Yılmaz Özdil: Senede bir gün tırışkadan törenlerle...

Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, İstabul Depremi üzerinden eğitim sistemini ele aldı. Özdil, depremde kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Murat Şevki Eryılmaz'ı andı.

Yılmaz Özdil: Senede bir gün tırışkadan törenlerle...

Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil, İstabul Depremi üzerinden eğitim sistemini ele aldı. Özdil, depremde kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Murat Şevki Eryılmaz'ı andı.

Özdil, "Umarım, senede bir gün tırışkadan törenlerle öğretmenler gününü kutlayan Türkiye'yi kendine getirmek için, öğretmenlerin kıymetini bilmek için, maddi-manevi haklarını teslim etmek için vesile olur." temennisinde bulundu.

Özdil'in "Murat Öğretmen" başlıklı yazısı şöyle;

Murat Şevki Eryılmaz.

22 yıllık öğretmendi.

Tarih öğretmeni.

Gebze'de Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde görev yapıyordu.

Kalp hastasıydı.

Ciddi sıkıntısı vardı.

Ameliyat için gün almıştı.

Bugün stent takılacaktı.

Hepimizin yüreğini ağzına getiren ve hepimizin sokağa döken 5.8'lik deprem sırasında dersteydi.

Her öğretmenimiz gibi, kendi korkularını bastırdı, öğrencilerini yatıştırdı, sakin ve düzenli olarak bahçeye çıkmalarını sağladı.

Neyse ki lise öğretmeniydi.

Öğrenciler 14 yaşından büyüktü, velilerin gelip almasına gerek yoktu, dağılıp evlerine gitmeleri kolay oldu.

Aklı kendi çocuklarındaydı.

8 ve 12 yaşında iki kızı vardı.

Onlar da okullarındaydı.

Aklı kendi çocuklarındaydı ama, öncelikle öğrencilerinin sorumluluğunu taşıyordu, kendisine emanet edilen çocukları sağ salim evlerine göndermeden, kendi çocuklarına gitmesi imkansızdı.

Eşi de kendisi gibi öğretmendi.

Anasınıfı öğretmeni.

Eşinin öğrencileri henüz bebişkoydu, kendi kendilerine evlerine gidebilmeleri mümkün değildi, dolayısıyla eşinin de okulundan ayrılabilmesi mümkün değildi.

Bu duygularla öğrencilerine refakat etti, Gebze Anadolu İmam Hatip Lisesi tamamen boşaldı, okulda öğrenci kalmadı, Murat öğretmen koşa koşa çocuklarının okuluna gitti.

Elbette çocuklarının başında da öğretmenleri vardı, bu konuda müsterihti ama, baba yüreği, bir an önce evlatlarını bağrına basmak istiyordu.

Koşa koşa gitti.

Kızlarını kucakladı.

Hepimiz gibi, her çocuk gibi çok korkmuşlardı, sakinleştirdi, ellerinden tuttu, yürüye yürüye evlerinin yolunu tutarlarken, eşine telefon etti, kızları sağ salim aldığını, eve götürdüğünü anlattı, içinin rahat olmasını söyledi.

Küçük kızını büyük kızına emanet etti, korkmamalarını tembihledi, geldiği yoldan aynı telaşla okuluna geri dönmeye başladı.

Öğrenciler evlerine gitmişlerdi ama, öğretmenlerin mesaisi henüz sona ermemişti, tıpkı öğrencileri gibi okulları da onlara emanetti.

Ve maalesef… Koşaradım yürürken, o yakından tanıdığı ağrıyı hissetti göğsünde, durdu, elini kalbinin üzerine götürdü, yığıldı.

Depremde çok şükür kimse ölmedi ama, Murat öğretmeni kaybettik.

Bu haberi okuduğumdan beri, öğretmenlerim geçiyor tek tek gözümün önünden…

1977 yılıydı, İzmir'de Dokuz Eylül Ortaokulu'ndaydım, hayatımda ilk kez ciddi deprem yaşamıştım ve dersteydik, bizleri tek sıra halinde bahçeye çıkarırlarken, koridorların öğretmenlerimizle dolu olduğunu hatırlıyorum.

Sonradan onlarca deprem yaşadım, binlerce deprem haberi yaptım, hiçbir deprem hatıram o deprem anı kadar taze değil.

İnsanız, korkuyoruz, deprem olduğunda elbette can havliyle dışarı kaçıyoruz, malı mülkü eşyayı boşverip, önce kendimizi kurtarıyoruz, sonra çocuklarımıza koşuyoruz… Öğretmenler hariç.

Onlarca deprem yaşadım, binlerce deprem haberi yaptım, öğrencilerini bırakıp kaçan, öğrencilerini tek tek ailelerine teslim etmeden kendi çocuklarına giden öğretmen görmedim.

Aslına bakarsanız, öğretmenlik fakültelerinde böyle bir eğitim verilmiyor.

“Deprem olursa, kendi çocuklarından önce öğrencilerini düşüneceksin” diye bir eğitim de olamaz zaten…

Bu duygu olsa olsa, öğretmenlik mesleğinin ruhunda var, öğretmenlik mesleğini tercih edenlerin doğasında var.

Devlet okullarının binaları dökülüyor, ders anlatırken kafasına sıva düşen öğretmen var, sınıfına badana yapan, camları silen öğretmen var, koridorları paspas yapan, çocuklar hastalık kapmasın diye tuvalet temizleyen öğretmen var.

Esra, Hasan, Öznur, Çiler, Tuğba, Ayhan, Hanifi, Güldane, Nesrin, Ebru, Halime, Mustafa, Emel, Oktay, Sema, Hacer, Nigar, İrfan, Ümit, Alime, Onur, Alpaslan, Melike, Nilüfer, Ercan, Özlem, Neşe, Harun, Nusret, Rabia, Gökhan, Arzu, Melahat, Senem, Muhammet, Sibel, Oya, Saadet, Özgür, Nurcan, Aylin, Leyla, Gözde, Zehra, Orhan, Turna, Yunus; Dile kolay, 76 gencecik öğretmen… Van depreminde, hırsızlar tarafından soyup soğana çevrilen devletimizin köhne binalarında, çürük okullarında, malzemesinden çalınmış lojmanlarında enkaz altında kalarak şehit oldular.

Ve şimdi, öğrencilerini evlatlarının önüne koyan, sorumluluk şuurunu hasta yüreğinin önüne koyan, Murat öğretmen.

Bu depremin, muhtemel büyük depreme hazırlık yapılması için ders olmayacağından eminim ama…

Umarım, senede bir gün tırışkadan törenlerle öğretmenler gününü kutlayan Türkiye'yi kendine getirmek için, öğretmenlerin kıymetini bilmek için, maddi-manevi haklarını teslim etmek için vesile olur.

Etiketler
Yılmaz Özdil