‘Çoklu baro düzenlemesi avukatları böler’ diyen hukukçu Ece Güner Toprak, "Referandumda sunulan anayasa değişikliğinin ülkemizde demokrasiyi esaslı şekilde zayıflatacağı belliydi. Buna rağmen ülkemizdeki neredeyse tüm üniversite yönetimleri sustu, doğruları söyleyemedi, konuşabilenler büyük ölçüde avukatlardı! Referandumda da yine avukatlar halk lehine duruş sergiledi" diyor.

Ece Güner Toprak, Cumhuriyet'ten İpek Özbey'in barolar sisteminde yapılmak istenen değişiklğe dair sorularını yanıtladı.

Dün avukatlar Çağlayan Adliyesi’nde savunma mitinginde buluştu. Çoklu baro teklifi de aynı gün Meclis’e geldi. Bir gün önce İzmir’de yürümek isteyen avukatlar engellendi. Bu resmi, hukukçu olarak nasıl okuyorsunuz?

Tüm Türkiye’de binlerce avukat, “ayrışmak istemiyoruz” mesajı verdi. Son yıllarda artan kutuplaştırma politikalarının ülkemize zararı çok. Avukatlar örnek olup, buna “Hayır” diyorlar. Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi şöyle der: “Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder”. Avukatlar, yargının ayrılmaz parçasıdır; yargı erkinin savunma ayağıdır. Kanuna göre avukatlık kamu hizmetidir, görevi “adaletin” ve “hukuk kurallarının” tam uygulanmasını sağlamaktır. Gerçekten de adaletin oluşması için güçlü ve bağımsız savunma, olmazsa olmazdır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile yargı bağımsızlığı büyük yara alırken avukatlar, yargının kalan son bağımsız kalesi oldular. Hukuk devletini, temel hak ve özgürlükleri, özetle insan haklarını savunacak, hukuk devleti ve adalet için ses çıkarabilecek son kaledir. Avukatlık Kanunu da bu temel görevleri veriyor barolara. Ülkemizde ağır yaralı olan hukuk devleti ve yargı sistemi hâlâ “yaşıyorsa” bunda güçlü ve bağımsız savunmanın payı büyüktür.

ANAYASAYA AYKIRI

Bunca itiraza rağmen amaçlanan ne?

Şimdi sıra avukatlara geldi, avukatlar güçsüzleştirilmek isteniyor... Bir topluluğu, bir takımı, bir milleti nasıl güçsüzleştirirsiniz? Ayrıştırarak, bölerek. Avukatlar bölünürse güçlerini tamamen kaybederler. Toplum “savunmasız” kalır. Burada hedef çok barizdir: Güçlü baroları bölerek avukatları güçsüzleştirmektir. Her şeyden önce bu proje anayasamıza aykırıdır.

135. Madde’den bahsediyorsunuz...

Evet, madde 135 açıkça her mesleğe bir meslek kuruluşu olacağını ifade ediyor; “belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak” amacıyla diye belirtmiştir. Madde 135’teki sistemin çok temel bir sebebi vardır; aynı mesleğe ilişkin aynı bölgede, birbiriyle yarışan, alternatif meslek kuruluşları kurarsanız bu beraberinde büyük kaos getirir. Aynı bölgede aynı mesleği icra edenler arasında mesleğe girişte, etik kurallarda vb. kurallar aynı şekilde uygulanmalı, aksi takdirde kaos ve haksız rekabet oluşur. Ayrıca madde 135, her mesleğe bir meslek kuruluşu öngörerek güçlü mesleki örgütlenmeyi teşvik etmiştir. Meslek örgütleri “sivil toplumun” kilit unsurudur, güçlü sivil toplum ise demokrasilerin temel taşıdır. Bir şeyin altını çizmek isterim: Temel görevi “hukuk devletini” korumak olan barolar bu proje ile doğal olarak siyasallaşacaktır.

Açar mısınız?

Bir baro kurmaya 2 bin üye yetecekse İstanbul’da bu hesapla 23 baro oluşabilir! Ama 5-6 baro oluşsa dahi; her baro bir siyasi görüşün temsilcisi olacaktır. Hatta belki dini, mezhepsel veya etnik köken temelinde 2 bin üyelik barolar oluşursa sonuç ülkemizin menfaatına olmaz. İhtiyacımız olan daha fazla birlik beraberlik, ayrışma değil. Aynı baro içinde farklı görüşler de olsa en azından bir diyaloğu mecbur kılar ki bu çok önemli. Ayrıştırırsanız aynı şehirde barolar birbirleri ile yarışacak, belki “kavga” bile edecekler. Böylece de hiçbirinin gücü kalmayacaktır; barolar sadece bir siyasi görüşün, hatta partinin uzantısı konumuna gelecektir. Oysa neredeyse 50 bin avukatın gücüyle konuşan tek bir İstanbul Barosu’nun bir gücü vardır, taraflar üstü bir konumla hukuk devletini savunabilir.

SİYASİ ETİKETLERİ OLUR

Bu güç ne işe yarıyor, bir örnekle anlatır mısınız?

Kadın hakları ve İstanbul Sözleşmesi’nden örnek vereyim. İstanbul Sözleşmesi, bugün tam uygulanmasa da kadın hakları açısından son derece önemli bir kazanımdır. Ancak her geçen gün artarak tartışmaya açılıyor, kadınlarımız kazanımlarını kaybedebilir. Örneğin İstanbul Barosu tek ve güçlü kalırsa İstanbul Sözleşmesi’ni güçlü bir sesle savunabilir, milletimize önemini ve doğruluğunu partiler üstü bir konum ile anlatabilir. Ancak İstanbul’da 6-7 küçük baro kurulursa her birinin bir siyasi “etiketi/kimliği” olacaktır ve birden bu önemli mesele artık halk tarafından “siyasi bir konu” gibi algılanacaktır ve güçlü bir ses çıkmayacaktır. Kadın haklarında geri adımlar başlayacaktır. Çorlu tren faciası, kadına şiddet ve çevre suçlarına karşı ya da Soma’da güçlü barolar halkı savundu! Barolar bölünerek önemsizleştirilirse önemli toplumsal konularda avukatlar güçlü bir duruş sergileyemezler, güçlü ses çıkaramazlar.