Kemal Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş’a verdiği talimatı açıkladı

Eski CHP milletvekili Sinan Aygün’ün iddialarını her iki taraftan da dinlediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş’ın yasaları uyguladığını söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş’a verdiği talimatı açıkladı

Kanal İstanbul müteahhitlerini uyaran Kemal Kılıçdaroğlu, Tank Palet Fabrikası için “Erdoğan ailesi savunma sanayiini yönetmek istiyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sinan Aygün’ün Mansur Yavaş’la ilgili rüşvet iddialarıyla ilgili olarak “Böyle bir uyuşmazlıkta yapılması gereken yasanın öngördüğü çerçevede hareket etmesidir. Yavaş da yasanın öngördüğü çerçevede hareket etmiştir. Biz de kendisine onu söyledik: Yasa, hukuk neyi öngörüyorsa gereğini yapın. Gereği de yapılıyor” açıklamasını yaptı.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erodoğan’ın siyasi ömrünün Kanal İstanbul’u yapmaya yetmeyeceğini belirterek, “Bugünden herkesi uyarıyorum, özellikle bu işe soyunacak olanları uyarıyorum. İktidara geldiğimizde kesinlikle parasını vermeyeceğiz” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, yeni yıl dolayısıyla bazı gazetecilerle bir araya gelerek gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu'na yöneltilen sorular ve yanıtları özetle şöyle:

Yavaş’a ‘Gereğini yapın’ dedim: (Sinan Aygün’ün Mansur Yavaş ile ilgili rüşvet iddiası üzerine) Olayı doğal olarak öğrenmek istedim. Mansur Yavaş’la da görüştüm. Olayı aktardı bana. Binanın yapılması ile ilgili yargı süreci anlatıldı. Kendisi zaten yapısı, düşüncesi gereği haksızlıklara karşı çıkan, ranta karşı çıkan bir isim. Dolayısıyla böyle bir uyuşmazlıkta yapılması gereken yasanın öngördüğü çerçevede hareket etmesidir. Yavaş da yasanın öngördüğü çerçevede hareket etmiştir. Biz de kendisine onu söyledik: Yasa, hukuk neyi öngörüyorsa gereğini yapın. Gereği de yapılıyor.

Yargı kararı uygulanacak: İşin özü belli rantlar var, büyük rantlar var, büyük paralar dönüyor. Bu konuda zaten büyükşehir belediyesinin medyaya yaptığı açıklamalar var. Mansur Bey ayrıca bir televizyon programına da katıldı ortada gerekli açıklamaları yaptı. Sonuç şu: Gerçekten de haksız olarak rant elde edenlere karşı belediye başkanının mücadele etmesi lazım. Belediye başkanının görevi zaten bu. Başka ne olabilir? Mansur Bey de bu mücadeleyi sürdürüyor. Zaten Mansur Bey yargı kararlarını uygulamak zorunda. Başka bir lüksü var mı? Hangi bürokrat ya da hangi seçilmiş belediye başkanı ‘Ben yargı kararlarını uygulamayacağım’ der. Uygulayacaktır. Hele bir de siyasal iktidarın bu kadar baskısı varsa yargı kararların elbette doğal olarak uygulanacaktır. Mansur Bey’in yaptığı da yargı kararlarını uygulamak, hukukun gereğini yerine getirmek.

Yargı ne öngörürse yapılacak: (Aygün ile görüşmesin sorulması üzerine) Sinan Bey geldi bana ve anlattı. O nedenle ben de Mansur Bey ile ‘Nedir bu?’ diye konuştum. Anlattı Mansur Bey olayları biz de hukukun gereği neyse onu yapın dedik. Başka söyleyeceğimiz bir şey yok. (Konuşmanın sorulması üzerine) O ayrıntılara çok fazla girmek istemiyorum ama bir haksızlığa uğradığını ifade etti. Ben de belediye başkanına ‘Var mı bir haksızlık nedir?’ dedim. O da bütün ayrıntıları anlattı. Hatta Melih Bey zamanın da büyükşehirin avukatlığını yapan birisinin mahkeme kararlarını aldığı halde büyükşehir belediye başkanlığına getirip tebliğ etmemesi, bu arada inşaatın bitmesini beklemesi gibi bir sürü süreç var. Sonuçta şuna vardık: Yargı neyi öngörüyorsa gereğini yapın.

Parasını vermeyeceğiz: (Erdoğan’ın ‘Kılıçdaroğlu Kanal İstanbul ile ilgili müteahhitleri tehdit ediyor’ açıklaması üzerine) Mutfaklarda yangın var. Milyonlarca insan geçim derdinde. Beyefendinin derdi; ben İstanbul’daki rantı nasıl birilerine veririm. O kadar gözleri kararmış ki; kamu kurumlarının bu yanlıştır dediği yazıları bile ÇED dosyasına koymuyorlar. Bu kadar olmaz gerçekten. İstanbul’a ihanet ettiklerini kendileri söylediler. Ben değil onlar söylediler. ‘Hala ihanet etmeye de devam ediyoruz’ diyen de kendisi. Beyefendi gideceğini de gayet iyi biliyor. Sırf ekonomi görüşülmesin, vatandaşın sorunları tartışılmasın diye bir Kanal İstanbul’dur tutturmuş gidiyor. Paran var mı kardeşim, yap bakalım. Nerede bunun ÇED raporu, nerede kamu kuruluşlarının bu konudaki görüşü. Niye kamu kuruluşlarına baskı yapıyorsunuz. Şundan o da emin, ben de eminim: Beyefendi gidici. Gidecek. Birileri kalkıp da öyle köprü gibi yol gibi garantileri alıp, Kanal İstanbul'u yapacağım buradan garantiler de aldım ileride de haklarımı ararım, gelen iktidar da bana bir şey yapamaz demesin. Bugünden herkesi uyarıyorum, özellikle bu işe soyunacak olanları uyarıyorum. İktidara geldiğimizde kesinlikle parasını vermeyeceğiz.

Yolsuzluğun devamlılığı olur mu? Devletin devamlılığı Türkiye’nin çıkarları üzerine esastır. Türkiye'nin çıkarlarını peşkeş çekmek diye bir devlette devamlılık yoktur. Yolsuzlukta, haksızlıkta, yandaşa rant paylaşımında devamlılık olur mu? Devamlılık hak hukuk ve adalet üzerinde olur. Derseniz ki ben aldığım ekonomik programlarla Türkiye'de krizi önledim, istihdamı artırdım. Ama siz bunu yapmıyorsunuz. Yandaşlarınıza para aktarıyorsunuz. Bu projenin bir ÇED, bir de güvenlik raporu olacak. Montrö Anlaşması ile bağlantısı var. Normalde iktidarın böyle bir düşünce olabilir. Niye böyle düşünüyorsun diye suçlamam. Ama şunu yapması lazım. Bu işin uzmanlarını çağıracak. Jeologlar, mühendisler, çevreciler, Dışişleri Bakanlığı uzmanlarını çağırır konuşur. Devlette liyakat dediğimiz şey budur. Ama böyle bir gelenek bu iktidarda yok. Çünkü devlette liyakatı bitirdiler. Helikoptere biniyor, İstanbul’un üzerinde gezerken şuraya havaalanı yapalım diyor. Kimsin sen? Hangi bilgin, deneyimin var? İstanbul'un rüzgarını, iklimini biliyor musun?

Siyasi ömrü yetmeyecek: Beyefendi oturuyor, sabah kalkıyor ben bunu yapacağım diyor. Ben de diyorum sen bunu yapamazsın. Siyasi ömrü de yetmeyecek zaten. Gidecek. İlk seçimde gidecek. Bu kadar işsizlik var, ben size iş buluşacağım diye bir çaba göstermiyor. Çünkü işsize iş bulmak ona rant olarak bir gelir sağlamıyor; ona da çevresine, saray erkanına ve ailesine bir gelir sağlamıyor. İşsize iş bulmak bir toplumsal soruna çözüm bulmak demektir. İş bulmak halktan yana bir ülkeyi yönetmek demektir. Siz kalkıyorsunuz yandaşlarınıza kaynak aktarmak için böyle bir proje başlatıyorsun. Yapamaz. Para da alamazlar. Giren insanlar da para alamazlar.

Uyuşturucuda yaş 10'a düştü: Erdoğan işsizleri sadece istatistikteki rakamlar olarak görüyor. Bir işsizin yaşadığı dramı, toplumsal maliyetini, yatabileceği ahlaki deformasyonu göremiyor, görmek istemiyor. İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. İnsan geçirmek zorunda. Yasal yollardan yaparsanız vergi verir, kendi geleceğinizi güvence altına alırsınız ama bu yollar siyasal iktidar tarafından kapatılırsa yasa dışı yollara başvuracaktır. Erdoğan ve ailesi ve yakın çevresi acaba şunu biliyorlar mı; uyuşturucu kullanımında yaş kaça düştü? 10 yaşında çocuklar uyuşturucu kullanıyorlar. Gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Gençlere bir gelecek umudu vermiyor bu siyasal iktidar.

İşsizliğin çözümü üretim: Bütün toplumsal maliyet işsizlerin sırtına bildirilmiş durumda. İşsizler hem kendi geleceklerinden, hem de ülkenin geleceğinden ötürü ciddi endişe duyuyorlar. Erdoğan işsizlik sorununu çözemez. Böyle bir birikimi yok. Damadı getirdi damat çözecek diye. Damadı da çıktı televizyonlara söz verdi 2019’un başında 2.5 milyon kişiye istihdam yaratacağız bu bir devrimdir dedi. tam tersine geniş tanımlı işsizlik 8 milyonu aştı. Normalde damadın derhal istifa etmesi lazım. Bir söz verdi. Suriye’deki gibi Emevi Caminde namaz kılacaklardı 4.5 milyon Suriyeli bize geldi. işsizlik sorunun çözemezler. Bilgileri birikimleri yok. Rant elde etmeyle işsizlik sorunun çözebileceklerini düşünüyorlar. Ama ona bir tüyo vereyim: Eğer benim sözümü dinliyorsa işsizliğin çözümü üretimden geçer. Üreten bir toplum hem kazanır hem istihdam yaratır, hem ihracat yapar. Katma değeri yüksek ürün üretirseniz dünya da saygınlığınız artar.üniversite mezunları rahatlıkla iş bulabilirler.

Utanması lazım: Fizik bölümünü bitiren bir kişi bugün Türkiye'de çöp toplayıp geçimini sağlıyorsa bu tablodan utanması lazım. Ben 21. yüz yılın Türkiye'sinden bahsediyorum. Yüz binlerce kişi çöp konteynırlarından geçiniyorlarsa oradan yiyecek alıyorlarsa, Erdoğan’ın oturup düşünmesi lazım: Ya ben 17 yılda bu memleketi bu hala getirdim. Şimdi suçlayacak kişi de bulamayacaklar. Bulamıyorlar. Eskiden bizi suçluyorlardı. Ama 17 yıldır siz yönetiyorsunuz. Üstelik tek başınıza yönetiyorsunuz. Üstelik MHP gibi destek veren bir parti var size. Eskiden Başbakan ayrı Cumhurbaşkanı ayrı sorunu çözemiyoruz bir koltukta iki karpuz olmaz lafları da vardı. Şimdi tek başınasın Başbakan da yok. Bakanların hepsi memur. Sen atamışsın zaten. Ne söylediysen hepsini yapıyorlar. Artık sorunu aktarabileceği suçlayabileceği hiç kimse yok.

Tek sorumlusu Erdoğan: Tek sorun var Erdoğan'dır. Tek sorumlu. İşsizlikten de sorumlu Erdoğan'dır, uyuşturucunun bu kadar yaygınlaşmasından sorumlu olan Erdoğan'dır. Fuhuşun bu kadar yaygınlaşmasından sorumlu olan Erdoğan'dır. Eğer fuhuş hangi boyutlara ulaştı diye öğrenmek istiyorsa Gaziantep Valisini arasın. Gaziantep Valisi doğruların anlatır mı bilmiyorum ama ben anlatırım. Ben işsizleri, yoksulları, çöpten yiyecek toplayanları görüyorum ama o görmüyor. Onun dünyası ayrı benim dünyam ayrı. Onun dünyası para dünyası benim dünyam insan dünyası. Onun dünyası rant dünyası benim dünyam üretim dünyası. Onun dünyası her şeye egemen olma dünyası benim dünyam hak hukuk adalet dünyası. Dolayısıyla Erdoğan ile belli bir konuda kesişme şansız yok. O ayrı bir yerlere gidiyor ben ayrı bir yerdeyim. Benim dünyaya bakışımla Erodğan’ın dünyaya bakışı arasında dünya kadar fark var.

Rüşvet alan Türkiye'yi temsil ediyor: Şu örnek bile kendi içinde çok çarpıcı. Erdoğan, Türkiye'nin şanını ve şerefini korumakla yükümlü olan bir kişi. Yemin metninde öyle diyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni Çekya’da kim temsil ediyor. Çikolata kutusunda rüşvet alan kişi temsil ediyor. Erdoğan’ın dünyasında o var, benim dünyamda yok. Yine bir milyon dolarlık bir rüşvet alan Şaban Dişli vardı. Bir milyon dolar rüşvet aldığının belgesini açıkladım. Yönetiminden istifa ettirdim. Şimdi bu rüşvet alan kişiyi de büyükelçi tayin etti. Onun dünyası böyledir, benim değil. Onun dünyası kirlidir benim dünyam temizdir. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu bini anlamaz. Evet ben onu anlayamıyorum. Devleti yöneten bir kişinin bu kadar kirlenmesini asla anlayamıyorum. Sadece kendisinin değil, ailesinin çevresinin bu kadar kirlenmesini anlayamıyorum. Asgari ücretli vergi verirken onun ailesi ve yakınları Man Adası'nda şirket kurup Türkiye Cumhuriyeti devletine vergi vermemek için katakulliler çevirdiler. Kendi yönettiği devlete vergi vermemek için bunu yapıyorlar. Onun dünyası bu benim dünyam be değil. Aramızda dünyalar kadar gark var.

Toplum ikiye ayrışmış: (Yeni kurulan partiler üzerine) Şu anda Türkiye’de siyaset 1789 Fransız devrimi öncesindeki gibi sürdürülüyor. 1789’da demokrasi konusunda önemli adımlar atıldı. Yetkiler kraldan alındı halka verildi. Halk ödediği vergilerin hesabını sormaya başladı. Yasama yargı yürütme ayrımı çıktı ortaya. Şu anda biz tek adam rejimi ile 1789’un gerisine düştük. Şu anda toplum ikiye ayrışmış. Tek adam rejiminden yana olanlar ve demokrasiden yana olanlar. Sağ sol kavramı üzerinden artık siyaseti değerlendirmek mümkün değil. Biz şu anda demokrasiyi yeniden inşa etmek zorundayız. 3. sınıf demokrasiden de söz etmiyorum. Olmayan demokrasiden söz ediyorum. Biz demokrasiden yana olan kimse hep birlikte ortak hareket etmek zorundayız. Yasama yargı yürütme olmalı siyaset halka hesap vermeli, vergileri nasıl harcadığının hesabını vermeli. Saydam, liyakate dayalı, güçler ayrılığını benimseyen, düşünce özgürlüğü olan bir anlayışa ihtiyaç var. Buna kim evet diyorsa önümüzdeki seçimlerde böyle bir tablo çıkacak. Ortak hareket etmek zorundayız. Demokrasi sadece CHP’liler için geçerli değil. Bizim gibi düşünmeyenlerden de demokrasiyi

Demokrasi ortak dil oldu: Demokrasiden yana olanlar seçimlerde ittifak olur olmaz ayrı ama bunlar mesela Saadet Partisi, Demokrat Parti, Davutoğlu demokrasi vurgusu yapıyor. İttifakı bir kenara bırakalım, demokrasi yargı bağımsızlığı isteyen gruplar var. Buna bu günden görüş beyan etmek doğru değil. Neyin ne olacağını bilmiyoruz ama ortada bir gerçek var. Demokrasiye duyulan özlem, farklı siyasal partiler tarafından ortak dil gibi dile getiriliyor. Bu bağlamda olayı değerlendiriyoruz. Yoksa seçim sürecine girince ittifaklar nasıl olur partiler nasıl bir araya gelir o, o günün sorunu. Şu an ise tek adamdan ve demokrasiden yana olanlar diye ikili bir Türkiye’ye yapı var.

Önce kurulsunlar: (Yeni partilere milletvekili verip vermeyeceği sorusu üzerine) Önce bir tam olarak kurulsunlar nedir ne değildir bir görelim. İYİ Parti’ye milletvekili vermemizin nedeni, tek adam rejiminde sarayın YSK üzerine baskı yapıp seçime girmeme alt yapısını oluşturması yüzündendi. O nedenle biz demokraside tıkanan olayı böyle açtık. Umarım bir tıkanıklık olmaz normal siyasal partiler görüşleri çerçevesinde yollarına devam ederler.

AKP kan kaybediyor: (Yeni partilerin AKP'yi zayıflatıp zayıflatmayacağı konusunda) Zaten kan kaybeden bir parti. AK Parti’ye oy verip de pişman olan çok sayıda kişi var. Yoksul mahallelerde insanlar geçmişte çok ciddi oy verdiler. Onlar şimdi perişan vaziyetteler. Bu mahallelere bizim belediye başkanlarımız hizmet götürecek. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir düzeni hayata geçireceğiz. Yeni partileri kurdurmamak ya da AK Parti’den ayrılmaları kısıtlamak gibi bir çabanın önemi yok. Ne yaparsa yapsın beyefendi gidici. Türkiye’nin huzura, düşünmeye, demokrasiye ihtiyacı var. Onlar ayrı bir dünyada yaşıyor, Türkiye ayrı bir dünyada yaşıyor.

Askerimizin Libya'da işi yok: (Libya anlaşması üzerine) Türkiye’nin Libya ile kıta sahanlığı bağlamında yaptığı anlaşmayı önemli bir anlaşma olarak görüyoruz. Zaten parlamentoda oylanırken de destek verdik. Ama gecikmiş bir sözleşmeydi. Türkiye’nin doğu Akdeniz’de söz sahibi olabilmesi için Mısırla iyi ilişkiler kurulması gerektiğini defalarca dile getirdik. Bir hamle yapıldı. Libya ile anlaşma imzalandı. Güzel bir hamle ama gecikti. Meclis’te bu olayı dile getiren milletvekili arkadaşımız da bu çerçevede dile getirdi. Libya’ya asker göndermeyi ise doğru bulmuyoruz. Orada bir iç savaş var. Askerimizin Libya’da işi yok. İç savaşa taraf olamayız. Yapmamız gereken diplomatik olarak çaba harcamak. İki tarafı barıştırmasıdır. Orada iki bir yapı var. Ciddi çatışma var. Mısırın tanklarını Libya’ya sokacağı açıklamaları var. Türkiye Libya’nın yeniden şekillendirilmesinde söz sahibi olmalı ama diplomatik çaba ile.

Kabahat eğitim verenlerde: (İstiklal marşının Arapça okunması konusunda) İstiklal marşının Arapça okunması eğer çocukları yanlış yetiştirirseniz bu tablolarla karşılaşırsınız. Kabahat onlara bu eğitimi verenlerdedir. Onlara kızamayız. Geçen bir veli ile konuşuyorum. 17 yaşında okuma yazma bilmiyor diyor. Bir toplumu geri bıraktırmak için eğitim sistemini bozarsınız. Osmanlı’da önce medreseler çöktü sonra battı. Aynı durum şimdi bizde var. Eğitim sistemi iflas etti. Hangi siyasi görüşten olursa olsun ortak görüş bu.

Yaptırımlar doğru değil: (ABD ile ilişkiler ve yaptırımlar konusunda) Yaptırımları doğru bulmuyoruz. yaptırım uygulanması iktidarı değil 80 milyonu cezalandırmaya dönük olur. Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir zemine oturması gerekiyor. Türkiye’nin dış politikasının sağlıklı bir zemine oturması lazım. Liyakatten söz ederken şu gerçekle karşı karşıyayız. Dışişleri Bakanlığı, cumhuriyet tarihinde ilk kez tamamen devre dışı bırakıldı. Nerede Dışişleri Bakanlığı? Büyükelçi olmak sıradan bir olay değil. Ama siz ayakkabı kutusunda rüşvet alan adamı büyükelçi olarak tayin ederseniz bu dış politikayı belirleyemez. İzlediğimiz Suriye politikasında ne oldu ne kazancımız oldu?

Dış politika milli olmalı: Türkiye’nin izlediği dış politikanın Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmediğini, Erdğoan’ın bilgisi olmadan, birikimi, deneyimi olmadan, kitap okumadan kendi başına dış politika izlemesi Türkiye’yi bu tür sorunlarla karşı karşıya getirdi. Dış politikanın milli olması lazım. Dış politikada iktidar muhalefet ayrımı olmaması lazım. Dış politikada bilgisi, birikimi, deneyimi olan insanların görüşüne sık sık başvurulması lazım. Örneğin biz iktidarda değiliz. Ama dış politika konunda Dış Politika Danışma Kurulu’muz var. Eski Dışişleri Bakanlığı yapmış isimler, parlamentoda AB ve NATO’da görevli milletvekillerimiz belli aralıklarla bir araya gelir dış politikayı tartışırız. Nerede hata nerede doğru yapılıyor. Biz muhalefet partisi olarak bunu yapıyoruz. İktidarın bu taraklarda bezi bile yok. Bir kişi biliyor Erdoğan, ne derse o oluyor. Kimsin, hangi bilgin hangi birikimin var dış politika konusunda oturup tek başına karar veriyorsun. O açıdan ABD ile olan ilişkilerin düzelmesi, diplomatik kanalların o çerçevede zorlanması gerekir. Yaptırım uygulanmasını asla tasvip etmiyoruz. Bu sadece Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürer. Ekonomik krizi getirip Amerikalılar yaptırım uyguladı o nedenle kriz çıktı, bu işsizlere tam çözüm bulacakken Amerikalılar yaptırım uyguladı.. Bunu söyleyecekler. Adım gibi biliyorum.

Türkiye bataklıktan çıkmalı: (Türkiye'ye yönelik yeni göç dalgası olacağı haberleri üzerine) Şu anda İdlib Suriye’nin yumuşak karnı. Sadece Suriye değil, Türkiye’nin de Rusya’nın da yumuşak karnı. Orada ciddi bir radikal grup var. Bu radikal grubun elinde ağır silahları almayı Türkiye taahhüt etmişti. Ama bu taahhüdü yerine getiremiyor çünkü bu radikal gruplar kimseyi dinlemiyor. Dolayısıyla Rusya ve Suriye’ye bağlı güçler, İdlib’den bu grupları temizlemek istiyor. NE kadar yapabilirler bilmiyoruz. Radikal unsurlar kimlerdir, orada halk da var, aynı kıyafetleri giyiyorlar. Dolayısıyla ayırmak oldukça zor. Türkiye’de bölgede ciddi sorun yaşıyor. Özellikle 9 numaralı gözlem noktası sorunlu bir yerde. Bir anlamda Suriye ve Rusya’nın özel koruması altında. Gelecek olan kişi sayısı 50-60 bin diyorlar. Daha ciddi bir saldırı gelirse bir milyon ile 800 bin kişinin gelebileceği ifade ediliyor. Ama sorunlu bir alan. Türkiye kendi başına hiç gereği yokken bu dertleri açtı. Şimdi bataklıktan bir an önce çıkması lazım. Girmek ne kadar ciddi bir sorunsa çıkmak da bir o kadar ciddi bir sorun.

Bunun adı vatana ihanettir: (Tank Palet Fabrikası'yla ilgili tartışmalar üzerine) Aslında Türkiye Tank Palet için ihaleye çıkıyor. Yanlış hatırlamıyorsam 3 firma teklif veriyor. Sonradan ihale iptal ediliyor. BMC’ye, resmi gazetede yayınlanan olağanüstü teşvikler getirilen, Sakarya’da yer veriliyor. Onlar da taahhütte bulunuyor şu kadar sürede tank vereceğiz diye. O ara Katar, devreye giriyor. Ethem Sancak devreye giriyor. Katarlılar yüzde 49 küsur ortak ediyorlar. Kalan yüzde 51 pay Ethem Sancak ve Talip Öztürk arasında paylaşılıyor. Talip Öztürk adını Erdoğan veriyor, bunu yanına alacaksın diye. Ethem Sancak’ın ifadesine göre herkes Güneysulu ve birbirinin akrabası. Şimdi bu da bir anlamda denebilir ki, fabrika kurmak için bunu yapıyorsun. Katarlıları da ortak ettin. Gideceksin o olağanüstü teşviklerle bir tank yapacaklar. Eyvallah ama Ethem Sancak diyor ki, beni bu tankı yapmam için bu tank palet fabrikasını kullanımını bana vermeniz lazım diyor. Ve bir gizlilik kararı ile 25 yıllığına BMC’ye tahsis yapılıyor. Bu gizli kararı biz kamuoyu ile paylaştık. Şu soruşu sorduk Tank Palet’i neye göre verdin BMC’ye. Erdoğan 25 yıllığına kiraladık dedi. BU soruya Ethem Sancak televizyonda yanıt verdi. Ne kiralaması ben orada çalışıyorum tank üretip devlete satacağım. Erdoğan kiraladık diyor Ethem Sancak kiralamadık diyor. Doğruyu kim söylüyor. Ethem Sancak söylüyor. Devletin silah fabrikasını, özellikle Avrupa’nın en büyük tank entegre tesislerini siz 25 yıllığına beş kuruş para almadan Ethem Sancak, Talip Öztürk ve Katar Ordusuna teslime diyorsunuz. Bunun adı vatana ihanettir. Bunu söyledim Erdoğan dava açtı.

Sancak konuşuyor da öğreniyoruz: Şimdi o mahkemeye sadece bu sözleşmeler değil, tank paletle BMC arasında yapılan, yanlış hatırlamıyorsam iki sözleşme daha var onları da isteyeceğiz. O sözleşmelerin birisinde BMC ne getirirse yüzde 12.5 kar vereceğim diyor. Üretmek için fabrikaya ne getirirse yüzde 12.5 kar garantisi. İki sözleşmede bir hüküm daha var; Özellikle bu obüs, fırtına toplarının üretildiği bölümde ciddi askeri sırlar var. Bütün "know how"ı BMC’ye teslim edeceksin. Ordunun gizli kalması gereken bütün sırlarını BMC yönetimine teslim edeceksin. Ondan önce tank palet fabrikasının kuruluş ticaret sicilinde kuruluş sözleşmesinde, fabrika bir yerlerle verilirse, askeri hizmet veya askeri üretimi aksatmayacak şekilde olması lazım. Askerin duyduğu silah ihtiyacını önceleyen düzenleme var. Sonra değişiklik yapılarak bu madde çıkartılıyor. Bütün bu sözleşmeleri ha hakim getirecek mi, biz isteyeceğiz. Bir de Danıştay’a dava açtık. Tank palet fabrikası 50 milyon dolar yatırım yapacaklar diye baştan söyledi. O ihale ile mi oldu. O da ihalesiz. Belki başka grup gelecek ben 150 milyon yatırım yapacaktım diyecekti. O da belirsiz. Açıkcası bizim cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleşti. Devletin silah fabrikası ihalesiz, bedelsiz beş kuruş alınmadan Katar ordusu ve iki Türk vatandaşına teslim edildi. Bereket versin Ethem Sancak konuşuyor da biz bazı gerçekleri öğreniyoruz. Ben söylesem yalan diyecek ama Ethem Sancak söyleyince diyemeyecek.

Erdoğan'ın aklı başında mı? Erdoğan şöyle bir şey de söylemişti bir dönem: Fırtına obüsleri burada üretiliyor. O fırtınalar o obüsler nerede üretiliyor biliyor musun. Geçen günde Atv’de 'Kılıçdaroğlu yalan söylüyor, fırtına obüsleri burada üretilmiyor' diyordu. O fabrikada çalışan işçiler bize iki fotoğraf gösterdi. Erdoğan’ın fırtına obüslerinin yapımı sırasında kaynağını yapıyor ve altında da ‘Başbakan Erdoğan, fırtına obüslerine şunu yaptı.' Bir de 2015 tarihi var. Düşünün kendi kendisini yalanlayan bir siyasetçi düşünün. Dolayısıyla aklı başında mı kuşkularım var. Erdoğan devleti yönetemiyor. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti savruluyor. Bir devlet geleneği yok. Saray geleneği var o da Lale Devri geleneği.

Savunma sanayini ele geçirmek istiyor: Erdoğan ailesi savunma sanayini yönetmek itiyor. Çünkü savunma sanayi alıcısı tek, kara geçiş noktası diye kavram yok. Bir şey üretirsiniz üzerine bir fiyat koyan orduya satarsınız. Dolayısıyla Katar ordusu, Ethem Sancak, Talip Öztürk, bütün bunlar Erdoğan ailesi ve yakın çevresi, savunma sanayini ele geçirmek istiyorlar. Çok büyük paralar var. Dünyada zarar etmeyen kuruluşların başında savunma sanayi gelir. onlar zaten sipariş üzerine üretim yaparlar, alıcısı bellidir. İhraç ederseniz de iktidar izin verirse satarsınız. Yüzde yüz kar edersiniz. Hayret ettiğim nokta da şu: Devlette öyle bir çürüme var ki, çürümenin geldiği noktayı en iyi gösteren tank palet olayıdır. Bir ülkenin namusu sayılan askeri fabrikanın bir gruba peşkeş çekilmesini Türkiye’de bütün sivil ve askeri bürokratlar seyrediyorlar. Bu çürümedir. Normalde karşı çıkmaları lazım. Bu yanlaştır, öyle bir şey olmaz demeleri lazım.

Tank paletin sorgulanması lazım: (Cumhurbaşkanının ‘Hans alsa sesiniz çıkmaz, Katarlılar alınca eleştiriyorlar’ demesi üzerine) Sermayenin nereden geldiğinin hiçbir önemi yok. Kim olursa olsun bu koşullar kime verilerse, hepsine karşı çıkarız. O fabrika 82 milyonun vergileriyle kurulan bir fabrikadır. O fabrikaları bir sermaye grubuna, bir ülkeye, bir yandaşa peşkeş çekilmesini asla kabul etmeyiz. Kuralı vardır. İhaleyi yaparsınız, en iyi teklifi kim veriyorsa bakarsanız ve ona verirsiniz. Ama ihale yapmadan veriyorsunuz, bir de devletin fabrikasını ayrıca bedava veriyor ve burada üret diyorsunuz. İşçi benim, subaylar da benim, makineler da benim; sen üretiyorsun bana satıyorsun. Niye ben üretmiyorum? Her şey bana ait niye ben üretmiyorum. Her şey bana ait. Sen üret her şeyi ben sana veriyorum, ondan sonra bir de kar vereceğim sana... Niçin? Bunun sorgulanması lazım. Bunu sivil toplumun, bürokrasinin, siyaset kurumunun, medyanın sorgulaması lazım. Eğer hakim isterse o protokolleri getirdiğimiz zaman olayın boyutları çok daha farklı bir noktaya gidecek.

Herkes aday olabilir: (CHP kurultayında İnce’nin aday olunacağı yönündeki açıklamaları) Demokratik süreç yürüyor. İlçelerde seçimler yapılıyor. Örgütlerden şunu istedim: Kavga etmeden, tahriklere kapılmadan, demokratik şekilde yarışın. Kazanan kişi olacak, kaybeden kişi olacak. Kazanan kaybeden kişinin elini kaldıracak, beraber yola devam edeceklerini, birlikte mücadele edeceklerini ifade edecek. Şimdiye kadar bu mayanın tuttuğunu görüyoruz. İnşallah bundan sonra da bir kavga çıkmadan sağlıklı bir şekilde demokratik yöntemlerle bir yarışma gerçekleşir. Genel Başkan için de adaylar olabilir. Herkesin aday olmaya hakkı vardır. Tüzükte değişiklik yaparak Genel Başkan adayları için oranı yüzde 20’lerden yüzde 5’e kadar indirdik. Arzu eden olur. Demokratik bir yol. Yarışma yapılır birisi kazanır. CHP’nin parti programı, tüzüğü, tarihi, geleceğe bakışı konusunda bütün arkadaşlarımızın ortak bir görüşe sahip olduklarını biliyoruz. Bu çerçevede demokratik bir süreci hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Güvenlik soruşturması darbe hukuku: (Güvenlik soruşturmalarına ilişkin düzenlemenin geri çekilmesi konusunda) Şu gerçeği kabul etmek lazım. Devletin kritik noktalarına bürokrat atanırken, güvenlik soruşturması bir şekliyle yapılır. Bütün dünyada yapılır. Ama devlete memur alınırken güvenlik soruşturması doğru değil. Tam tersine güvenlik soruşturmasını çok geniş bir alana yayarsanız odacıdan başlayıp genel müdüre kadar bir zinciri uzatırsanız bu doğru değil. Tam tersine devletin geçmişte şu veya bu şekilde suça bulaşmış insanları kazanması lazım. Hatta onunla ilgili de özel yasa var. Hapse girmiş, çıkmış olanların kamuda istihdamını zorunlu kılan maddeler var. Nasıl güvenlik soruşturması yapacaksınız? Hapse girmiş, çıkmış... Bunu topluma kazandırmamız lazım. O zaman bunun istihdamına imkan vermek lazım. Geçmişte darbecilerin yaptığı uygulamalardan birisi de buydu. Bütün alanlarda güvenlik soruşturması yapılırdı. Ben o güvenlik soruşturmalarının da çok sağlıklı yapıldığına inanmıyorum. Devlete kritik noktalara atarken, müsteşar atarken bakarsınız. Üniversiteye hoca atarken, hoca bilimsel kafa varsa gidecek çalışacak, bilim üretecek. Buna yasak mı getireceksiniz? Geri çekilmesi güzel, umarım komisyonlarda alan çok dar tutulur.

Her şey çok daha güzel olacak: (2020 yılına ilişkin beklentilerinin ne olduğu sorusu üzerine) 2020’yi çok iyi görüyoruz. 2020’de Türkiye siyaseten yeni bir başlangıç yapacak. Toplumun yerel seçimlerde elde ettiği umudu 2020’de daha da büyüteceği kanısındayım. Bizim belediye başkanlarımız gerçekten çok iyi çalışıyorlar. Onların çalışmalarını düzenli olarak ölçüyoruz zaten. Toplumun da ciddi bir beklentisi var. Her şey güzel olacak demiştik. Şimdi her şey çok daha güzel olacak. Çok daha güzel bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Asla karamsar olmadım. Karamsar olma gibi bir lüksümüz de yok. Hepimizin ortak çaba harcaması lazım. Türkiye çok daha güzel yönetimlere layık. Hesap vermekten çekinmeyen insanlar olmalı. Sorunlara kilitlenen ve sorunları çözmek için özel çaba harcayan siyasetçiler olmalı. Toplumsal ayrışmayı büyük ölçüde ortadan kaldıran, etnik kimlik, inanç ve yaşam tarzı üzerinden ayrışmayı kaldıran, var olan ekonomik sorunlara eğilen, demokratik bir ülke olacak Türkiye. Bunu yapacağız.

Etiketler
Kemal Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş Milletvekili Sinan Aygün