Yandaşlar endişeli: 'Kriz kapıda'

Erdoğan dün Tahran Zirvesi'nde ateşkes çağrısı yapmış , çağrısı havada kalmıştı.

Yandaşlar endişeli: 'Kriz kapıda'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin dün Tahran’da İdlib için yaptıkları zirve yandaş yazarların da gündemindeydi.

Hepsi bir ağızdan Erdoğan’ın duruşunu savundu, Türkiye’nin politikasını övdü, ancak Erdoğan’ın İdlib için istediği “ateşkes” kararına Putin ve Ruhani’nin yanaşmamasını eleştirdi.

Mehmet Metiner, “Kim ne derse desin Astana süreci yara aldı. Her şey ABD senaryosuna uygun gelişiyor” derken, Ahmet Kekeç “İdlib, Halep’e dönüşmemeli” uyarısı yaptı. Taha Akyol ve Verda Özer, zirvede görüş ayrılıklarına dikkat çekti. Melih Altınok ise, Erdoğan'ın İdlib konusundaki kararlığının, Putin ve Ruhani'yi yumuşattığını savundu.

Star yazarı Mehmet Metiner, yazısına Tahran zirvesinden önce İdlib, Rusya ve Suriye savaş uçaklarınca vurulmasını hatırlatarak başlıyor. Metiner, “Belli ki Rusya Türkiye’nin hassasiyetlerini pek dikkate almıyor. İdlib’deki ABD figüranı terör unsurlarına yönelik askeri operasyondan Türkiye’nin rahatsızlığı söz konusu değil elbette. Türkiye, ABD’nin kurguladığı asıl senaryonun arkasından gelecek ve kendisini doğrudan tehdit edecek gelişmelerden rahatsız” yorumu yaptı.

Büyük resmin arkasında hedef ülkenin Erdoğan liderliğindeki Türkiye olduğunu savunan yazar “Bir yanda ekonomik tetikçilerle öbür yanda türlü terör örgütleriyle vuruşan Türkiye, İdlib’deki büyük güçlerin kapışmasından en fazla etkilenecek ülkelerin başında geliyor” diyor.

Mehmet Metiner’e göre, İdlib sadece İdlib’den ibaret değil:

“Oyun var oyun içinde var. Sıcak çatışmanın tarafı olmak veya bu denklemde çatışan güçlerin oyun planı içinde yer almak Türkiye’ye kaybettirir. Birilerinin istediği de bu. Elbette pasif bir seyirci olarak kalmayacağız. ABD ve Rusya ile görüşeceğiz. Umarım Rusya ve İran Türkiye’nin ortaya koyduğu hassasiyetlerin aslında kendi çıkarlarına uygun olduğu gerçeğini kavrarlar da ABD’nin oyun planını boşa çıkarırlar.”

Tahran Zirvesi’nden Türkiye’nin beklentilerine uygun bir sonucun çıkmadığına dikkat çeken Metiner, devam etti:

“Kim ne derse desin Astana süreci yara aldı. Her şey ABD senaryosuna uygun gelişiyor. Hayret etmemek mümkün değil. Türkiye’nin hassasiyetlerinin ve uyarılarının dikkate alınmaması Rusya ve İran’a da kaybettirecek bir krize kapı aralayacaktır. Türkiye’nin başka ülkelerin gücüne ve desteğine ihtiyacı ne kadar varsa onların da Türkiye’nin gücüne ve desteğine o kadar ihtiyacı var. Türkiye’siz olmaz! Türkiye’yi kaybeden kaybeder, biline!”

Hürriyet yazarı Taha Akyol da konuyu köşesine taşıdı. Yazara göre, Rusya ve İran Suriye’de nüfuz kazanma peşindeler. Zirvede önemli görüş farklılıkları oldu. Bunların en önemlisi İdlib ve YPG konularında ortaya çıktı. Erdoğan’ın “Bizler İdlib’e odaklanırken Fırat’ın doğusunda arzu etmediğimiz gelişmeler yaşanıyor, Amerika’nın bölgede bir diğer terör örgütünü güçlendirmeye devam etmesinden rahatsızız” sözlerini aktaran Akyol, “Fakat Putin ve Ruhani PKK ve YPG’yi ağızlarına almadılar. “Terör örgütleri” terimiyle sadece Esad’ın silahlı muhaliflerini kastediyorlar” ifadelerini kullandı:

“Putin’in amacı “Suriye’nin yüzde 90’ına” hâkim kıldığı Esad’ın bütün Suriye’ye hâkim olmasıdır. O zaman Suriye siyasi ve askeri bakımdan Rusya ve İran’ın nüfuz bölgesi olacak, “yeni Suriye” ve “anayasa” konularında mutlak söz sahibi haline gelecekler... Rusya’nın PKK’yı bile terör örgütü saymadığını hiç unutmamak lazım.”

Zirvede Erdoğan ile Putin arasında ateşkes konusunda yaşanan tartışmayı ve ateşkes çağrısını ortak bildiride yer almadığını aktaran Taha Akyol, “Görülüyor ki Rusya ve İran, Suriye konusunda büyük ölçüde mutabıktır. Türkiye ile mutabakat noktalarının yanında böyle önemli görüş farkları da vardır. Ankara’nın Suriye politikasında yaptığı hatalar ayrı bir konudur; bugün eli güçlü olmalıdır elbette” diyor.

Star gazetesi yazarı Ahmet Kekeç “Dışarıdan bakınca manzara “karışık”, hatta “katastrofik” görünüyor ama Suriye’de parmağı bulunan güçler açısından durum son derece net. Esed, her şeye rağmen, iktidarını korumak istiyor. Bu uğurda, işbirliği yapmayacağı ülke, vermeyeceği taviz yok. El altından, Amerikalılarla görüştüğü biliniyor” iddiasıyla başlıyor yazısına.

Suriye Devlet Başkanı “aynı anda hem Amerika ve Rusya’yla görüşen, hem de İran’ı dengede tutan bir tuhaf yönetici” olarak tanımlıyor Kekeç, devam ediyor:

“Rusya, Esed’i hem istiyor, hem istemiyor. Esed’siz çözüme “hayır” demiyor ama “Esed olmayacaksa, rejimin niteliği değişmemeli” diyor. İran da öyle...”

Ahmet Kekeç, Kürtlerin Suriye’nin kuzeyinde ilan ettikleri özerkliği hatırlatıyor yazısında ve “İdlib’te Amerika’nın istediği olursa, “özerk yapı”yı devlete dönüştürme fırsatı doğacak. Peki, İdlib’de Amerika’nın istediği ne? Amerika Suriye’nin bölünmesini istiyor... Bölgedeki varlığı, “kaos hali”nin devam etmesine bağlı” diyor.

Kekeç, İdlib konusunda şu uyarıyı yapıyor:

“İdlib meselesi, Türkiye dışındaki ülkelerin talepleri doğrultusunda çözüme kavuşursa (yani, Halep’teki şeyler tekrar ederse), Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla elde ettiğimiz kazanımlar berhava olacak ve yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalacağız. İdlib, Halep’e dönüşmemeli.

Başkan Erdoğan’ın bütün gayreti bu yönde... İdlib Halep’e dönüşürse, hem Astana süreci zarar görür, hem bölgedeki güvenlik riski artar, hem de Amerika’nın bölgede tasarladığı “terör koridoru” Akdeniz’e çıkış yolu bulur. Kazanan, İsrail olur!”

Sabah Yazarı Burhanettin Duran yazısına İdlib'in kaderi için bütün gözlerin Tahran'daki üçlü zirveye çevrildiğini hatırlatarak başlıyor. O, zirvede İdlib krizini çözecek nihai bir formüle ulaşıldığına inanmıyor ve devam ediyor:

“Ancak sivil felaketle sonuçlanacak geniş bir saldırının şimdilik durdurulduğu yorumunda bulunabiliriz.

Ateşkesin, silahların bırakılması çağrısının İdlib'de çatışma olmadan çözüm bulma sürecine zaman tanıdığı ortada. Bu sonucun alınmasında kuşkusuz Erdoğan'ın ısrarı etkili oldu. Putin ve Ruhani'yi İdlib'de çatışmasızlığa süre tanımaya ikna etti. Biliyoruz ki, Erdoğan'ın Tahran'a giderken amacı Rus-Esed güçlerinin kapsamlı bir operasyon yapmasını engellemekti. İstediği sonucu elde etti.”

Sonuç bildirgesinde ateşkes kararıyla ilgili herhangi bir karar alınmamasına rağmen Sabah yazarı Duran, “Tahran'da ilan edilen "ateşkesi" koruyabilmek kolay olmayacak” ifadelerini kullanması dikkat çekti.

Milliyet gazetesi Verda Özer ise, zirvede her ne kadar tartışmalar İdlib üzerine yoğunlaşmış görünse de, aslında üç ülkenin savaş sonrasındaki çıkarlarının toplantıda yankılandığını belirtti. Özer yazısında “Bu da Türkiye, Rusya ve İran’ın yollarının asıl orta vadede kesişeceğinin göstergesi oldu” değerlendirmesi yaptı.

Verda Özer, Rusya ve İran’ın Suriye konusunda tamamen mutabık olduklarına dikkat çekiyor ve “Dolayısıyla, Türkiye’nin Rusya-İran ekseniyle arasında farklılıklar olduğunu söylemek daha doğru” diyor.

Türkiye yazarı İsmail Kaplan yazısına, “Tahran Zirvesi’nin her şeye rağmen gerçekleşmiş olması bile İdlib için bir nefes mesabesinde” ifadesini kullanarak başlıyor. Ona göre, İdlib düğümü bir başka zirveye kaldı.

Yazıda şu yorum önplana çıkıyor:

“Rusya uzun bir zaman aralığından sonra Doğu Akdeniz’de yakaladığı bu fırsatı sonuna kadar kullanmakta kararlı görünüyor… Benzer bir durum İran için de geçerli. İran en başından beri dâhil olduğu Suriye meselesinde, siyasi ve askerî kapasitesinin de üstünde bir çizgide ilerlemek istiyor. İran’ın bu durumundan en fazla rahatsızlık duyan ülke hiç şüphesiz İsrail!.. Ve her zaman olduğu gibi ABD gücünü arkasına alan İsrail, İran’ı Suriye’den çıkarmak için bastırıyor. Amerika için de şimdi esas hedef, İran’ın askerî varlığının Suriye topraklarından uzaklaştırılması.”

Yazıda Putin’in Erdoğan’ın ateşkes çağrısına olumlu cevap vermediğini vurgulayan Kaplan, “Her ne kadar diplomatik esneklikle Sayın Erdoğan’ın çağrısını haklı olduğunu ikrar etse bile, bunu fiilen destekleyecek bir tutum sergilemedi” dedi.

“Hâl böyle olunca İdlib meselesi aynı gerginlik atmosferi içinde ötelenmenin dışında bir yere taşınamadı. Zaten Tahran Zirvesi’nde bunun hemen olması beklenmiyordu. Ama buna dair bir zemin açılabilirdi. Olmadı maalesef.

Tahran Zirvesi’nden İdlib için rahatlatıcı bir karar çıkmadı. Bundan sonra Rusya’da yapılacak yeni zirveye kadar neler olur, hangi gelişmeler yaşanır bilinmiyor. Ancak hem sivil Suriye halkı ve hem de kaçabilecekleri tek ülke olan Türkiye bakımından oldukça sıkıntılı bir sürecin söz konusu olduğunu bir kere daha belirtelim.”

Akşam yazarı Markar Esayan, “İdlib’de oluşturulan güvenlikli bölge konseptine Türkiye’nin tüm çabalarına rağmen bağlı kalınmadı. Fiili durum bunu gösteriyor. Lakin bu şekilde, Ankara’ya farklı tasarruflar geliştirmesinin de meşruiyeti verilmiş olmaktadır. Bir kez daha gördük ki, realpolitik dairesine insan faktörünü yerleştiren tek ülke Türkiye. Tahran Zirvesi bunun bir kez daha teyidi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basına açık bölümde ateşkes teklifi yapması dâhiyane bir taktikti. Böylelikle kamuoyu baskısını arka kapı diplomasisinin unsuru haline getirdi” yorumunu yaptı.

Sabah yazarı Melih Altınok ise, Erdoğan'ın İdlib konusundaki kararlığının, Putin ve Ruhani'nin açıklamalarında da kısmen yumuşama sağladığı açıkça görüldüğünü iddia ediyor ve devam ediyor:

“Zira her iki lider, özellikle Ruhani, Esad'la müzakere vurgusuna İdlib'deki sivillerin yaşam hakkıyla ilgili "değerli" ekler yaptılar. Ancak hepimiz biliyoruz ki, sahada yaşananlar, resmi açıklamalarla çoğu zaman örtüşmüyor. Sanırım üçlü zirve öncesi Rusya'nın İdlib'i bir kez daha vurması bunun en net örneği... Bu zirve bir kez daha tüm dünyaya Suriye'nin geleceği konusunda Türkiye'nin kilit bir ülke olduğunu gösterdi.”

Akit yazarı Mehtap Yılmaz, zirveyi “Aynı zamanda Ortadoğu’da yeni bir Amerika eyaleti yani -kim eliyle kurduruyor olursa olsun- yeni bir İsrail kurmasının önüne geçmek için bir ittifak olarak da gözüküyor!” şeklide değerlendirdi ve devam etti:

“Batı istediği kadar takla atsın, kıvransın… Tahran Zirvesi şunu gösterdi ki, kimse Amerika ve Avrupa’nın çıkarları için Ortadoğu’dan vazgeçmeyecek! Ortadoğu kimsenin babasının çiftliği değil! Ortadoğu’ya göz diken emperyalist devletler için üzgünüm zira dünya artık eski dünya değil, o gözler çıkartılacak!”

Etiketler
Üçlü zirve Ağrı