AKP'nin barolar konusunda hiçbir uzlaşı aramadan yasal düzenlemeyi hızla Meclis'e getirmesi avukatların tepkisini çekti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde iktidarın dilediği konuda hızla karar almasına örnek olarak gösterilen bu konuda AKP'nin çok hızlı hareket ettiğine dikkat çeken KARAR yazarı Mustafa Karaalioğlu, kıdem tazminatı konusunda ise çok istekli olmasına rağmen değişiklik için 7-8 yıldır adım atmamasının nedeninin 'oy kaybetme korkusu' olduğunu yazdı.

"İktidar bir kanun çıkarmaya veya bir karar almaya niyetlendiğinde oy kaybetme ihtimali belirirse o zaman frene basılır. “Oy kaybetme ihtimali” bizatihi ülkedeki bütün muhalefet unsurları, sivil toplum örgütleri ve farklı fikirlerden daha güçlüdür. Gayet tabii daha demokratik, daha hukuki ve daha meşrudur! Konunun ülkeye ne kazandırıp ne kaybettireceğinden de fazla…" diyen Karaalioğlu'nun yazısı şöyle:

Demokrasi ruhuna ve mantığına; bilhassa çoğulculuk prensibine aykırı olsa da şimdi canhıraş tartışmalara rağmen yürüyen kanun tasarısında işleyen mekanizma demokrasidir. Sistemin denge denetleme kanadı ortadan kalktığı için muhalefet her meseleyi eski alışkanlıkla hala denetleme varmış gibi ele alıyor ama iktidar kanadının artık tartışmalara dahil olmaya bile tenezzül etmemesi yeni sistemin sunduğu bir imkandır. İktidar tartışmasa veya gerekçeleri izah etmese ne olur? Hatta makul bir gerekçe olmasa ne lazım gelir? Bir kanunun veya bir kararın oluşmasında eksik bırakılan bütün demokratik unsurları “Bir yanlış varsa millet sandıkta bunu cezalandırır” mantığı ikame ediyor. O halde başka denetime de dengeye de kontrole de gerek yok…

Bir kontrol veya fren gerekirse bizatihi Cumhurbaşkanı veya iktidar bloku bunu kendiliğinden farkettiğinde devreye girmektedir. Ama başkaları farkettiremez mutlaka kendileri farketmeli… İktidar bir kanun çıkarmaya veya bir karar almaya niyetlendiğinde oy kaybetme ihtimali belirirse o zaman frene basılır. “Oy kaybetme ihtimali” bizatihi ülkedeki bütün muhalefet unsurları, sivil toplum örgütleri ve farklı fikirlerden daha güçlüdür. Gayet tabii daha demokratik, daha hukuki ve daha meşrudur! Konunun ülkeye ne kazandırıp ne kaybettireceğinden de fazla… Mesela, baro kanunu birkaç günde yazılıp hızla kanunlaşmaya doğru giderken, yine iktidarın çok istediği kıdem tazminatı konusu 7-8 senedir yerinde saymaktadır. Hızlı ve seri karar almak prensibi burada işlememekte hatta Cumhurbaşkanı meseleyi bir sözle çözebilecekken konunun tarafı olan işçi ve işveren sendikalarına meseleyi kendi aralarında halletmeleri çağrısında bulunmuştur. Açık ki baro meselesinde oy kaybetme ihtimali görülmüyor ama kıdem tazminatı oy kaybettirebilir ve sendikaların açıkladığı gibi işçileri çok kızdırabilir. Avukatların sokağa dökülmesi iktidar için siyaseten iyidir ama işçilerinki öyle değildir. O zaman fren! Çünkü, eskiden üç-beş puanın sarsamadığı iktidarı şimdi bir puan bile değiştirebiliyor.

Yeni sistemin bu temel karakterini anlayalım ve şimdiden sonra tam da oy kaybetme ihtimali nedeniyle temel meselelerin çözülemeyeceğini, yapısal sorunlara el atılamayacağını da akıldan çıkarmayalım. Zira herhangi bir büyük mesele tabiatı gereği sarsıcı oy hareketlerine yol açabilir ve iktidar ile muhalefet arasında son derece hassas hale gelmiş bulunan oy tablosunu telafisiz şekilde değiştirebilir. Bu nedenle, eğitim ya da Kürt meselesi şöyle dursun depreme karşı hazırlık gibi meselelere el atmak yerine aktüel olanlara odaklanmak, bir iki puanlık oy tahkimatına yönelmek hem zaruri, hem de gereklidir.

Herkesin safı belli olduğuna göre önce safları sıklaştırmak sonra da mümkünse bir-iki puanı çekmeye odaklanmak her durumda daha mantıklıdır. Sistemimizin kimyası, matematiği, mimarisi ve edebiyatı da bundan ibarettir. Bundan sonra olacaklara da böyle bakmakta fayda vardır.