Habertürk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca bugünkü köşesinde, Elif Çakır’ın başörtüsü takmayı bırakmasının ardından sosyal medyadaki gösterilen tepkilere de dikkat çekerek, 'Başörtüsünü bırakmak: Sekülerleşme mi, din yorgunluğu mu?' başlıklı çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Karaca, 'İnançlı bir insanın yıllarca örtülü kaldıktan sonra açılmasını tebrik edilesi bir durum olarak görmüyorum. Bu tür ricatlarda cesaret vehmedenlerden de değilim. İslam’ın kadının başörtüsüne indirgendiği, başörtüsünün de birkaç gaddar kadın ile özdeşleştiği bugünlerde dindar, adil ve vicdanlı bir kadın için asıl cesaret gerektiren başörtülü kalabilmektir, tersini yapmak değil' dedi. 

İşte o yazı...

Karar Gazetesi yazarı Elif Çakır’ın başörtüsü takmayı bırakması sosyal medyada epey yankı buldu.

Kendisiyle ilgili bazı sosyal medya paylaşımlarını oldukça kıyıcı buldum, sosyal medyada tepki de gösterdim.

Ancak oraya gelmeden önce şunu kaydetmemde fayda var: İnançlı bir insanın yıllarca örtülü kaldıktan sonra açılmasını tebrik edilesi bir durum olarak görmüyorum. Bu tür ricatlarda cesaret vehmedenlerden de değilim. İslam’ın kadının başörtüsüne indirgendiği, başörtüsünün de birkaç gaddar kadın ile özdeşleştiği bugünlerde dindar, adil ve vicdanlı bir kadın için asıl cesaret gerektiren başörtülü kalabilmektir, tersini yapmak değil.

Ancak böyle düşünmekle beraber insanların zaman içindeki değişimlerini, nedenini sormadan, anlama çabası göstermeden karakter suikastıyla karşılamanın insani olmadığını düşünüyorum.

Zira din, bedenimiz, dünya görüşümüz, üretim tüketim ilişkilerimiz, sosyal temaslarımız üzerinde tasarruf hakkına sahip olmakla beraber kişinin ‘gönüllülük’ bağıyla yürüdüğü bir yol.

Gönüllük konusunda gerek politik iklimden gerekse başka nedenlerden sıkıntıya girmiş, bakış açısını değiştirmiş insanların gündelik hayatta hiç de konforlu olmayan bir ibadeti sürdürmek için gereken motivasyonu kaybetmeleri mümkün.

Beni en çok dehşete düşüren "AKP’nin gidici olduğunu anladı, başını açtı” yorumlarıydı. Pes doğrusu.

Bu bir itiraf mı? AKP sonrası başörtülüleri kılıçtan geçirmeyi mi düşünüyorsunuz ki, başını açanların ‘şimdiden’ tedbir aldığını vehmediyorsunuz?

Elif’in kararı on yıllardır başörtülü olan tanınmış bir kadının böyle bir yola girmesi bakımından benzersiz olabilir. Ama meselenin bir partiyi uğurlamak ve bir diğerini selamlamakla ilgili bir çirkinlikle uzak yakın ilgisi olmadığını biliyorum. Kalemi var, kendi köşesi var, isterse yazar anlatır nedenlerini. İstemezse paylaşmaz.

İşin özü mesele Elif Çakır değil.

Kadın erkek, muhafazakar kesimde yaygın bir sekülerleşme eğilimi var. Buna zaman zaman din yorgunluğu da ekleniyor. Egemenlerin her meseleyi dini alana taşıma ve dinin sahip olduğu kutsallığı ele alınan mesele için de talep etme buyurganlığından kaynaklanan bir yorgunluk.

Nasıl oldu?

Önce erkekler yaşam tarzlarını kökten değiştirmeye başladılar ve lafı gevelemeyelim, yozlaşarak sekülerleştiler. Barlara gidip "Ama ben içmiyorum ki" diyerek, sonra az az içmeye başlayarak, yazları yatlarda teknelerde lüks otellerde geçirerek, derken karşı cinsle zembereğinden boşalmış gibi girişilen ilişkiler...

Kadınlar ise başörtülerini çıkararak bu trende dahil oluyor.

Kimi eski çevresinden tamamen kopuyor, kimi bulunduğu yerden ayrılmadan değişimini yaşıyor.

Erkeklerin dönüşümü o kadar tartışılmazken kadınlarınki ‘görünür’ ve dolayısıyla iz sürmeye, akabinde tartışmaya daha açık görülüyor.