Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

1999 yılında yaşanan büyük Marmara depremindenin ardından 2019 yılına kadar toplanan deprem vergilerinin hesabını soran Kılıçdaorğlu, "2004 yılında diğer vergiler kalktı, özel iletişim vergisi kalıcı hale getirildi. AKP dedi ki ben bunu kalıcı hale getireceğim. 2004-2019 arası 65 milyar lira, dolara vurursak 34 milyar dolar. Bu para bizim ödediğimiz vergi. Sonra bu oranları da artırdılar." diyerek Erdoğan'a, "Vatandaş deprem vergisini ödedi, önlemi almak siyasi iktidara düşüyor. Ülkeyi bu iktidar yönetiyor. 34 milyar dolar nereye gitti?" sorusunu yöneltti.

 

 

 

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasının satırbaşları şu şekilde: 

Elazığ ve Malatya depremlerinde yaşamını yitiren yurttaşlarımıza başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Deprem olduğunda, kimliği, inancı, görüşü ne olursa olsun milletimiz yaraları kapatmaya gidiyor. CHP'li belediyeler de deprem bölgesine büyük katkılarda bulundular. İnsani yardımları bölgeye taşıdılar. Sadece CHP değil, bütün belediye başkanlarımızı kutluyorum.

Ocak ayı yeni bir başlangıç ancak Ocak ayının bizim için ayrı bir önemi var. Onat Kutlar, Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Muammer Aksoy, Hrant Dink gibi aydınlarımız, gazetecilerimiz Ocak ayında öldürüldü.

Vicdanı olan herkes Osman Kavala‘ya haksızlık yapıldığını biliyor… Tam 819 gün süren bir süreç. Böyle bir adalet olabilir mi? AİHM serbest bırakın dedi, tercüme edilmedi diyerek geri cezaevine yolladılar. Hiç tercüme edilmezse ömür boyu cezaevinde mi kalacak? Bugün görülen davada inşallah adalet tecelli eder ve Osman Kavala yuvasına kavuşmuş olur.

 

 

DEVLETİN DİNİ ADALETTİR

Devletle siyasi partiler arasında ilişkilerden söz edeceğim. Devlet süreklidir, bakidir, devletimizin bayrağı, vatanımızın sınırları var ve bi anayasamız var. Anayasa devletin omurgasını belirliyor. Yasama, yürütme, yargı organını belirliyor. Ama devleti yönetmek üzere siyasi partilere halk yetki verir. Dolayısıyla kayıtsız şartsız egemenlik milletinse, o zaman demokrasiyi güçlendirmek bu bağlamda, devleti topluma hizmet eder hale getirmek gerekiyor. Bizim ülkemizin güzel insanları var, bizim ülkemiz dünya coğrafyasında en güzel yerde. Karadeniz, Akdeniz, Marmara... Yaşanan deprem dolayısıyla farklı görüşlerde insalarla, siyasi partilerle güzel örnekleri verildi.

Talebimiz, birlikte yaşamak istiyoruz. Hiçbir ayırım yapmadan birlikte yaşamak... Peki yetiyor mu? Hayır, huzur içinde yaşamak istiyoruz, gelecek kaygısı olmadan güven içinde yaşayan bir toplum istiyoruz. Türkiye'yi nasıl büyütürüz, nasıl görkemli hale getiririz? Bunun için çalışmalıyız. Adaletli bir devlet olmak istiyoruz, devletin dini adalettir. Adaletsiz bir toplum kendi içinde barışı sağlayamaz. Hakkı da hukuku da, hayatın her alanına taşımak isyiuoruz. Herkesin işi, aşı olsun istiyoruz. Elaleme muhtaç olan bir insanlık istemiyoruz. Anneler çocuklarını huzur içinde okula göndersin istiyoruz. Gelecek kaygısı olmadan çocuklarını okula göndermeli anneler. 

 

 

SİYASETİN KONUSU, İNSANIMIZ AÇ MI TOK MU OLMALIDIR

Soğan üreticileri dertli. Geçen yıl yurt dışından getirmiştik, bugün tarlada çürüyor. Soğan üreticileri alın terinin karşılığını alamıyor.

Üniversitelilerimiz bilgi üretsin istiyoruz. Bilgi üretecekler ki sanayici o bilgiyi elle tutulur bir üretime döksün. 

Siyasetin konusu insanlarımız aç mı tok mu olmalıdır. Kimliklerle, inançlarla siyasetin işi olamaz. Hiç kimse inancından ötürü, kimliğinden, yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmesin. Bizim siyaset anlayışımız; insanın mutluluğu üzerine inşa edilen bir siyaset anlayışıdır. Bizim siyaset anlayışımız insanların mutluluğunu önceleyen siyaset anlayışıdır. Bu yüzden ayrımcılığa karşıyız.

 

 

DEMOKRASİNİN ÇIKIŞ KAYNAĞI HESAP VERMEKTİR

Daha güzel bir Türkiye inşa etmek için vergi veriyoruz. Hiçbir siyasetçi kendi cebinden para harcamaz, bizim paramızı harcar. Siyasi iktidar her kuruşun hesabını millete vermek zorundadır. Buna devlette şeffaflık diyoruz…

Demokrasinin çıkış kaynağı hesap vermektir. Bu anlamda toplanan vergilerin nereye harcandığının hesabını vermesidir. Uluslararası Yolsuzluk Endeksi’nde 13 basamak (Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2019 yılı Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye 39 puanla 91’inci sırada yer alıyor.  Türkiye, endekste ülke tarihindeki en düşük sırayı almış oldu.) Demek ki hesap verilmiyor. Bilgi verilmiyor. Vergi vermezsem zorla alıyorsun. Bunun anlamı siyasi iktidarın topladığı vergiyi nasıl harcadığının hesabını vermediğidir. Vatandaş verdiği verginin nereye harcandığını bilmeli, öğrenmeli!

Farklı düşündü diye kimse cezalandırılmasın. Orta Çağ'a kadar tüm insanlık dünyanın düz olduğuna inanıyordu. Bir aykırı görüş çıkıyor, dünya yuvarlak diyor. Sonra yakalanıyor... Kim haklı çıktı? Bir kişinin bilgisi bugün dünyada tartışılmaz hale geldi. Her düşünceye saygı duymak insanlığın önünü açar.

Hepimiz temiz bir çevrede yaşamak isteriz, çocuklarımız kentteki hayvanlarla tanışsın isteriz. Bu talebi sadece biz değil, herkes ister.

 

Depreme dayanıklı güvene dayalı evlerde yaşamak istiyoruz. Bunlar gerçekleşsin diye ne yapıyoruz arkadaşlar?

 

Hepimiz vergi veriyoruz. Doğduğumuz andan itibaren vergi ödüyoruz. Bebek bezinden, kefen bezine kadar vergi veriyoruz. Neden vergi veriyoruz fakirliği yenmek için. Yurttaşlarımıza yol götürelim, uygarlık, çağdaşlık götürelim diye vergi veriyoruz.

 

KIRILAN FAY HATTI DEĞİL, SARAY İKTİDARININ AR DAMARI

2004 yılında diğer vergiler kalktı, özel iletişim vergisi kalıcı hale getirildi. AKP dedi ki ben bunu kalıcı hale getireceğim. 2004-2019 arası 65 milyar lira, dolara vurursak 34 milyar dolar. Bu para bizim ödediğimiz vergi. Sonra bu oranları da artırdılar.

 

 

Vatandaş deprem vergisini ödedi, önlemi almak siyasi iktidara düşüyor. Ülkeyi bu iktidar yönetiyor. 34 milyar dolar nereye gitti? Vatandaş soruyor, ‘Niye soruyorsun?’ diyor. Vergiyi ödeyen o, soracak. Kırılan fay hattı değil, saray iktidarının ar damarıdır. Vatandaş haklı olarak soruyor, 17 yıldır iktidarsınız depremin yarattığı tahribatı önlemek için ne yaptınız? Elazığ’a ne yaptın, Malatya’ya ne yaptın?

 

DEPREMDE ÖLENLERİN BÜTÜN GÜNAHI ONLARIN BOYNUNA

Eski milletvekilimiz Ali Özcan, 2016 yılında Elazığ’ın deprem bölgesinde olduğunu belirterek, araştırma önergesi verdi. Ne oldu? Reddedildi! 2019 yılı Ekim ayında da depremle ilgili yine bir araştırma önergesi verildi. Bu önergede AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Depremde ölenlerin bütün günahı onların boynunadır.

 

JAPON YAPIYOR DA SEN NİYE YAPMIYORSUN?

Japonya nasıl yapıyorsa aynısını yap. Depreme dayanıklı evler, hastaneler, okullar yap. İstanbul’da 1999 depreminden sonra hasarlı olan okullar var. Bunlar ne yapıyor? Deprem olduktan sonra kriz masası kuruyor. Allah sana aklı niye verdi? Japon yapıyor da sen niye yapmıyorsun. Depreme dayanıklı konutları niye inşa etmiyorsun. Devlet lafla yönetilmez, devlet liyakatla, ahlakla, erdemle yönetilir.

 

ERDOĞAN TOPLANMA ALANININ NE OLDUĞUNU BİLMİYOR

Erdoğan, İstanbul’da on binlerce toplanma alanının olduğunu söyledi. Vallahi de billahi de toplanma alanının ne anlama geldiğini bilmiyor. Peki AFAD ne diyor? 2854 tane toplanma alanımız var diyor…

ETEK BOYUNA KADAR KARIŞIYORLAR

Devlette liyakatı da bitirdiler. Her şeye bir kişi karar veriyor. Bir akıl var, her şeyin üstünde. Kadınların doğuracağı çocuktan, yaşam tarzına, etek boyuna kadar karışıyor. Kimsin sen? O insanların karnı doyuyor mu onu sorsana?

 

 

HAFTAYA FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞINI ANLATACAĞIM

Tank Palet Fabrikası’nı unutmadık, 15 Temmuz Şehitleri için toplanan paraları unutmadık. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en önemli fabrikasını yabancı devletlerle peşkeş çekene vatan haini derler. Beşiktaş'ta terör saldırısyla hayatını kaybedenleri unutmadık.

Kaddafi'den 250 bin dolar aldı, medyanın önünde aldı. İnsan hakları için bağışlayacağım dedi. Aylardır soruyorum, yine soracağım, nereye bağışladın çık açıkla?

Haftaya FETÖ’nün siyasi ayağı nedir, onu anlatacağım size.