Gerçek Gündem Analiz / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Osman Kavala hakkında açıklama yapan 10 büyükelçinin ‘‘istenmeyen adam’’ ilan edilmesi, üstelik bu konuda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na talimat verdiğini söylemesi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk.

Önce persona non grata’nın Latince kökenine bakalım. Deyimin aslı ‘‘persona grata’’ yani ‘‘buyur edilen kişi’’, ‘‘istenen kişi’’. Eğer bu kişi istenmiyorsa bu kez ‘‘persona non grata’’ kullanıyor.

Aslında Cumhuriyet Türkiye’si muhatapları ile bu tarz ‘‘persona non grata’’ diplomatik krizler yaşayan bir ülke değil.

Son yarım yüz yılda Türkiye tarafından istenmeyen diplomat sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Bu konuda ilk net örnek 1986 yılından.

O yılın 5 Nisan’ında Berlin’de bir diskoteğe saldırı oldu. Saldırıda 3 ABD askeri öldü. ABD, bu saldırıdan Libya yönetimini ve dönemlin Libya lideri Muammer Kaddafi’yi sorumlu tuttu. Washington yönetimi, saldırıya Trablus ve Bingazi’yi bombalayarak cevap verdi. Akdeniz’de büyüyen diplomatik kriz Türkiye’ye de sıçradı.

Dost ülke Libya ve müttefiki ABD arasında kalan Türkiye, dengeli bir diplomasi yürütme çabasındayken 18 Nisan 1986’da iki Libyalı Ankara’daki Amerikan Subayevi’ne bir saldırı girişiminde bulundu. Polis tarafından yakalanan saldırganlar, eylemde kullanacakları bombaları Libya Büyükelçiliği’nden aldıklarını söylediler.

İlk istenmeyen diplomat Libyalı Abdülmalik

Ankara yine sessiz diplomasiye başvurdu. Ve Amerika ile yaşanan krizde Türkiye’yi kardeşlik hukukuna saygı göstermemekle eleştiren Libya’nın Ankara Büyükelçisi Muhammed Abdülmalik’in sessiz sedasız Trablus’a dönmesinin önünü açtı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Abdülmalik hakkında işlem yapmasa da da elçilik görevlisi iki diplomat hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi ise 6 Haziran’daki duruşmada diplomatik dokunulmazlıkları gerekçe göstererek diplomatların yargılanamayacağı yönünde karar verdi.

Suriyeli diplomat Belledi de diplomat cinayetiyle ilişkilendirildi

Suriye Büyükelçiliği 2. Katibi Muhammed Derviş Belledi de bir nevi sessiz ve derinden giden bir ‘‘persona non grata’’ örneği.

Dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı, 24 Temmuz 1985’te Ankara’da öldürülen Ürdün Büyükelçiliği Başkatibi Ziad Cevdet Sati’nin ölümünden Suriye Büyükelçiliği 2. Katibi Belledi’yi sorumlu tuttu. Ankara ile Şam arasında süren sessiz diplomasi sayesinde Suriyeli diplomat ‘‘persona non grata’’ ilan edilmeden ülkesinin yolunu tuttu.

Genelkurmay Askeri Savcılığı Suriye Büyükelçiliği 2. Katibi Baladi hakkında soruşturma başlattığı 21 Kasım 1986’da ise Belledi çoktan Şam’daydı.

‘‘Mottaki’yi ya geri çekin ya da atacağız’’

Bir diğer büyükelçi krizi ile İran ile yaşandı. 1985 yılından beri Türkiye’de bulunan Manuhecr Mottaki, İran Devrimi’nin önemli figürlerindendi. 16 Nisan 1987’de Refah Partisi’nin Konya’da düzenlediği Filistin Halkı ile Dayanışma mitingine İran’ın Ankara Büyükelçisi Manucehr Mottaki de katıldı.

Amerikan ve Sovyet bayraklarının yakıldığı, ‘‘Kabe’yi Suud’dan kurtaracağız’ pankartının açıldığı Mitingde ‘‘Filistin’i Kurtarma’’ andı içenler arasında İran’ın Ankara Büyükelçisi de vardı.



Türkiye dışişleri bakanlığı aracılığıyla bu konudaki rahatsızlığını kendisine bildirdi ama Mottaki, Türk siyaseti ile ilgili pozisyon almaktan kaçınmıyordu. 1988-1989 yılları da Türkiye-İran ilişkileri açısından hayli gergin geçiyordu. İran, Türkiye’deki başörtü yasağı ile açıklamalarda bulunuyor, Şeytan Ayetleri kitabı ve Günaha Son Çağrı filminin gösterimini eleştiriyordu.

Türkiye’de sık sık Mottaki’yi dışişlerine çağırıp görüşüyordu. Sonunda önce Tahran Büyükelçisi Ömer Akbel, istişarelerde bulunmak üzere Ankara’ya çağrıldı, ardından da İran Büyükelçisi Mottaki Türkiye’den ayrıldı.

Daha sonra Türk basınında Türkiye’de Şah yanlısı rejim muhaliflerinin öldürülmesinde Mottaki’nin bilgisi olduğu iddia edildi. Sonraki yıllarda İran Dışişleri Bakanı olan Mottaki, 2005’te Türkiye’yi ziyaret etti. O günlerde Hürriyet’te bir yazı kaleme alan Nur Batur, Türk Dışişlerinin bu cinayetler nedeniyle Mottaki hakkında ‘‘ya geri çekin ya da atacağız’’ şeklinde ültimatom verdiğini yazdı.

Son büyükelçi krizi yine İran ile yaşandı

28 Şubat krizinin en önemli kilometre taşlarından biri Ankara’nın Sincan ilçesinde 1 Şubat 1997’de düzenlenen Kudüs Gecesi idi.

O gecede konuşma yapanlardan biri İran’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri idi. Kudüs’te şeriat yanlısı bir konuşma yapan büyükelçi Ankara’da özellikle muhalefetin tepkisini çekti.

Tepkilerden sonra Ankara’da basın toplantısı düzenleyen Bagheri bu kez de ‘‘Türkiye’de herkes şeriatçıdır’’ dedi. Süresi bittiği halde Başbakan Necmettin Erbakan’ın istemiyle görevini sürdüren Bagheri’yi ANAP lideri Mesut Yılmaz ‘‘terörist’’ olarak tanımladı.

Dışişleri Bakanlığı ise İran’a ‘‘persona non grata’’ ilan etmeden Bagheri’yi geri çekin mesajı gönderdi. Ancak iktidar ortağı Refah Partisi, Bagheri’ye sahip çıktı.

Sonunda 20 Şubat’ta İran Büyükelçisi Bagheri, ülkesine dönerken haberi dünyada Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Washington’daki temasları sırasında duyurdu.