2021 yılına elveda dediğimiz bu günlerde, Türkiye için geleceğe yönelik stratejik sorunlar konusunda bir değerlendirme yapalım.

PKK/PYD TERÖR ÖRGÜTÜ

Türkiye’nin, Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonların politik amaçlarını hatırlayalım:

1-PYD/PKK terör örgütünü etkisiz duruma getirmek,

2-Terör koridorunu önlemek,

3-Suriyeli sığınmacıların ülkelerine güvenli bir şekilde dönüşlerini sağlamak,

4-Suriye’nin toprak bütünlüğüne katkıda bulunmak.

Her askerî harekât, belirlenen politik amaçları karşılamalıdır. Bu nedenle, askeri hedefler politik amaçları karşılayabilecek şekilde seçilir. Siyaset makamının ortaya koyduğu dört politik hedef, 9 Ekim 2019’da başlatılan ve ABD’nin baskısıyla 17 Ekim 2019’da durdurulan “Barış Pınarı Harekâtı” sonucunda ne yazık ki gerçekleşemedi.

PYD/PKK terör örgütü, 480 kilometre genişliğinde 30-32 kilometre derinliğinde oluşturulacak bir “Güvenli Bölge”nin dışına çıkarılacaktı. ABD ve ardından Rusya ile yapılan anlaşma sonucunda 480 kilometreye karşılık, ancak 140 kilometre genişliğinde 30-32 km derinliğinde bir alan Türkiye’nin kontrolünde kaldı. Yaklaşık 340 kilometre genişlik ve 30 kilometre derinlikteki bölge; ABD, Rusya, Suriye yönetimi ve PYD/PKK terör örgütünün kontrolünde. Bu bölgede, Türkiye-Rusya arasında, Türkiye sınırından itibaren 10 kilometrelik şeritte ortak devriye faaliyeti uygulanıyor.

PYD/PKK terör örgütü tehdidi azalmadı. PKK terör örgütünden yaklaşık 10 kat daha fazla bir güce ulaştı. ABD’nin desteğiyle 60-70 bin silahlı teröriste sahip bir devletçik oluşturularak, Kuzey Irak’la bütünleştirme adımları atılıyor. Türkiye, ABD’nin “Barış Pınarı” operasyonunu durdurma baskısına “hayır” diyebilmeliydi. “Barış Pınarı Harekatı”nda planlanan askeri hedefler gerçekleştirilerek, politik amaçlar karşılanmalıydı. Olmadı. Geç kalındı.

SURİYE

2011 yılında, Türkiye’nin komşusu Suriye’ydi. Bugün Türkiye, Suriye’de ABD ve Rusya’yla komşu oldu. Birbirlerini tehdit olarak gören küresel güç iki ülkeyle, ABD ve Rusya’yla komşu olunması, Türkiye’nin hareket alanını ve atacağı adımları kısıtlar.

Yapılan araştırmalara göre, bir iç savaş her şey olumlu giderse en az 15-20 yıl sürmekte. Yani her şey olumlu giderse, Suriye’deki iç karışıkla en az bir 10-20 yıl daha yaşamak zorunda kalan bir Türkiye olacak. Her şey olumlu giden, bir iç savaş/karışıklık gerçekleşti mi? Hayır. Bu durumda, Türkiye en az 20 yıl, iç karışıklık yaşayan bir Suriye ile komşu olmak zorunda. ABD’nin varlığı, Suriye’deki karışıklığın sürekliliğini sağlamak için küresel bir topuz. Türkiye, ABD yerine Suriye ile işbirliği yapmalı ve Suriye ile 1998’de imzalanan “Adana Mutabakatı”nı aktif duruma getirmeliydi. Olmadı. Geç kalındı.

SURİYELİ SIĞINMACILAR

Suriye’den gelen sığınmacı sayısı, yaklaşık dört-beş milyon. Yüzde 47’si 18 yaşın altında. Günde, yaklaşık 400 Suriyeli bebek doğuyor. Yani, yılda 150 bin yeni Suriyeli nüfusu. Suriyeli sığınmacıların ülkelere dağılımına bakıldığında, dikkat çeken bir tablo söz konusu. Resmi rakamlara göre, 25 Kasım 2021 tarihi itibarıyla, Türkiye’de toplam 3 milyon 738 bin 32 Suriyeli sığınmacı var. Lübnan 1 milyon, Ürdün 660 bin, Irak 250 bin, Mısır 130 bin, Almanya 530 bin, İsveç 130 bin, Avusturya 50 bin, Kanada 54 bin, ABD 33 bin Suriyeli sığınmacı kabul etmiş.

ABD, Suriye'de terör devletçiği için PKK/PYD terör örgütü eliyle demografik yapıyı değiştirdi, sığınmacıların ülkelerine dönmelerini istemiyor. AB, Türkiye'deki sığınmacıların ülkelerine dönmelerini istemiyor. PYD/PKK terör örgütü de, sığınmacıların dönmelerini istemiyor, çünkü göç ettirdiği yerleri işgal etti. ABD, haritayı değiştirdi ama en fazla 33 bin sığınmacı kabul ediyor. Batı, ABD'ye destek oldu ama fazla sığınmacı kabul etmiyor. Körfez ülkeleri, Suriyeli sığınmacı kabul etmiyor. Bu ülkelerin çoğu, Suriye’nin parçalanmasını ve PKK/PYD terör devletçiğini destekliyor. 10 bin km uzaktan gelip bölgeye, petrole el koymanın amacını Türkiye görmeliydi. Türkiye, ABD ve AB’nin çok açık olan bu göç projesi oyununa gelmemeliydi. Olmadı. Geç kalındı. Sonuçta, Türkiye, dünyanın en fazla göçmenine ev sahipliği yapan ülke konumuna geldi.

İDLİB

İdlib, Suriye yüzölçümünün yüzde 5’i kadar. Türkiye (Hatay) ile 130 kilometre sınırı var. İdlib, teröristlerin, radikal unsurların ve muhaliflerin toplandığı tehdit üreten bir coğrafya. BM Güvenlik Konseyi’nin 15 Temmuz 2019 tarihli raporunda, “Yabancı terörist savaşçıların en yoğun toplandıkları iki bölgenin İdlib ve Afganistan olduğu” yer alıyor. İdlib’in, “Yabancı terörist savaşçıları açısından dünyanın en büyük çöplüğü haline geldiği” kaydediliyor. BM Raporu, aslında şu gerçeğin altını çiziyor: Türkiye’yle 130 kilometre sınırı bulunan İdlib, Küçük bir Afganistan’a dönüşmüş durumda… 

İdlib, gelecekte Türkiye için önemli bir tehdit potansiyelini barındırıyor. İdlib’te, sayıları yaklaşık 30-40 bini bulan radikal terör örgütleri (El Kaide, El Nusra, IŞİD gibi), Türkiye için kayda değer bir tehdit. Küçük Afganistan’la hangi ülke komşu olmak ister? Türkiye geç kaldı.

IRAK

Kuzey Irak’ta PKK’nın en büyük kampı Kandil’di. Kuzey Irak’taki karışıklık ve istikrarsızlık sonucu PKK, Sincar’a ve diğer bölgelere de yerleşti. Kandil’in Türkiye’ye uzaklığı 180, Sincar’ın 80 kilometre. Sincar, teröristlerin Türkiye’ye daha kısa sürede girip çıkabilecekleri bir yer. PKK terör örgütü Sincar’ı boşaltmadı. ABD, PKK’yı sözde etkisizleştirme adımlarını attığını söylüyor, ama PKK/PYD terör örgütüne her türlü desteği sağlıyor. “Hasan Amca”yı sözde etkisiz kıldığını söylerken, “Amca Hasan”ı devletçiğe dönüştürüyor.

Irak’taki istikrarsızlık ve karışıklık, PKK’nın ve diğer terör örgütlerinin alan kazanması ve yerleşmesi için uygun bir iklim sağlıyor. Bu da, Türkiye’nin güvenliğini artan oranda olumsuz etkileyecektir. Türkiye, Irak merkezi hükümetiyle bu konuda işbirliği yapmalı. Suriye’nin kuzeyi ve Kuzey Irak’ın bütünleşme adımlarını engellemeli.

DOĞU AKDENİZ ENERJİ SAVAŞLARI VE GÜÇ MÜCADELESİ

Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin yetki alanlar yok sayılarak, Yunanistan ve GKRY’nin diğer ülkelerle yaptığı doğal gaz sondaj çalışmaları Türkiye için stratejik sorundur. Doğu Akdeniz’de, 2022’de enerji savaşlarının ve güç mücadelesinin şiddetlenerek devam edeceği beklenmeli. Türkiye, ABD/AB’nin isteğiyle Doğu Akdeniz’de ihtilaflı alanlarda doğal gaz arama/sondaj çalışmalarını durdurmamalıydı. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle gerginlik yaşaması nedeniyle, Yunanistan kendi ölçeğinin çok üstünde bir başarı elde etti. Türk-Yunan sorunlarını, Türk-AB sorunları haline getirmeyi başardı. Türkiye bu sonucu öngörmeliydi. Olmadı. Geç kalındı.

S-400 HAVA SAVUNMA SİSTEMİ

ABD Başkanı Trump, Başkanlığı devretmeye bir ay kala, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemi gerekçesiyle, iki yıldır tartışılan yaptırım kararını 14 Aralık 2020’de onayladı. CAATSA, ABD’nin tehdit olarak gördüğü Rusya, Çin, Kuzey Kore, İran gibi ülkelere uyguladığı “Amerika’nın Hasımlarıyla (Düşmanlarıyla) Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası”dır. 12 yaptırım maddesinden seçilen beş madde, diğerlerine oranla daha hafif yaptırımlar. Bu yaptırımlar, ilk kez bir NATO üyesine uygulanıyor. Yani, bu yaptırımlarla Türkiye, ABD'nin düşmanı olarak kabul edildi. Bu da bir ilk.

ABD, Türkiye'nin 1.25 milyar dolar ödediği F-35 savaş uçaklarını da vermiyor. Ayrıca, ABD yaptırımları kaldırmak için 2.5 milyar dolar ödenerek alınan S-400’ün Türkiye tarafından kullanılmamasını koşula bağlıyor. Ek yaptırımlarla da tehdit ediyor. Türkiye, bu yaptırımlara karşılık, sadece kınama açıklamalarıyla yetindi. S-400’ü de henüz konuşlandırmadı. ABD/CAATSA Yaptırımları “Demokles’in Kılıcı” gibi Türkiye için bir sorun. Risk analizini yapmış bir Türkiye, S-400’ü uygun bölgeye konuşlandırmalıydı.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİK SORUNLARI

Türkiye, gelecek kuşaklara da devredilme potansiyeli taşıyan üç stratejik sorunla karşı karşıya:

- 911 kilometrelik Suriye ve 378 kilometrelik Irak sınırı olmak üzere, toplam 1300 kilometrelik sınır, terör üreten bir coğrafya durumuna gelmiştir.

- Türkiye, dünyanın en fazla göçmene ev sahipliği yapan ülke konumuna gelmiştir.

- Suriye’de Hatay’la 130 kilometre sınırı bulunan İdlib, ABD tarafından Küçük Afganistan’a dönüştürülmüştür.

En zengin ve en güçlü ülkeler ABD, Almanya dahil dünyada hiçbir ülke Türkiye’nin yüz yüze kaldığı bu konuma düşmek istemez.

-KUTUPLAŞMA SORUNU: Dış cephede başarılı olmanız için, iç cephenizin güçlü olması gerek. Türkiye’de, insanlar kutuplaşmış durumda. Bu denli aşırı kutuplaşma, tehditlere karşı koyarken ve sorunları çözerken Türkiye’yi olumsuz etkiler. Atatürk: “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün milletin oluşturduğu cephedir. Dış cephe, ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe mağlûp olabilir; fakat hiçbir zaman bir memleketi yok edemez. Memleketi temelinden yıkan iç cephenin çökmesidir.” der. Dünya savaş tarihinin en büyük strateji ustasının hükmüdür bu söz…

-LİYAKAT SORUNU: Yaşanan sorunların temelinde Liyakat sorunu var. Kumpas davalarla tasfiye edilen, başta TSK personelinin ve diğer kurumlardaki yetişmiş insan gücünün boşluğu doldurulamadı. Liyakat sisteminin zedelenmesi, doğru kararların alınmasını ve uygun adımların atılmasını mümkün kılmıyor. Dış ve iç politikada atılan yanlış adımlar, gelecekte giderilmesi mümkün olmayan sonuçlara neden olur. Liyakat, liyakat, liyakat.

DİPLOMASİ

Ne demişti Sun Tzu 2.500 yıl önce… “MükemmeIIik, her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.” Savaş tarihinin değişmeyen ve geçerliliğini koruyan hükmüdür bu… “Sert gücü”, “askeri gücü” kullanmak bir yöntemdir. Ama “yumuşak güçle”, “sert gücü” uygun şekilde kullanmak, “Akıllı Güç”tür. Hatay’ın Türkiye’ye katılışı, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı dışında kalabilme başarısı, Kıbrıs Barış Harekâtı, 1998’de terörist başının Suriye’den çıkarılması böyle bir “Akıllı Güç” stratejisinin sonuçlarıdır.
Dünün çözüm olarak görülen politikaları, bugünün ana sorunu haline gelmişse, durup ders çıkarmalı…