Gülseren Budayıcıoğlu: Dosyalarım hep kilit altında dururdu, sekreterim bile okumasın diye

tv100'ün ilgi ile takip edilen programı Candaş Tolga Işık ile Az Önce Konuştum programının bu haftaki konuğu Psikayatr-Yazar Gülseren Budayıcıoğlu oldu. Budayıcıoğlu, Işık’ın sorularını yanıtladı.

Gülseren Budayıcıoğlu: Dosyalarım hep kilit altında dururdu, sekreterim bile okumasın diye

Birçok kitabı diziye uyarlanan Gülseren Budayıcıoğlu, tv100 ekranlarında ilgi ile izlenen Candaş Tolga Işık ile Az Önce Konuştum programında açıklamalarda bulunuyor. Budayıcıoğlu, Işık’ın sorularını yanıtladı.

Çok konuşulan “Bizler çocukluk acılarımızı bize yeniden yaşatacak kişileri gözünden tanır; ve gider başkasına değil ona aşık oluruz” sözünü yorumlayan Gülseren Budayıcıoğlu, “Normaller, anormaller; doğrular yanlışlar bizim düşüncelerimizde inançlarımızda sürekli değişir. Doğru tektir diye düşünürüz ama dünya kurulduğundan beri fizik kuralları hariç bütün doğrular değişmiştir. Bugünkü doğrularımız da değişecektir diye düşünüyorum. Bu psikiyatride çok oluyor” dedi.

HASTA HİKAYELERİNİ NEDEN YAZIYOR?

“Hastalarının hikayesini dizi yapıyor, bir hastanın özel bilgileriyle para kazanıyor. Bu etik bir şey değil” eleştirilerine yanıt veren Gülseren Budayıcıoğlu, “Bunu yapan benim. Nasıl etik dışı olduğunu düşüneyim? Ben bunu söyleyenlerin bile buna çok inanarak söylediklerini düşünmüyorum. Ben Ankaralılar çok iyi tanıyor. İnsan bana o kadar güveniyor ki, hani demiştim ya ‘İnsanlar yazdığıma değil; yazmadığıma kızıyor’ diye… Hatta size bir hikâye anlatayım: 2004’te ilk kitabımı yazdım. Bu konuda o kadar acemiyim ki çünkü bir yazarlık geçmişim yok. Nasıl yazacağım diye tam dört yıl düşündüm. Uğraştım, uğraştım bir dil bulamadım. En iyisi ben nasıl anlatıyorsam aynı şekilde bu dille yazayım dedim. Ve kitaplar daha sonrada konuşma diliyle yazılmıştır. Bir sabah bana uzun yıllardır gelen hastam, ‘Güzel bir kitap bulayım, pazar gününü bir kitapla okuyarak geçeriyim’ demiş. Orada bir Madalyonun İçi diye bir kitap görmüş. İlgisini çekmemiş, sonra adımı görüp; ‘Başımdan kaynar sular döküldü, eyvah bu kadın beni olduğu gibi yazdı’ diyerek düşündüğünü söyledi. Hastam, kitabı ara vermeden bir gece bitirdi. ‘Ama her okuduğum satırda arıyorum, acaba burada mı çıkacağım diye?’ Fakat hiçbir yerde çıkmadım’ diyor. Cümlenin sonu şöyle bitti; ‘Bu kadar zaman size geldim, insan iki kelime dahi yazmaz mı?’ diye söyledi. İnanamayacağınız kadar çok mektup alıyorum. Bana bunları isimlerini soyadlarını yazarak yolluyorlar. Hiçbir şeyi çekinmeden yazıyorlar. Bugüne kadar yaptığım dizilerde ve kitaplarda karakterin kendisi bile kendisini tanımakta zorlandı” dedi.

"HİÇ KİMSE KENDİSİNİ İFŞA ETTİĞİM GİBİ BİR HİSSE KAPILMADI"

Yazdığı hayat hikayeleriyle milyonlara ulaşan Budayıcıoğlu, sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı:

"Hep hikayelerini özünü alırım. Hikâyenin sonunda bir mesaj vermek istiyorumdur, yoksa neden yazayım bu kadar hikâyeyi? İnsanlar bir şey öğrensinler, kendilerini bulsunlar, kendilerinden bir şeyler keşfetsin ve bir şeyleri değiştirsin diye. Hiç kimse bundan rahatsız olmadı ya da kendisini ifşa ettiğim gibi bir hisse kapılmadı. Benim mesleğim doktorluk. Dosyalarım hep kilit altında dururdu. Sekreterim bile okumasın diye"

""CAMDAKİ KIZ, UZAN AİLESİNİN HİKAYESİ Mİ?"

Camdaki Kız hikayesinin Uzan ailesinin hayatı olduğuna dair çıkan söylentilere yanıt veren Budayıcıoğlu, “Uzan ailesini yazmadım. Öyle olsa Uzan ailesi ‘Niye bizi yazdınız’ demez mi?” dedi.

DİZİLERİ NEDEN ÇOK SEYREDİLİYOR?

“Aslında bunu ayrıntılarıyla anlatmayı ben de çok istiyorum” diyen Budayıcıoğlu, “Basit bir tesadüf gibi algılayanlar var ama bu tamamen bilimsel bir şey. Ben bir kere toplumumuzu çok iyi tanıyorum. Herkes kesimden binlerce insana baktım. Benim karşıma gelen kırmızı koltuğa oturan herkese ‘Hastam’ dedim. Bu bir tıbbi bir terimdir. Eğer psikiyatriye gelenlere deli gibi bir isim takıyorsak; psikiyatriye gelen insanlar toplumun en akıllı kesimidir. Çünkü artık gördüğünüz gibi insanların kendisi randevu alıyor. Bir de hastalarıma çok düşkünlüğüm vardır. Onları inciteceğim diye ödüm kopar. Onlarla çok ilgilenirim” ifadelerini kullandı.

KADER MOTİFİ KAVRAMI NEDİR?

İnsanlarla çok içli dışlıyım. Anladım ki bizim insanımızın biri onun elinden tutsun, biri ona yol göstersin bu acılarla yaşamasınlar… Ben bu kader motifi kavramını ortaya attığımda hastalarımda bunu değiştirmek için gerekeni yaptık. Kitaplar yazdım, şimdi diziler yazıyorum ve insanlara ulaşmaya çalışıyorum. Kader motifini çok kısa tanımlayacak olursak, bizim zihnimizde öyle bir bilgisayar var ki daha insanoğlu bunun küçücük benzerlerini bile yapamadı. Bu bilgisayar sadece resimleri kaydetmiyor; sesleri de duyguları da kaydediyor. Bir olay yaşanıyor, siz o olaydan başka bir duygu ile çıkıyorsunuz. Sizin geçmişiniz de o duyguları farklı konumlandırıyor. Bizler değiştikçe hayattan daha güzel ve olumlu şeyler bekledikçe hayat kapılarını daha kolay açmaya başlıyor. Bunu da duygularla ifade etmeye çalışıyorum. Siz zamanla daha pozitif bir hale geldikçe bir bakıyorsunuz etrafınızdaki insanlar daha da artıyor. Ben hep şöyle düşünüyorum. Doğduğumuz evlerde o yazılım oluşuyor. Mesela aileniz sizi değerli ve önemli buluyorsa, bunlar kaydedildiyse bunu toplum kolay kolay bozamıyor. Siz iç değerinizi hep muhafaza ediyorsunuz. Huzurlu evlerde yetişen çocuklardan yani sevgi dolu kendini değerli hissettiği evlerde yetişen çocuklardan kolay kolay ne katil ne hırsız ne dolandırıcı ne de böyle vahşi bir uygulama çıkar. Bunlar nereden çıkıyor? Bunlar sevgi açlığı ve değer görünmeyen yerlerden çıkıyor. Aileleri burada suçlu görmek istemiyorum. Herkes doğurduğu çocuğu en iyi şekilde büyütmek ister diye düşünmek istiyor insan. Genelde her ailede çocuklar bunu alamıyorlar. Kendini değersiz, işe yaramayan hisseden biri bütün bu saydığım şeylere açıktır” dedi.

"MUTLAKA KÖTÜ KARAKTERLERE ŞİDDET UYGULARIM"

Budayıcıoğlu, ayrıca katkıda bulunduğu dizilerin hiçbirinde ağır şiddet olmadığını söyledi. Budayıcıoğlu, "Mutlaka kötü karakterlere şiddet uygulatırım. İsterim ki bunu kınasınlar" ifadelerini kullandı.

Candaş Tolga Işık’ın “Türkiye’nin en büyük travması nedir?” sorusuna yanıt veren Gülseren Budayıcıoğlu, “Şiddet. Şiddete tanıklık etmek bu şiddetin yayılmasında önemli bir şeydir. Toplumumuzda kutuplaşmalar var. Bu da bizler için ciddi travmadır” ifadelerini kullandı.

GENÇLERİN KAYGILARINA NE ÖNERİYOR?

Gençlerin gelecek kaygısına ilişkin gelen bir soruya yanıt veren Budayıcıoğlu, “Şu anda bu devirde genç olarak yaşamayı hiç istemezdim. Korkardım, çok iyi anlıyorum onları. Çünkü, sanki bütün imkanları var gibi görünüyor ama imkanları hiç yok. Biz ne kadar şanslıymışız. Elimizde bir diplomamız varsa hayatımız garanti… Böyle algılardık ve böyle olurdu. Gençleri etkileyen bir şu da var: İyiyi görüyorlar. Nasıl lüks yaşanır, nasıl keyif yapılır. Bunları görüp bunlara sahip olamamak… Bir de ben gençlere çok üzülürüm. Hayatın onların acemisidir. Bu çocukların canları çok yanıyor. Ne yapsınlar derseniz şöyle bir şey önereceğim gençlere: Hep kendilerini keşfetmeye çalışsınlar. Kendilerinde özellikleri keşfetmeye çalışsınlar. Boşvermesinler, kendilerini bırakmasınlar. Umutlarını kaybetmesinler” ifadelerini kullandı.

Dizilerinin hepsini sevdiğini belirten Budayıcıoğlu, en çok Kırmızı Oda dizisini sevdiğini söyledi.