Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, iktidarın Meclis’e getireceği ‘çoklu baro’ sistemine ilişkin kaleme aldığı bugünkü köşe yazısında, geçmişten bir FETÖ örneği ile iktidarın asıl amacını yazdı. 

"İnanılması güçtür ama… 'Siyasal dinci'liğin temeli, Atatürkçülüğün kalesi İzmir'de atıldı" diyen Özdil, Fetullah Gülen'in geçmişine giderek, İzmir'de başlayan kutuplaşma ile birlikte, Gülen'in ülkenin dört bir yanına nasıl sızdığını hatırlattı. 

Özdil, yazısında bölünmeyi, baroların bölünmesi ile ilişkilendirdi.

Özdil yazısında şunları kaydetti:

Böle böle…

Sıra baroları bölmeye geldi.

Toplumun her kesimini, her kurumunu, illa bölmek, ayrıştırmak, kamplaştırmak, kutuplaştırmak istiyorlar.

Çünkü…

“Siyasal dinci” tabir edilen zihniyetin, birlikte yaşama kültürü yok.

(Ne demek istediğimizi açabilmek için, makarayı az geri saralım.)

İnanılması güçtür ama…

“Siyasal dinci”liğin temeli, Atatürkçülüğün kalesi İzmir'de atıldı.

1967 yılıydı.

İzmir'de Akevler konut kooperatifi kuruldu.

Evet… Kendisine “ak” diyen Akp'nin kurulmasından tee 35 yıl önce İzmir'de “ak” adıyla kooperatif kurdular.

Devasa bir arsaya apartmanlar diktiler, “müstakil mahalle” oluşturdular, böylece, mahallelerini ayırmış oldular.

Kooperatif ortaklarını kendi zihniyetlerine, kendi yaşam biçimlerine mensup insanlardan seçtiler, aralarına başka komşu almadılar.

Kendi mahallelerinde, kendi esnaflarını oluşturdular.

Kendi bakkalları vardı.

Kendi eczaneleri vardı.

Kendi doktorlarına gittiler.

Ortak fırından ekmek aldılar.

Bilimkurgu filminden bahsetmiyorum, 1967 yılında İzmir'de yaşanan gerçekleri anlatıyorum… “Siyasal dinci komünü” oluşturdular.

(Merak edenler, lütfen Yeni Asır gazetesinin, Cumhuriyet gazetesinin 1967 arşivlerine girsin, Akevler manşetlerini okusun…

“İnsanlar ikiye ayrılır, Allah'a inananlar, Allah'a inanmayanlar, biz Allah'a inanmayanlar gibi yaşamayacağız, biz Allah'a inananların yaşadıkları sitede yaşayacağız” diyorlardı.

Yanlış okumadınız…

Röportajlar yapılıyordu.

Akevler'de oturanların “dindar” olduğunu söyleyerek, bir anlamda, burada oturmayanların “dinsiz” olduğunu ima ediyorlardı.)

Bilahare… Türkiye'nin tamamını Akevler mahallesine dönüştürmeye karar verdiler. Akevler'den yeşeren fikirle, Akevler kooperatifinin kurucularıyla birlikte, siyasi parti kurdular, o siyasi parti bölüne bölüne, bugünkü Akp haline dönüştü.

Akevler kurulurken, 1967 yılında, İzmir Kestanepazarı'nda bir imamın ismi kulaktan kulağa yayılıyordu.

Vaazlarını kaçırmayan kalabalık bir esnaf grubu oluşmuştu.

Sadece İzmir değil, Manisa'dan Denizli'den Uşak'tan dinlemeye gelenler vardı.

Fethullah Gülen'di.

Etrafında toplaşanlara “güçbirliği yapın, öğrenci yurdu kurun” dedi, kendi dünya görüşlerinde öğrenci barındırmaları için teşvik etti.

Bu teşvik çerçevesinde “ışık evi” tabir edilen cemaat yurtlarının ilki, 1972 yılında Bozyaka'da kuruldu.

Peşpeşe yenileri açıldı, 10 yıl içinde Yamanlar Koleji'ne dönüştü.

Bu iki ayrıştırıcı, kamplaştırıcı zihniyetin, Türkiye'yi aslında ne hale getireceğinin ilk göstergeleriydi bunlar.

Önce apartmanları ayırdılar.

Mahalleleri ayırdılar.

Bakkalları ayırdılar.

Kendi esnafları, memlekette başka toptancı yokmuş gibi, sadece kendi toptancılarından alışveriş etti, Afyon'da bisiklet satan yokmuş gibi mesela, bisiklet almaya Afyon'dan İzmir'e gelen bile vardı, kendi aralarında alışveriş zinciri kurmaya başladılar.

Öğrenci yurtlarını ayırdılar.

Okulları ayırdılar.

Kendi dersanelerini kurdular, dersaneleri ayırdılar.

Sermaye sahibi oldular, bankaları ayırdılar.

Faizsiz finans ayağıyla kendi bankacılık sistemlerini kurdular, kendi sistemlerini yüceltip, gerisini karaladılar.

İşdünyasını böldüler, ayırdılar, parçaladılar, kendi işadamı derneklerini icat ettiler, varolan işadamı derneklerini kötülediler.

Hayır kurumlarını ayırdılar, kendi hayır kurumlarını kurdular, öbür hayır kurumlarını şeytanlaştırdılar.

Kurban derilerini bile ayırdılar.

Medyayı böldüler…

Gazetelerini ayırdılar.

Televizyonlarını ayırdılar.

Yayınevlerini ayırdılar.

Kitabevlerini ayırdılar.

Öbürlerini almayın dediler, öbürlerini izlemeyin dediler, öbürlerini dinsiz olmakla suçladılar.

Kendi gazetecilik cemiyetlerini kurdular.

Üniversiteleri ayırdılar.

Kendi vakıflarına kendi üniversitelerini kurdular.

Otelleri ayırdılar.

Sadece kendilerinin gittiği harem-selamlık oteller kurdular, duvar gibi brandalarla çevirip, sadece kendilerinin yüzdüğü plajlar yaptılar.

Mayoları böldüler.

Haşema icat ettiler.

Kuaförleri ayırdılar.

Tesettür kuaförleri kurdular, öbür kuaförlere gitmediler.

Restoranları ayırdılar.

Alkolsüz mojito mekanları kurdular.

İktidara geldiler…

Alt kültür üst kültür filan diye etnik kökenleri ayırdılar.

Şu partinin genel başkanı alevi ben sünniyim filan diye mezhepleri ayırdılar.

Sanki önceki cumhurbaşkanlarımız putperestmiş gibi “dindar cumhurbaşkanı seçtik” dediler.

Devletin sembol mekanlarını böldüler…

Çankaya Köşkü bizden değil dediler, kendilerine saray kurdular.

Milleti ayırdılar…

Milletin kendilerine oy vermeyen bölümüne “zillet” dediler.

Savcıları böldüler.

Hakimleri böldüler.

Polisi böldüler.

Tsk'yı bile böldüler.

Tsk'nın bir bölümü öbür bölümüne darbe yapmaya kalkıştı.

Böle böle…

Böyle böyle bugünlere geldiler.

Çünkü bu zihniyetin “birlikte yaşama kültürü” yok.

Hayata bakışları, ayırma, kamplaştırma üzerine kurulu.

Bütün halindeki baroları, işte bu yüzden bölmek istiyorlar.

Kendi barolarını kurup, geriye kalanları idelolojik, etnik, mezhepsel “barocuklar” haline getirmek istiyorlar.

İstanbul Barosu'nun bugün Çağlayan Adliyesi'nin önünde düzenleyeceği miting, işte bu yüzden hayati derecede önemlidir.

Bu miting, sadece barolarımız, sadece avukatlarımız için değildir.

82 milyon yurttaş içindir.

“Birarada yaşamamızı” sağlayan “hukuk devleti” içindir.

Burada bölünürsek…

Türkiye'yi bir daha birarada tutabilmek imkansızdır.