Enis Berberoğlu, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın milletvekilliğinin düşürülmesi kararının TBMM genel kurulunda okunmasının ardından 3 ismin de milletvekilliği düşürüldü ve saatler sonra tutuklanarak cezaevine konuldu.

Genel Kurul'da CHP ve HDP'li vekiller, daha önceki örnekleri hatırlatarak Meclis Başkanı'nın kararları okutmayabileceği ve halkın iradesine darbe yapılmasının önüne geçilebileceğini hatırlattılar.

Ancak oturumu yöneten Meclis Başkanvekili Sadi Bilgiç, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay Fuat imzası ile gelen tezkereyi genel kurulda okuttu.

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, "Seçilmişleri hapse atmak demokrasilerin işi değildir." dediği yazısında, Binali Yıldırım'ın Meclis Başkanlığı görevine devam etseydi o tezkerenin okutulmayabileceğini savundu.

Ataylı'nın Şentop'a "Meclislerin saygınlıklarını korumak bazen zorlu süreleri göğüslemekten geçer." diye seslendiği yazısı şöyle:

Benim gördüğüm şudur, Binali Yıldırım, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için TBMM Başkanlığı’nı bırakmasaydı, bugün bu tatsız durumu yaşıyor olmazdık.

Tatsız durum dediğim başta Enis Berberoğlu olmak üzere bazı milletvekillerinin milletvekilliğinin TBMM’de alelacele ya da apar topar diyebileceğimiz şekilde düşürülmesi.

Binali Yıldırım, “başkanlık sistemi” sonrası işlevsizleştirilen ve önemsizleştirildiği düşünülen TBMM’nin “Hâlâ önemli ve hâlâ etkin” olduğu izlenimini uyandırmak için çok özel bir çaba sarf ediyordu.

Hem içeride hem de dışarıda.

TBMM içindeki partilere de olabildiğince eşit mesafede durmaya çalışıyordu.
Eğer bugün TBMM Başkanı Binali Yıldırım olsa idi, milletvekilliklerini düşüren o tezkereler TBMM kürsüsünde okunmaz, Yıldırım büyük ihtimalle bu tezkereleri bu yasama döneminin sonuna kadar bekletirdi.

Elbette ki, bugünkü ortamda TBMM Başkanı Mustafa Şentop’u da anlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen tezkereleri “Okutmuyorum” demek kolay bir şey değil.

Ama Meclislerin saygınlıklarını korumak bazen zorlu süreleri göğüslemekten geçer.

İki kez Gazi unvanına sahip bir Meclis’in de böyle bir gücü, böyle direnci olmalıydı.
Çünkü ne olursa olsun bir Meclis’in kendi üyelerini güle oynaya hapishaneye göndermesi hoş bir şey değildir.

Seçilmişleri hapse atmak demokrasilerin işi değildir.

Suç varsa elbette cezası çekilir.

Ama en azından dönem sonu beklenir.

Unutulmamalı ki, bazen suç bile konjonktüreldir.