Sözcü yazarı Emin Çölaşan bugünkü köşesinde, 24 Ocak 1993'te evinin önündeki bombalı suikaste uğrayarak hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcu’yu andı. 

Patlamanın meydana geldiği yere ilk gidenlerden olduğunu dile getiren Emin Çölaşan, "Gördüklerim karşısında şok geçirdim…" dedi.

"Patlama sonrasında parçalara ayrılmış külüstür bir Reno araç ve az ötesinde Uğur'un parçalanmış olan cansız bedeni. Üzerine bir örtü örtülmüştü. Yerde kar var… Karlar kırmızıya boyanmış." diyen Çölaşan, o güne dair yaşananların detaylarını yazdı.

Çölaşan'ın bugünkü yazısının ilgili bölümü şu şekilde:

 

 

 

 

Biraz sonra kimler tarafından gönderildiği bugün bile bilinmeyen birileri geldi ve aracın çevreye dağılmış parçalarını çöpçü süpürgeleriyle süpürüp toplamaya başladı.

Onlar polis falan değildi.

Kim oldukları, nereden gönderildikleri hiçbir zaman ortaya çıkmadı…

Ve o kargaşa ortamında kimsenin aklına “Yaa siz kimsiniz, bu yaptığınızla delilleri yok ediyorsunuz” demek gelmedi.

★★★

Benim dostum, mahalle arkadaşım, sonradan avukatım, eşim Tansel Çölaşan'ın Ankara Hukuk Fakültesi'nden sınıf arkadaşı, Bahçelievlerde Pazar durağının köşesindeki duvara oturup kızlara tatlı tatlı laf attığımız, 18-20 yaşlarında öğrenciler olarak kendi kafamızca ülke sorunlarını tartıştığımız, bazen de birlikte top oynadığımız Uğur işte orada, yanı başındaki araba enkazının birkaç metre ötesindeki boş alanda tek başına yatıyordu.

Ağladım.

Aklıma örtüyü yavaşça kaldırıp onu son kez görmek gelmişti ama bunu yapsam, içim kaldırmazdı.

★★★

Cinayetten birkaç gün önceydi…

Beş gazeteci arkadaş Ankara'da o zaman çok ünlü olan RV Restoranda hep birlikte bir akşam yemeği yedik.

Uğur Mumcu, Melih Aşık, Bekir Coşkun, rahmetli Teoman Erel ve ben…

Yine basın dedikoduları yaptık, bizim mesleğin içine sızan liboş, iş bitirici, dolandırıcı, satılık, ya namussuz gazeteci takımından bol bol söz ettik.

Uğur'un belinde o meşhur Smith Wesson tabancası…

Tabancasını yoklayıp “Vay benim kovboyum” falan diye takıldım ve o son görüşmemizi gazetede yazdım.

Sonrasında Fehmi Koru isimli biri köşesinde sık sık iddia etti:

“O gece beş gazeteci çete kurdular, toplanıp silah üzerine yemin ettiler!”

★★★

Uğur'a sık sık tehditler geliyordu. Devletten koruma istemeyi hep reddetmişti…

Yine da ona bir “Mahalle bekçisi” verdiler!

Gece geliyor, kendisine evden verilen koltuğun üzerinde sabaha kadar, sokak kapısının önünde horul horul uyuyor ve sabah kimseye görünmeden gidiyordu.

O son görüşmemizin gecesinde, restorandan saat yaklaşık 01 sıralarında ayrıldık. Uğur beni eve bırakacak… Arabada giderken aramızda aynen şu konuşma geçti:

– “Kendine adam gibi bir koruma iste. Bak, gecenin bu saatinde ikimiz baş başayız. Herifler ikimize bir şey yapsa ertesi gün bayram ilan ederler.”

– “Boşver yaa, bir de koruma ile mi uğraşacağım. Kapıdaki bekçiyi görüyorsun işte, ne işe yarıyor. Üstelik herifi ağırlıyoruz, yemeğini bile yediriyoruz.”

Cebinde sürekli taşıdığı tabancaya güveniyordu!

Bizim evin kapısında vedalaştık, indim.

Onu son kez gördüğümü, birkaç gün sonra bombalanacağını nasıl düşünebilirdim!

★★★

Her zaman her yerde söylüyorum…

Uğur Mumcu Türkiye'nin bir numaralı gazetecisi idi.

Onunla aynı meslekten olmaktan hep gurur duydum.

Bir şeyleri, belli konuları hep paslaştık, aramızda paylaştık. Birbirimize her zaman destek olduk. Bildiğimiz ne kadar hırsızlık, yolsuzluk, hortumlama varsa elimizden geldiğince üzerine gittik.

İlkemiz hep aynı oldu:

Mustafa Kemal Atatürk'ün aydınlık izinde bir Türkiye.

★★★

Uğur Mumcu cinayeti Türkiye'nin en karanlık olaylarından biridir.

Devlet katilleri bildiği halde işi örtbas mı etti, bilinmiyor.

Cinayetin ardından bir takım kimseler sözüm ona yakalandı, resmi makamlar tarafından suçlandı, hatta hapis cezası aldı!

Hepsi palavra idi.

Gerçek katiller ortaya asla çıkarılmadı. Bundan sonra da hiçbir zaman çıkarılmayacak zira dosya çoktaaan kapatıldı.

Kesinlikle inanıyorum, devletin içinden birileri o katilleri biliyordu.