP tarafından uzman profesyonellerce sunulacak kamusal bir hizmet olarak tanımlanmamakta, aile bireylerinin gerçekleştirmesi gereken bir görev olarak görülmektedir.

Evde bakım hizmetlerinin aile bireylerinin üzerine yıkılmasının getirdiği bir olumsuz sonuç da bu kişilerin genellikle yaşlı bakımı konusunda bilgiye sahip olmamasıdır. Oysa birden çok sağlık sorunu bulunan yaşlılar, kendi evlerinde ikamet etmeye devam etse de uzmanlar ve ekipler tarafından takip edilmelidir.

Yaşlı bakım görevini üstlenen aile bireyleri fiziksel ve psikolojik olarak tükenmekte, üzerlerindeki maddi ve manevi yük yaşlı bireyin bağımlılık düzeyi yükseldikçe artmaktadır. Bununla birlikte aynı zamanda yaşlısına bakan kişi genelde herhangi bir sosyal güvenceye sahip değildir.

Türkiye’de 2023 yılında uzun süreli bakıma ihtiyaç duyacak yaşlıların sayısının 2.1 milyon, 2050’de ise 4.8 milyon olacağı öngörülmektedir. Bunların dışında kalan ve yaşlıların çoğunluğunu oluşturacak olan 65 yaş ve üzeri bireyler de yemek, ev temizliği, alışveriş gibi günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmek için desteğe ihtiyaç duyacaklardır.

Mevcut yaşlı destekleri arasında bu ihtiyaca dönük bir seçenek yoktur. Özellikle tek başına yaşayan yaşlıların sayısındaki artış göz önünde bulundurulduğunda, bu tür ihtiyaçların karşılanmasında yaşlılarımıza yardımın elzem olacağı açıktır.

YAŞLILARIMIZ VE EMEKLİLERİMİZ AĞIR KOŞULLARDA ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR

AKP, yaşlılarımıza rahat koşullarda huzur içinde bir emeklilik dönemi sunmak yerine, ağır koşullarda çalışmaya devam etmek zorunda bırakmaktadır. Türkiye’de ücretlerin genel olarak düşük olması ve güvencesiz çalışmanın yaygınlığı, emekli maaşının aktif çalışma dönemindeki ücretlerden düşük olmasına neden olmaktadır. Bu nedenle yaşlılarımız yoksulluk içinde yaşamakta ve geçinebilmek için çalışmayı sürdürmek zorunda kalmaktadır.

Yaşlılar içinde yoksulluk oranı %20’ye yaklaşmıştır. Ayrıca yaşlılık döneminde ortaya çıkan hastalıklar sağlık harcamalarını yükseltirken, yaşam kalitesini düşürmektedir. Ülkemizde emeklilerin yaşadığı zorluklar, emeklilerin durumunu ölçen uluslararası karşılaştırmalara da yansımıştır.

Türkiye, 44 ülkede emekliliği sağlık, mali durum, maddi refah ve yaşam kalitesine göre ölçen Natixis Küresel Emeklilik Endeksi’nde 40. sırada bulunmaktadır. 37 ülkede emekliliği yeterlilik, sürdürülebilirlik, dürüstlük ve doğruluk kriterlerine göre sıralayan Melbourne Mercer Endeksi’nde ise sondan üçüncü sırada yer almaktadır.

SARAY ZİHNİYETİ, KOVİD-19 SALGINI SÜRECİNDE SOMUT TEDBİRLER ALMAK YERİNE TÜM YAŞLILARI EVE HAPSETTİ

Aralık 2019’da ilk olarak Çin’de görülmüş ve sonrasında tüm dünyayı tehdit eden bir tehlike hâline gelmiş Yeni Korona Hastalığı (Kovid-19), 2020 yılının Mart ayı itibarıyla ülkemizde de ortaya çıkmış ve tüm vatandaşlarımız için bir sağlık riski oluşturmuştur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi ilan etmesine neden olan virüs, her yaş ve cinsiyetten insanı etkilerken, özellikle kronik hastalıkları olan ve bağışlıklık sistemi zayıf olan kişiler için büyük risk teşkil etmektedir. Yaşlılar, güçlü bağışıklık sistemleri olmaması ve birden fazla rahatsızlıkları bulunması nedeniyle virüse karşı en savunmasız grupların başında gelmektedir.

Her ne kadar 65 yaş altı kişiler de bu riskten azade olmasa da salgın tedbirleri için yapılan ilk açıklamalarda yaşlı vatandaşların en riskli gruplar olduğuna ve yaşamını kaybedenlerin çoğunun yaşlı olduğuna yapılan vurgular, bu vatandaşlarımızın toplumun geri kalanı için tehlike arz ettiği algısına neden olmuş ve yaşlılara karşı ayrımcı davranışların artmasına yol açmıştır. 71 gün boyunca sokağa çıkmalarına izin verilmeyen yaşlı vatandaşlarımız, sağlık sorunu yaşadıklarında hastanelere başvuramamış, ilaçlarını almak üzere eczaneye gidememiş, banka veya devlet dairesi gibi kurumlarda işlemlerini gerçekleştirememiş ve mağdur olmuşlardır.

Bu tür işlemler için başkalarının yardımına muhtaç olmaları, onları ekonomik suistimale de açık hale getirmiştir. Türkiye’de her 5 yaşlı vatandaştan 1'i tek başına yaşamaktadır. Yalnız yaşayan bu kişiler için yaşam daha da güçleşmiş, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ailelerine, komşularına ya da kurumların talep üzerine ulaşılabilen birimlerine muhtaç hâle gelmişlerdir.

Hastanelerdeki yoğunluk nedeniyle risk grubunda olan kronik hasta ve yaşlı vatandaşlarımızın tedavilerine ara verilmek zorunda kalınmıştır. Özellikle tedavilerinde tıbbi cihazlara ihtiyaç duyan hastaların sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlanmış, hastane yatışları ve ameliyatlar ertelenmiştir.

Acil servislerdeki uzun kuyruklar ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle 65 yaş üstü vatandaşlarımız çareyi 112 Acil Servisi’ne başvurmakta bulmuştur, fakat personel ve ekipman yetersizliği nedeniyle talebe yetişemeyen bu hizmete erişimleri de kısıtlı kalmıştır.

Yaşlı vatandaşlarımız için sokağa çıkma yasağı ilan edilirken görmezden gelinen bir diğer nokta, 65 yaş üzerine olup çalışmaya devam eden yüz binlerce vatandaşımız olduğudur. Yaşlılığı eve hapsolmayı gerektiren bir düşkünlük hâli olarak görmek, hâlen çalışan bu vatandaşlarımızın işlerine gidememelerine ve gelirlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmalarına neden olmuştur. Bu durum, AKP iktidarının yaşlıların ekonomik olarak verimliliğini veya yaşlılar arasındaki farkları görmeyen, yaşlılığı yalnızca hastalık ve muhtaçlıkla tanımlayan anlayışının yansıması olmuştur.

CHP NE YAPACAK?

YAŞLANAN TOPLUM İÇİN SUNULACAK TÜM HİZMETLER TİTİZLİKLE PLANLANACAK VE KOORDİNE EDİLECEK

Cumhuriyet Halk Partisi, gençliğini ve enerjisini bu ülke için harcayan yaşlılarımıza hak ettikleri yaşam kalitesini sunmanın en önemli toplumsal sorumluluklardan biri olduğunun bilincindedir. Bu amaçla hızla yaşlanan toplumuzda en büyük öncelik, planlama ve hazırlık olacaktır. Yaşlı nüfus ve ihtiyaçlarına dair mevcut döneme ve geleceğe yönelik tespitleri yapmak ve politikalar üretmek için bilimsel ve kurumsal çalışmalar ve projeksiyonlar yapılmasını sağlanacaktır.

Ülkemizin ihtiyacı olan politikaların üretilmesi için öncelikle yaşlıların bölgesel ve sosyo-ekonomik özelliklerini, ihtiyaçlarını, hizmetlerin boyutlarını ve erişilebilirliklerini tespit edecek ihtiyaç analizleri gerçekleştirilecektir. Bunun yanı sıra yaşlı hakları konusunda eksiklikler tespit edilip, gerekli hukuki düzenlemeler yapılacaktır.

Yaşlıların toplumsal hayatın her alanında yaşadığı ayrımcılıklar ve güçlükler tespit edilecek ve bunların önlenmesi için gerekli tedbirler alınacaktır.

EMEKLİLERİMİZ İNSAN ONURUNA YARAŞIR EMEKLİ MAAŞI ALACAK

CHP, yaşlılarımızın emeklilik dönemlerini diledikleri gibi, huzur içinde geçirmelerini sağlayacaktır. Bunun için aynı koşullarda çalışmış olduğu halde farklı ücret alanların emekli maaşlarının arasındaki uçurumlar kapatılacak, emekli maaşı her yaşlımızın insanlık onuruna yaraşır bir yaşam süreceği seviyeye getirelecektir.

Hiçbir yaşlı vatandaşımız, kendi dilemediği sürece, ağır koşullarda ve güvencesiz olarak çalışmak zorunda kalmayacaktır. Çalışmak isteyen yaşlılarımızın kendi fiziksel koşullarına ve ihtiyaçları uygun iş bulmalarına yardımcı olunacak, dileyen yaşlılarımıza yeni teknolojik gelişmelere uygun eğitim fırsatları sunulacaktır.

Yaşlı vatandaşlarımızın iş gücü piyasasında karşılaşabilecekleri her türlü önyargı ve ayrımcılığı engelleyecek düzenlemeler yapılacaktır.

AİLE DESTEK SİGORTASI ÇERÇEVESİNDE YAŞLI BAKIM DESTEĞİ HAYATA GEÇİRİLECEK

CHP, tüm vatandaşlarımızın refah içinde bir yaşam sürmesi ve temel tüm ihtiyaçlarını muhtaçlık duymadan karşılayabilmesi için Aile Destekleri Sigortasını hayata geçirecektir. Bunun içinde, tüm yaşlı vatandaşlarımızın yaşlılıklarında ihtiyaç duydukları bakım hizmetlerini ya da kurumsal hizmetleri alabilmelerini sağlamak için Yaşlı Bakım Sigortası da olacaktır.

CHP, tüm yaşlılarımızın sağlıklı ve nitelikli bir yaşam sürmelerinin kamusal bir görev olduğununun bilincinde olarak bu hizmetlere erişebilmede belirleyici olanın gelir düzeyi değil, vatandaşlık hakkı olduğunu savunmaktadır.

Sosyal güvenlik kurumlarının bütçe önceliklerinde yapılacak tahsisatlar oluşturulacak Yaşlı Bakım Sigortası, tüm yurttaşlarımızın yaşlılık döneminde layık oldukları şekilde bakılmalarını sağlayacak, onların ve yakınlarının yaşlılık endişelerini ortadan kaldıracaktır.

EVDE BAKIM HİZMETLERİ KURUMSALLAŞACAK VE YAYGINLAŞACAK

CHP, yaşlılarımızın ihtiyacı olan kurumsal bakım ve evde bakım hizmetlerini, kentlerdeki demografik yapıyı ve ihtiyaçları göz önünde bulundurarak yeniden düzenleyecektir. Tüm illerde yeterli sayıda, nitelikli, uzman personele sahip yaşlı bakım evleri ve huzurevleri açacak, evde bakım ve destek hizmetlerinin kalitesini artıracaktır.

Uzun süreli bakım hizmetleri çeşitlendirilecek ve yaygınlaştırılacaktır. Yaşlı vatandaşlar arasındaki farklı ihtiyaçlara göre butik huzurevleri oluşturulacaktır. Bakım ihtiyacı daha yüksek olan ve fiziksel desteğe ihtiyaç duyan yaşlılarımız, bilişsel sorunlar yaşayan yaşlılarımız ve bağımsız yaşayabilen yaşlılarımız, farklı bakım düzeylerine göre ihtisaslaşmış kurumlarda ağırlanacaktır.

Huzurevlerinin ve bakım evlerinin altyapıları, yaşlı vatandaşlarımızın yaşamını kolaylaştıracak teknolojik altyapıyı kullanacak şekilde yenilenecektir. Evde bakım yalnızca aile bireylerine bırakılmayacak, eğitimli uzmanların hanelere hizmet götürdüğü bir yapıya kavuşturulacaktır.

YAŞLILARIMIZIN TÜMÜ SAĞLIK GÜVENCESİNE KAVUŞTURULACAK; SAĞLIK HİZMETLERİNİ TEK NOKTADAN ALABİLECEKLERİ GERİATRİ KLİNİKLERİ KURULACAK

CHP, yaşlılarımızın sağlık hizmetlerinde bütüncül bir yaklaşıma ihtiyacı olduğunun farkındadır. Bu nedenle her hastane içinde önleyici sağlık hizmetleri ile erken tanı ve tedavi hizmetlerinin sunulduğu geriatri klinikleri kurulacaktır. Geriatri uzmanlığı teşvik edilecektir. Bunun yanı sıra yaşlılara sunulan temel sağlık hizmetlerinden katılım payı alınmasına son verecek, bu hizmetler yaşlılarımıza ücretsiz olarak tek bir noktada sunulacaktır.

Koruyucu sağlık hizmetleri güçlendirilecek ve bölgesel planlamaya göre ihtiyaç duyulan bakım ve sağlık personeli istihdam edilecektir. Yaşlılarımızı evlerinde ziyaret ederek muayene edecek, tedavilerini takip edecek, hareket kısıtı olan yaşlılarımıza ilaçlarının ulaştırılmasını sağlayacak, hekim, hemşire, yaşlı bakım teknisyeni gibi temel personeli içeren gezici ekipler kurulacaktır.