GERÇEK GÜNDEM/ANALİZ

Organize suç örgütü lideri olarak Türkiye tarafından hakkında kırmızı bülten çıkarılan Sedat Peker’in iddia ve ifşalarından yola çıkarak ülkenin yakın dönemdeki siyaset, bürokrasi, yeraltı dünyasının açık örtük işbirliğini gözler önüne seren ‘‘Duvar’’ bugün kitapçılarda yerini alıyor.

Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Ahmet Şık ile gazeteciler Ertuğrul Mavioğlu, Timur Soykan, Hakkı Özdal ve Bahadır Özgür tarafından Türkiye İşçi Partisi raporu olarak yazılan kitabın önsözünde bu çalışma için neden ‘‘Duvar’’ adı seçildiği şöyle anlatılıyor:

‘‘Ezcümle, sistemin krizi ve iç çelişkileri nedeniyle ortaya çıkan bu yeni iktidar savaşında da herhangi kötüden birinin yanında değiliz. Olmayacağız.

Uğur Mumcu katledildikten sonra eşi Güldal Mumcu’ya, “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” diyen o duvarın en önemli tuğlalarından biri olan Mehmet Ağar’dı. Ne kadar aşınsa da o duvar yerinde kaldı. Bu yeni iktidar savaşının sonunda kendimizi bir kez daha kurban olarak görmek istemiyor, savaş baronlarının ve menfaatlerinin peşindekilerin bir kez daha kazanmasına karşıysak, bahsettiklerimiz bakımından kadim bir geleneğe dayanan ve sapasağlam bir duvarı andıran bu çete devletinde eğreti durmaya başlayan hangi tuğlaysa onu çekerek bu düzeni yıkmak hepimizin sorumluluğudur. Bu tuğlayı çekme zamanıdır.’’

‘‘Bu kitap bu ülkeden hiçbir şey olmaz karamsarlığını beslemek için değil kötülüklerinin müsebbiplerini göstermek için hazırlandı’’

Duvar kitabının yazarları, Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’nun cinayetle ilgili soruşturma devam ederken kendisiyle konuşan dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a söylediği ‘‘O zaman bir tuğla çekilsin duvar yıkılsın’’ sözüne hem atıfta bulunuyor hem de metaforik bir şekilde o duvarı yıkmaya soyunuyorlar. Hem de iddialı sözlerle...

‘‘Ah vah etmek için değil; başımıza gelenlerin ne fena şeyler olduğunu birbirimize anlatıp rahatlamak için değil; şikâyet edip, mızmızlanıp kenara çekilmek, bu ülkeden hiçbir şey olmaz karamsarlığını beslemek için hiç değil. Bu çalışma, başımıza gelen ve yıllardır biteviye daha da katmerli hale gelen kötülüklerin müsebbiplerinin ikamet adresini doğru belirlemek ve herkese bildirmek için hazırlandı. Bırakın onlar her gün daha da kalınlaştırmak için uğraştıkları kirli duvarları yıkılmasın diye bir tuğlayı dahi çekmeye yanaşmasınlar.  Nazım Hikmet 'O duvar o duvarınız, vız gelir bize vız’ diye boşuna söylememişti.’’

‘‘İktidarı yerinden edecek bir kahraman muamelesi yapılan Peker’in kim ve ne olduğu akıldan çıkarılmamalı’’

Peki kitapta organize suç örgütü lideri olarak biline Sedat Peker’e nasıl bakılıyor?

‘‘Sedat Peker isimli tuğlanın derin devlet denen duvardaki eğreti duruşundan medet ummak koca bir yanılgı. Şehvetle karışık bir eğlencelik seyir halinde videoları milyonlarca kez izlenen, ifşa ve itiraflarına bakarak kendisine iktidarı yerinden edecek bir kahraman muamelesi yapılan Peker’in kim ve ne olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Derindekiyle kurduğu ilişki ve faaliyetlerin yüzeydeki devlette de kendisine kapı açacağını bilen bir akla sahip olan Peker, ‘itirafçı’ olana dek AKP iktidarının da parlayan yıldızlarından biriydi. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen etkinliğin ‘Türklük Hakanı’ unvanıyla Saray düğünlerinin davetlisi, ‘Hayırsever iş insanı’ ödüllerinin sahibiydi. Sayısız savaş suçunun faillerinden olan cihatçı örgütlere hamilik eden iktidarın emriyle Suriye iç savaşına lojistik destek sunan da Peker’di. Bir eliyle kurt ötekisiyle Rabia işareti yaparak polis korumalarıyla meydan meydan dolaşarak şimdilerde ‘helalleşeceğini’ iddia ettiği Recep Tayyip Erdoğan’a destek mitingleri yapan da oydu. Kendisi de muhalif olduğunu ilan edince özür dilediği barış talep eden akademisyenlere ve başta Kürtler ve solcular olmak üzere Erdoğan muhaliflerine ürpertici tehditlerde bulunan da aynı Peker’di.’’

Bu tespitlerden yapıldıktan sonra şöyle bir ekleme ile son dönemdeki pozisyonu da tarif ediliyor: ‘‘Ancak başarsa da başaramasa da kendi kaybederken, ona kaybettirenlere de kaybettirmek isteyen bir “muhalif” olarak sahnede olduğu aşikâr.’

‘‘Bağımsız ve tarafsız bir yargıyla herkesten hesap sorulabilir bir Türkiye talep edenlerin safında olmaya devam edeceğiz’’

Barış, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü seçenler ile seçmeyenler arasındaki ayrımda tarafını ortaya koyduğunu belirten eser, herkese hukuk ve adaletin önemini hatırlatıyor:

‘‘Demokrasiyle taçlanmış bir barışın memlekette hüküm sürmesini, evrensel hukuk normlarının egemenliğinde, gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargıyla herkesten hesap sorulabilir bir Türkiye talep edenlerin safında olmaya ve kalmaya devam edeceğiz. Hal bu iken tek bir seçenek var: Ya bu suç imparatorluğunun kurbanı olacağız ya da yitireceklerimizi göze alarak bu suç imparatorluğuna son vereceğiz.’’

Sedat Peker’le yapılan bir röportaj da var

Kitapta Mehmet Ağar’dan Mehmet Eymür’e, Susurluk skandalından Birinci MİT raporuna Türkiye’nin yakın tarihindeki birçok olay ve kişi de yer alıyor.

Ancak kitabın en vurucu yerlerinden biri kuşkusuz Sedat Peker’le yapılmış röportaj.

Röportajda sorularının çoğunu yanıtsız bıraksa da suç örgütü liderinin yeni bazı açıklamaları ilgi toplayacak.

Son bir not.

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun editörlüğündeki 520 sayfalık kitap İleri Yayınevi tarafından basıldı.

Haksızların en güçlü silahıdır korku. Ama korkunun bir sonu olduğunun da farkındalar, o yüzden kadim duvarlarını her gün biraz daha yükseltip kalınlaştırıyorlar.

Dünya uyuşturucu ticaretinin en önemli merkezlerinden biri haline gelen bir ülkede yaşamak; kalantor katillerin cinayetlerinin örtbas edilmesine sessiz kalmak; Roboski’de, Suruç’ta, Ankara’da, Diyarbakır’da insanlarımızın parçalanan kol ve bacaklarını meydanlardan toplamak; F-16’larla bombalanan, haneleri tank paletleri altında toz duman edilen kentleri görmek bize reva mıdır?

İnsanları susturan, sürgünden sürgüne gönderen, evimizi barkımızı başımıza yıkan, üç kuruş için kula kul eden, karşı çıkana kodesin yolunu gösteren, iliklerimize kadar sömüren, benliğimizi yok eden, onursuzlaştıran böyle bir sistem daha ne kadar tolere edilebilir?

İşte elinizin altındaki bu kolektif çalışma, bu ülkenin asla boyun eğmeyen onurlu insanlarının haykırışının üzerine bir haykırış daha eklensin diye hazırlandı.

Ah vah etmek için değil; başımıza gelenlerin ne fena şeyler olduğunu birbirimize anlatıp rahatlamak için değil; şikâyet edip, mızmızlanıp kenara çekilmek, bu ülkeden hiçbir şey olmaz karamsarlığını beslemek için hiç değil.

Bu çalışma, başımıza gelen ve yıllardır biteviye daha da katmerli hale gelen kötülüklerin müsebbiplerinin ikamet adresini doğru belirlemek ve herkese bildirmek için hazırlandı.

Bırakın onlar her gün daha da kalınlaştırmak için uğraştıkları kirli duvarları yıkılmasın diye bir tuğlayı dahi çekmeye yanaşmasınlar.

Nazım Hikmet “O duvar o duvarınız, vız gelir bize vız” diye boşuna söylememişti.

Ahmet Şık

Sedat Peker’in video yayınlarıyla başlatıp Twitter üzerinden devam ettirdiği ifşa süreci, kuşku yok ki 2021 yaz başından itibaren Türkiye kamuoyunu en çok heyecanlandıran gelişmeydi. Sıkışıp kaldığı sosyal medya mecralarında coşkulu bir “gürültü” çıkaran muhalif cenahın çoğunluğunda tanıdık bir heyecan dalgasına ve hatta bir çeşit haydut romantizmine yol açan ifşalar iktidar cenahında ise tedirgin bir sessizlikle karşılandı. Ancak aradan geçen 6 aylık süreçte ne muhaliflerin heyecanını ne de iktidarın endişelerini doğrulayan bir sonuç ortaya çıkmış değil şimdilik.

Bu heyecan ve endişe dalgası sırasında rutin dışı tek gelişme Sedat Peker’in ortaya attığı her iddiasına, ifşa ettiği her suça dair şüphelilerin yanıt verme sırasına girmesiydi. Suç dolu geçmişi anımsatılan, mutlaka “Organize suç örgütü lideri” denilen Sedat Peker’e, söylediklerine itibar edilmeyecek bir meczup görüntüsü verilmeye çalışılması da olağan hale geldi.

Peker, bilmeyenler için hayli çok şeyi “ifşa ederken” bilenler içinse yeni bilgilerle birlikte hafıza tazeledi. Ancak bilinenlerin içeriden birisi tarafından ifşa edilip onaylanması fotoğrafı daha net görmemizi sağladı. Yaşı yetenlerin ve konuyla ilgisi olanların Susurluk döneminden tanıdığı siyaset, mafya, devlet ilişkileri ya da yaygın adıyla ”derin devlet” denilen oluşum, bir kez daha aralarından önemli sayılacaklardan birinin ifşalarıyla yeniden gündeme geldi.

Uzun yıllara yayılan iktidar dönemi “sonunda” AKP, ülkeyi kurumsal düzeyde istediği kıvama getirmekte hayli mesafe kaydetse de söylediğimiz üzere siyaseten zayıfladığı, meşruiyetinde yara aldığı bir dönemi yaşıyor.

Peker’e bu kez ifşa ve itiraflarıyla sahne aldırtan da AKP’nin devlet içindeki siyasi gericilik ve milliyetçiliği birleştiren bir tutkal işleviyle iktidarda kalabilmesi, halktan aldığı rızayla değil devletin zor aygıtıyla ayakta durabiliyor olması gerçeğidir. İktidarına ortak ettikleriyle beraber AKP’nin içine düştüğü sistem krizi nedeniyle konuşmaya başlayan, “Bir tripoda bir kameraya yenileceksiniz” diyerek nihai hedefini AKP’yi iktidardan indirmek olduğunu da örtülü olarak dile getirmekten geri durmayan Peker’in söylediklerinin ne kadarını gerçekleştirebileceğini de hep birlikte göreceğiz. Ancak başarsa da başaramasa da kendi kaybederken, ona kaybettirenlere de kaybettirmek isteyen bir “muhalif” olarak sahnede olduğu aşikâr.

Ancak tam anlamıyla içeriğine vakıf olmasak da konunun; devlet, sermaye, siyaset üçgeninde kendisine hatırı sayılır bir yeri olan Peker’in “oyun dışı” bırakılmasıyla ilgili olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ayrıca Peker’in dışında bırakıldığı o oyun; faşizmin, Saray Rejimi adı altında, ülkenin tüm kurumlarını işgal ederek kurdukları suç düzenini devam ettirme kararlılığından başka bir şey değil.

Sadece Peker’in ifşalarında ortaya saçılanlar bile bu tespiti yapmak için yeterli: Yargı ve güvenlik başta olmak üzere bürokrasinin her kademesine sirayet etmiş rüşvet ağları; iş takipçiliği; adrese teslim kamu ihaleleriyle yolsuzluk ve yağma; çökülen milyonlarca dolarlık oteller, marinalar; kendi bakanlığını dolandıran bakanlar; hızla zenginleşen eş, dost, akraba tayfası; Suriye’den Libya’ya kadar cihatçı örgütler ve paramiliter organizasyonlarla birlikte işlenen savaş suçları; kaçakçılık; hedef aldıkları muhaliflerinin üzerine mafyanın salınması, uyuşturucu ticareti; kendinden olanların tecavüzden cinayete kadar uzanan suçlarını örtbas ve yargı eliyle aklama; politikacıların rüşvet karşılığında uyuşturucu baronlarını cezadan kurtarması; mafyanın maaşa bağladığı milletvekilleri, muvazzafı ve emeklisiyle eski ve yeni bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti liderlerine eşlik eden mafya liderleri, parti yöneticileri, iş dünyası, patronu ve çalışanlarıyla medya mensupları…

İfşaat ve itiraflarıyla Sedat Peker, yıllardır bu ülkeye hükmeden ve kendinden olmayan yurttaşlarına zulmeden sistemin mevcut haline, karanlık ve tiksinti verici yüzüne bir ayna tutuyor. Peker’in kendisiyle birlikte hakkında iddialarda bulunduğu kişilerin ve isimleri anılmayanların da yansıdığı o ayna adeta bir tarih anlatısı. II. Abdülhamid’in jurnal teşkilatıyla başlayıp ittihatçıların sürdürdüğü ve peşi sıra gelen her iktidarın ihtiyaç duyduğunda sahaya sürdüğü kontrgerilla düzenini gösteren bir ayna. O aynadan Peker’in ifşalarıyla iktidarın alaşağı olacağını uman toplumsal muhalefetin çaresizliğinin, geçmişi hafızalardaki yerini koruyan Peker’e bir haydut romantizmiyle kahraman muamelesi yapan bir akıl tutulmasının yansıdığını da burada söylemeden geçmeyelim.

Sedat Peker isimli tuğlanın derin devlet denen duvardaki eğreti duruşundan medet ummak koca bir yanılgı.

Şehvetle karışık bir eğlencelik seyir halinde videoları milyonlarca kez izlenen, ifşa ve itiraflarına bakarak kendisine iktidarı yerinden edecek bir kahraman muamelesi yapılan Peker’in kim ve ne olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Sedat Peker, devletin anti demokratik kuruluş düzeni ve uygulamalarının kendisi gibilere bir zırh sağlayacağından hareketle derin devletin kullanışlısı olmayı bile isteye kabul etmiş bir isimdir. Zaten kendisi de “Ben bunların göbeğinde yaşadım. Ben bunların içinde yaşadım gençliğimin ilk yıllarından beri. Bu ülkede hemen hemen olan birçok şeye ya şahit oldum ya içindeydim zaten” diyerek bu ilişkiyi reddetmedi. Derindekiyle kurduğu ilişki ve faaliyetlerin yüzeydeki devlette de kendisine kapı açacağını bilen bir akla sahip olan Peker, “itirafçı” olana dek AKP iktidarının da parlayan yıldızlarından biriydi. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen etkinliğin “Türklük Hakanı” unvanıyla Saray düğünlerinin davetlisi, “Hayırsever iş insanı” ödüllerinin sahibiydi. Sayısız savaş suçunun faillerinden olan cihatçı örgütlere hamilik eden iktidarın emriyle Suriye iç savaşına lojistik destek sunan da Peker’di. Bir eliyle kurt ötekisiyle Rabia işareti yaparak polis korumalarıyla meydan meydan dolaşarak şimdilerde “helalleşeceğini” iddia ettiği Recep Tayyip Erdoğan’a destek mitingleri yapan da oydu. Kendisi de muhalif olduğunu ilan edince özür dilediği barış talep eden akademisyenlere ve başta Kürtler ve solcular olmak üzere Erdoğan muhaliflerine ürpertici tehditlerde bulunan da aynı Peker’di.

Ezcümle, sistemin krizi ve iç çelişkileri nedeniyle ortaya çıkan bu yeni iktidar savaşında da herhangi kötüden birinin yanında değiliz.

Olmayacağız.

Uğur Mumcu katledildikten sonra eşi Güldal Mumcu’ya, “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” diyen o duvarın en önemli tuğlalarından biri olan Mehmet Ağar’dı.

Ne kadar aşınsa da o duvar yerinde kaldı.

Bu yeni iktidar savaşının sonunda kendimizi bir kez daha kurban olarak görmek istemiyor, savaş baronlarının ve menfaatlerinin peşindekilerin bir kez daha kazanmasına karşıysak, bahsettiklerimiz bakımından kadim bir geleneğe dayanan ve sapasağlam bir duvarı andıran bu çete devletinde eğreti durmaya başlayan hangi tuğlaysa onu çekerek bu düzeni yıkmak hepimizin sorumluluğudur.

Bu tuğlayı çekme zamanıdır.