GERÇEK GÜNDEM - FİLİZ GAZİ/ 

Yüksekten düşerken ellerini tutamadığımız kadınların kendileri ile beraber götürdükleri gerçeği yakalamak çoğu zaman yıllar alıyor. Bürokrasiye, ataerkil düzenin bariyerlerine rağmen sabırla toplanan gerçeklerle ağır ağır yol alınıyor. İntihar olarak kayda geçen cinayetlerin arkasında genelde bir suç şebekesi yatıyor.

İstanbul Esenyurt’ta 25- 26 Haziran’da art arda iki kadın yüksekten düşerek hayatını kaybetti. Biri bir apartmanın 4'üncü katından, diğeri lüks rezidanstan düşerek öldü.

İlki 25 Haziran'da İnönü Mahallesinde yaşandı. 25 yaşındaki Leyla Aksu, bir apartmanın 4'üncü katında bulunan, yalnız yaşadığı evinin balkonunda düşerek hayatını kaybetti. Tanıklar, Aksu'nun düşmeden önce evinden tartışma seslerinin geldiğini iddia etti. Diğer olay ise 26 Haziran’da Zafer Mahallesi'nde lüks rezidansta yaşandı. Nefise M. isimli kadın, rezidansın 7'nci katındaki dairesinin penceresinden kendini sarkıtarak düştü.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre İstanbul’un en kalabalık ilçesi Esenyurt. Geçen yıl sonu itibarıyla Esenyurt'un nüfusu 977 bin 489 olarak belirlenmiş.

Esenyurt’a ulaşmam bulunduğum yerden nerdeyse iki saate yakın sürüyor. Ataköy metro çıkışındaki üst geçitte yerlere yapıştırılmış 'sticker'lar sanki gideceğim haber için önüme düşmüş bir işaret gibi. “Ataköy, günlük lüx kiralık daireler” yazan kağıtlarda bir de telefon numarası yazılmış. Üst geçidin bir tarafı çok katlı siteler, diğer tarafı Hindistan sokaklarını aratmayacak cinsten kaos ortamı Şirinevler. Aynı gideceğim Esenyurt gibi…

O DAİRELERDEN 16-17 YAŞINDA KIZ ÇOCUKLARI DÜŞTÜ

Bir tarafı mahalleler, diğer tarafı çok katlı binalar olan Esenyurt; sınıfsal ayrımın çok aşikar gözüktüğü bir yapılaşmaya sahip. Yüksek katlı binalardan oluşan öbek öbek evlerin ya da her biri ayrı konseptli sitelerdeki dairelerin çoğu boş. Hatta bazı sitelerin girişlerindeki güvenlik dışında sanki hiç yaşayan yok.

Esenyurt’ta belediye, emniyet, üniversite aynı binanın içinde. AVM’nin içinden Belediye’ye geçiliyor. Tuhaflık burada başlıyor. 

Belediye’de, “Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü”ne gidiyorum ilk önce. Yüksekten düşen kadınlarla ilgili bir istatistik tutup tutmadıklarını soruyorum: “Bizden öyle bir şey istemediler. O tip bilgiler için bir hiyerarşi silsilesi olur.”

Odada iki kadın, dört erkek var. Bütün sorularım bir beyefendi tarafından yanıtlanıyor. Solumdaki oturan kadın, konuşmamıza dahil olmak istese de olamıyor gibi bir hisse kapılıyorum.

Ordan Basın ve Yayın Müdürlüğü’ne yönlendiriliyorum. Esenyurt’ta yerel gazetecilik yapan Reşat Geçmez’le konuşuyoruz. “Burda büyük sıkıntılar var” diyerek anlatmaya başlıyor:

“Emniyet, devlet kim ne yapıyorsa buradaki sorunların çözülmesi gerek. Rezidanslarda fuhuş, uyuşturucu dönüyor. Buradaki yüksek katlı binaların birçoğu mafyavari kişiler tarafından yönetiliyor. Arka planda duruyorlar, önde iki üç garibanı kullanıyorlar. Sonuçta bacasız sanayi… Aidatların geliri çok yüksek oluyor. Burada o dairelerden 16- 17 yaşında kız çocukları düştü. Aileler okulda biliyor ya da arkadaşıyla buluşmada… Bu yaşta bir çocuğun, orada oturmadığı halde rezidansta ne işi var?

Konaklamalar günlük tutuluyor. Bunların hepsi kaçak. Tespit edilen evleri mühürlüyorlar. Mal sahiplerine ulaşıyorlar, bilgi veriyorlar. Mühür açılıyor, yeniden kullanılıyor. Önü alınamıyor. Bize haber geliyor ancak olay bittikten sonra gidebiliyoruz. Rezidansların dokunulmazlığı var, binaya  da giremiyorsun. Güvenlikleri zaten sokmuyor. Sonuç itibarıyla içerde yaşananları kimse bilmiyor. Kapalı kutu gibi… Binadan atlayan,  intihar eden insanlar var. Bizim bildiğimiz bu kadar. Ama uyuşturucu kullanan erkeklerden de düşen var.”

"SOYLU’NUN VOLTA ATTIĞI YERDE DAHA NELER GÖRECEKSİNİZ"

Belediyeden çıkıp, AVM’nin sol aşağısında kalan Emniyet’e gidiyorum. Rezidans dairelerinden, gökdelenlerin yüksek katlarından düşen kadınların soruşturma aşamasının iki yıla yakın sürdüğünü söylüyor konuştuğum polis memuru. Bunca benzer olayın yaşanma sebebini konuştuğumuzda, “Burada yüksek katlı binalar çok. Ondan dolayı da olabilir.” diyor. 

Eski CHP İlçe Başkanı Engin Sarıkaya ile konuşuyoruz. Ne amaçla Esenyurt’a geldiğimi anlatırken retorik bir soruyla karşılıyor sözlerimi:

“Yüksekten hep kadınlar mı düşer?” 

“Sayın Soylu’nun gelip volta attığı yerde daha çok şeyler göreceğiz. Burada görevde olduğum 2014’de uyuşturucu bağımlıları için bir araştırma komisyonu kuruldu. O zaman 22 bin bağımlı çocuk vardı. Bugün de belediye çırpınıyor ama belediyenin görevi alt yapı, üst yapı, sokağı temizlemek… Bu konuştuğumuz ise Emniyet’in işi. Burası bir Anadolu köyü gibiydi, şimdi tanıyamıyoruz. Gece gezmeye korkuyoruz. Akşam gelin buraya, şu köşede 14- 15 yaşında kız çocukları. Gerisini siz anlayın…”

Yakın zamanda bir yayın kuruluşunun yayımladığı 12 dakikalık belgesel tartışmalara neden olmuştu.

Ekmek ve Gül ekibinden gazeteci Sevda Karaca şöyle yazmıştı:

“Bugün İstanbul’un dört bir yanında yoksul mahallelerde yoksul kız çocuklarının mahallelerin kıyısına çöreklenen parlak ışıklı AVM’lerde, onların az ötesine konuşlanan bin daireli rezidanslarda zengin, mafyatik tiplere neden ve nasıl “girlfriend experience” sunduklarından başlayayım mesela.

Tuzla’da, Esenyurt’ta, Küçükçekmece’de gözlerini dünyaya açtıklarında nesilden nesile yaşadıkları yoksulluğun içine doğduklarını gören genç kızlar, kendilerine kader diye biçilen yoksulluk elbisesini yırtmak için okul önlerinde, parklarda günlük kiralanmış lüks arabaların oralarda herkesin bildiği sinyallerine el edip, biniyorlar arabalara. Önce o AVM’lere gidiliyor, birkaç pahalı içecek, belki bir güzel elbise, hadi bir de bir makyaj malzemesinden sonra çevredeki günübirlik kiralanan rezidans dairelerine gidiyorlar. Karşılığında üç kuruş para alan da var; AVM’deki “lüksü” yeterli sayan da. Çoğunun, o haberde anlatıldığı gibi aplikasyonları filan yok. Yoksul mahallelerin kendiliğinden işleyen aplikasyonları çalışıyor orada çünkü. Dilden dile, kulaktan kulağa aplikasyonu. Çoğu bu yaşadıklarının tecavüz olduğunu dahi bilmiyor. Tek istedikleri, hayatlarında birkaç saat için bile olsa “hayatı yaşıyormuş gibi” hissetmek. Sosyal medyada gördükleri gibi birkaç saat geçirmek.”