Pandemiyle birlikte evden çalışmanın kimi sektörlerde kalıcı hale gelmeye başlaması beraberinde bazı uygulamaları yaygınlaştırıyor.

Dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşan izleme yazılımlarıyla evden çalışanların bilgisayarlarındaki işlemler takip ediliyor.

Böylece çalışanlaırn kendilerine verilen sorumlulukları ve görevleri yerine getirip getirmedikleri, zamanlarını iş başında geçirip geçirmedikleri, üretkenlikleri kontrol ediliyor.

Peki bu uygulamanın yaygınlaşmasının çalışanlar ve işverenler üzerindeki olumlu veya olumsuz etkileri neler olabilir?

Verimliliği artırır mı yoksa başka sorunlara mı yol açar?

Konunun uzmanları durumu Independent Türkçe'den Ali Kemal Erdem'e anlattı.

“Çalışanların tuş vuruşları bile izleniyor”

Kurumsal eğitmenlik ve yazarlık da yapan Stratejik Yönetim Danışmanı Canan Duman, izleme programlarının pandemi öncesinde de şirketler tarafından kullanıldığını belirterek, pandemiyle birlikte yaygınlaşmasının nedenini ise şirketlerin uzaktan çalışmaya alışık olmaması ve yakın izleme ile çalışan üzerinde baskı kurarak verimliliği artırma çabası olarak niteledi.

Duman, izleme programlarının özelliklerini şöyle anlattı:

İzleme yazılımları; tuş vuruşlarını, e-postaları, dosya aktarımlarını, kullanılan uygulamaları ve çalışanın her bir göreve ne kadar zaman harcadığını, sosyal medya kullanımını, aramaları izliyor. Hatta yöneticilere çalışanın ekranında ne olduğunu periyodik ekran görüntüleri ile iletebiliyor. Yazılım kapatıldığında tüm bilgi toplama faaliyeti de duruyor. Kimi uygulamalar ile çalışana ay sonunda çalıştığı saat kadar ücret ödenebiliyor.

"Özel hayatın ihlali mi değil mi?" tartışmalarını başlattı

Duman, söz konusu uygulamanın “Özel hayatın ihlali mi?” tartışmasını da beraberinde getirdiğini kaydederek, “Şirketlerin konunun uygunluğunu kişisel verilerin korunması kanunu, özel hayatın korunması gibi yasal durum açısından da değerlendirmesi gerekiyor” dedi.

“Uygulama kullanılacaksa çalışanlar mutlaka bilgilendirilmeli”

Duman, dijital çalışma alanlarındaki büyük artış ile izleme yazılımlarının kullanımının artacağını kaydederek,  sözlerini şöyle tamamladı:

Yapılması gerekenler; ofiste olduğu kadar evde de üretken olmayı sağlayabilmek. Çalışanları verimli bir uzaktan çalışma için eğitmek. Yöneticiler ve çalışanlar arasındaki güveni sağlamak. İş yükü ve zaman yönetimi hakkında açık iletişimi teşvik etmek, izleme yazılımları uygulanacaksa önceden çalışanları mutlaka bilgilendirmek gerek. Çünkü, izinsiz elde edilen veriler çalışan aleyhine feshe konu edilemez.

“Şirketler, çalışanlarının bilgisayarlarına, telefonlarına yazılımlar kuruyor"

Cremicro Büyüme Ajansı Kurucusu Haydar Özkömürcü, bir işveren olmasına karşın izleme programlarına olumlu bakmıyor.

Evden çalışma düzeninin birçok sektörü hatta ağzıdan dijital dönüşümü eksik etmeyen firmaları bile hazırlıksız yakaladığını, pandeminin ilk aylarında bocalayanların çok olduğunu söyleyen Özkömürcü, şöyle konuştu:

Artık firma sahiplerinden duyduğumuz kadarıyla, şirketler çalışanlarının bilgisayar ve akıllı telefonlarına onların mesai saatlerinde hareketlerini izleyecek çeşitli yazılımlar kuruyorlar. Benzeri yazılımlar kontrolcü şirketler tarafından yıllardır kullanılmaktaydı fakat artık bu tabana yayılmaya başladı. 

“Verimliliği ciddi derecede baltalıyor”

Özkömürcü, bu uygulamaların verimliliğe katkı sağlamadığını şu sözlerle iddia etti:

Maalesef bu uygulamalar verimliliği ciddi derecede baltalamakta. İşi düşünmek olan kreatif insanlar için ölçülebilir bir iş süreci oturtmak neredeyse imkansızdır. Örneğin pazarlama/reklam alanında çalışan birinin içgörü yakalamak adına tüm gününü sosyal medyada geçirmesi gerekebilir. Onun bilgisayarını izleyen bir yöneticinin bunu anlayabileceğini sanmıyorum. Yaptığı işi çıktısıyla ölçülebilen kişilerin zaten kullandığı cihazı takip etmeye gerek yok. Zaten eğer çalışan kötü niyetli ise, çok az bilgisayar becerisi ile, kendisi uyurken bilgisayarına otomatik işlemler yaptıracak şekilde ayarlayabilir.

“İşinde iyi olmayan bir yönetici de sistemi anlamayabilir”

Böylesine bir sistemi işinde çok iyi olmayan bir yöneticinin de uzun süre anlayamayabileceğini kaydeden Özkömürcü, “Çalışanların yaptıkları işleri takip etmek için, çalışanların kendilerini değil süreci takip edecek şekilde süreç yönetim uygulamaları ya da proje yönetim uygulamaları kullanmayı alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor" diye konuştu.

“İşiyle ilgilenen çalışanlar izleme programlarından rahatsız olmaz”

Biyofizik alanında çalışmalar yapıp, beynin nasıl daha etkin kullanabileceğine dair iş dünyasında konuşmalar yapan Biyofizik Uzmanı Dr. Kerem Dündar ise uygulamanın olumlu olduğunu düşünenlerden.

Ekip olarak çalıştığımız bir ortamda iş dünyasının performansı ölçmesinin, bu amaçla sistem kurup, kurallar getirmesinin normal olduğunu belirterek, “Denetleme mekanizması kullanmak adaletsizliği engellemektedir” dedi.

Dündar sözlerini şöyle sürdürdü:

Her denetlenme çalışanı rahatsız eder ancak iç referanslı, işiyle ilgilenen çalışanların izleme programlarından rahatsız olmayacağını söylemek mümkündür. Dış referanslı çalışanlar, iç referanslı çalışanları bahane ederek buna karşı çıkarlar. İş dünyasında herkesin iç referansı yüksek olmadığı için insanlar üzerinde kontrol mekanizması geliştirilmektedir. Hatta liderler bu sayede ekosistem içindeki iç referanslı insanları ayırma imkânı bulur. Meslek ahlakı, çalışma ahlakının önemi de bu noktada karşımıza çıkar.

“Sadece işverenin değil, çalışanın da emeğini korur”

Dündar, “Sadece işverenin değil çalışanın da emeğinin korunmasını sağlayan bu yazılımların, dijitalin hiç durmayan, sınırlamalar olmayan dünyasında kullanıcıya da bir kontrol sağlayarak, ekran başında verimsiz geçirilen zamanları belirleyerek bazı kısıtlama kararları alınmasını sağlar” diyerek şöyle konuştu:

Tıpkı sosyal medyada harcanan zamanı kısıtlamak için kullanılan uygulamalar gibi. Aynı zamanda insanlar ekran başına geçtikleri andan itibaren bir tüketici olduklarından ilgi alanlarında ötürü de verimsizlik yaşarlar. 

“Takip edildiğimizde daha etik davranırız”

Çalışanların özel hayatın ihlalinden değil takip edilmeden kaynaklı bir rahatsızlık yaşayabileceğini söyleyen Dündar, sözlerini şöyle tamamladı:

Takip edildiğimizde daha etik davranırız. Oysa etik problemlerin doğrusu olmaz. Tarafları olur ancak taraflar arasında da uzlaşma olmazsa çözüm olmaz. Bu uygulamaya geçmeden evvel geri bildirimleri de dikkate alarak etik politika geliştirmek önemli. İşveren ve çalışan arasında karşılıklı iyi niyetli bir etkileşim alanı olmalı. Çalışanları önceden bilgilendirmek, iletişimini yapmak, kurumun ne hedeflediğini anlatmak önemli. Uzlaşma kültürüne dönmezsek yol alamayız. Güven ortamı yaratamazsak birlikte üretme, çalışma bilincini gerçekleştiremeyiz. 

"Kişisel mahremiyeti ihlal etme riski var"

Yapay zeka üzerine çalışan OXY/AI’nın Kurucusu Ali Erhan Tamer’in kendisi de yazılım sektöründe olmasına karşın sisteme yönelik eleştirileri var.

Pandeminin  mobil cihazların kabiliyetlerini görmemizi sağladığını kaydeden Tamer, izleme programların pandemi sürecinde başta Güney Kore olmak üzere birçok ülkede etkin bir şekilde kullanıldığını kaydederek çekincelerini şöyle anlattı:

Pandemi döneminde hastalıkla mücadele açısından büyük imkânlar yaratsa da orta uzun vadede bu teknolojilerin kişisel mahremiyet, hasta hakları gibi birçok konuda çalışanların sahip olduğu özel alanları ihlal etme riski var. Şirketlere giriş çıkış saatimizden, hangi uygulamaları açtığımıza, çektiğimiz resimlerden, izlediğimiz videolara, ne kadar süre yolda geçirip ne kadar toplantı yaptığımıza kadar kullanabilecek bu büyük veri dünyası beraberinde yapay zeka uygulamaları ile birlikte patternleri bulunmuş çalışanlar yaratacak gibi duruyor.

“Özgürlüğümüzü tehdit edebilir”

Çalışanların kişisel davranışlarını ve kişiliğini belirleyen faktörleri de bir dijital iz olarak bırakan bu teknolojilerin  etik boyutu ile çok ince bir hat üzerinde ilerlediğini kaydeden Tamer, sözlerini şöyle tamamladı:

Teknolojinin kendisi değil kullanım alanlarının genişliği ve bu alanların nasıl kullanılacağı girişimcilere bırakıldığı ölçüde, bu kırmızı çizgideki karanlık tarafa geçmek hem kişisel verilerin ihlali  hem de aldığımız kararlara ilişkin özgürlüğümüzü büyük oranda tehdit edebilir gözüküyor.