Öyle bir yerdeyiz ki?

Ortaokul öğrencisiyken (40 yıldan önce) Orhan Kemal, Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Bekir Yıldız’ın öykülerini, romanlarını okumaya başladım. Fakir Baykurt’un...

Faruk Eren Yazar faruk.eren1@gmail.com

Ortaokul öğrencisiyken (40 yıldan önce) Orhan Kemal, Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Bekir Yıldız’ın öykülerini, romanlarını okumaya başladım. Fakir Baykurt’un yanlış hatırlamıyorsam Bilgi Yayınları’ndan çıkmış İçerdeki Oğul diye bir kitabı vardı.

Hapishane öykülerinden oluşuyordu. Kendi gözlemlerini anlatıyordu. Muhalifler, ama daha çok solcular için hapishane bir kader gibi bu ülkede.

Gerçek Gündem editörleri, vicdanı olan herkes tarafından haksızlığa uğradıkları kabul edilen Gezi davası tutuklularına sorular yöneltti. (Gezi tutukluları demek ne kadar yabancılaştırıcı… Hepsi benim can arkadaşlarım. Tanıdıklarım, tanımadıklarım.) Hapishanelerden gelen cevaplar el yazısıyla doğal olarak. Doğal olmayanı anladık. El yazısı okumayı unutmuşuz ya da el yazılarımız bozulmuş, bilgisayarla yazmaktan.

EL YAZILARINI DİZMEK

Gelen el yazıları mektupları dizdik. Bana da Tayfun Kahraman’ın mektubu düştü. İşin kolayına kaçtım, eve götürdüm. Esin okudu, ben yazdım. Arada okuyamadığımız kelimeleri, harfleri tartışıp doğrusunu bulduk. İlk sorular davanın abukluğu, yaşanan hukuksuzluklarla ilgili. Davayı çoğu zaman birlikte izlediğimiz için anlıyoruz, öfkemiz biraz daha artıyor. Ama son soru çocuğuyla ilgili. Daha bebek sayılacak kızı Vera'yla vedalaşmasını, ilk kapalı görüşünü, kapalı görüşü oyuna çevirmesini, açık görüşteki kovalamaca oyununu anlatıyor. Okurken Esin’in sesi boğuklaşıyor, yazarken klavyeye tuzlu su damlaları düşüyor…

Aklıma birkaç yıl öncesi geliyor. Bir gazeteci arkadaşımız tutuklanmış, Silivri Cezaevi’ne konulmuştu. Arkadaşın evinde toplanıldı. Taziye evi gibi… (Ben o an evde değildim, kendimden daha çok güvendiğim arkadaşımın anlattıklarından aktarıyorum) Arkadaşımızın bir çocuğu var daha ilkokula başlamamış veya yeni başlamış. Şaşkın, ne olacağını anlamaya çalışıyor. Daha önce hapishanede yatmış bir başka gazeteci arkadaşımızın kızı onu teselli etmeye çalışıyordu: Haftada bir ziyarete gidersin, telefonla görüşürsün, ayda bir kucaklaşırsın!..

KURBANLAR VE SUNAKLAR

Durum bu! Sadece Gezi davası tutukluları değil, binlerce insan siyasi nedenlerle içerde tutuluyor. Birilerinin ihtirası uğruna! Bu ihtiras siyasi mi, dini mi, cukka mı?

Tiranlar (tabii ki soytarıları), kendilerini yarı tanrı sananlar, başkalarının kendilerini öyle sanması için kurbanlar istiyor. Rahipleri, mahkemelerde yüksek yerlerde oturanlar. Sunaklar hapishaneler şu an. Yarın hangi sunaklar kurulur bilemiyoruz…Öncesini de gördük çünkü.

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tek başına bir insan hakları örgütü gibi çalışıyor. Özellikle hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini her gün Meclis’in ve kamuoyunun dikkatine sunuyor. İktidar yetkilileri umursamıyor, hatta Adalet Bakanı “Cezaevlerinde işkence yok” diyebiliyor. Gergerlioğlu’nun iki yıl önce gündeme getirdiği kronik kalp hastası tutuklu Şükrü Tuğrul Özşengül, ısrarla tahliye edilmedi ve geçtiğimiz günlerde Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetti.

Cezaevindeyken açık kalp ameliyatı olan ve yüksek tansiyon hastası olan 54 yaşındaki Özşengül hakkında verilen ceza bozulmuştu. Yargılama süreci devam ediyordu. Buna rağmen ısrarla tahliye edilmedi. Bir tür idam edildi devlet eliyle.

UNUTMAK VE UNUTTURMAK

HDP’li siyasetçi ve avukat Aysel Tuğluk, 5 yılı aşkın süredir tutuklu… Tutuklu bulunduğu sırada annesi öldü, cesedi faşist bir güruh mezarlıktan çıkarılıp linç edilmeye çalışıldı. Tuğluk unutmayı tercih etti. Ağır demans hastası. Ve hastalığı her geçen gün ilerliyor. Tüm hastane raporlarına rağmen Adli Tıp Kurumu “cezaevinde kalabilir” raporu veriyor. Israrla tahliye edilmediği gibi, “zorla” ifadesi alınmaya çalışılıyor. Hakimlerin SEGBİS aracılığıyla sorduğu sorulara, “Ne zaman olmuş, ne olmuş hiçbir şey bilmiyorum ki. Ne için yargılandığımı bilmiyorum” diye yanıt verebiliyor sadece.

Biliyorum, bu zulüm bitecek bir gün. Bitmeli. Bir gün mutlaka. Bir daha yaşamamak için asla unutmamalıyız ama. Sadece Vera’nın ve küçük yaşlarda zulme tanık olan çocukların unutmasını, bu günleri hatırlamamasını dileyelim.

Tüm yazılarını göster