Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u soruşturma konusu olan sözlerinin 'somut olarak bir olayı ortaya koyup onun incelenmesi istediğini' ifade eden Sezer, “İnceleme sonucunda da mutlaka bir sonuca ulaşılabileceğini de söylemiyor. Bütün bu değerlendirmeler sonucunda insana şunu söylemek kalıyor: Bu sözlerden suç çıkarmak, biraz da şapkadan tavşan çıkarmaya benziyor” diye konuştu.

Başbuğ’un katıldığı bir televizyon programındaki, “…FETÖ'nün siyasi ayağı var mıdır? Vardır. Yok dersek bu bir gerçeği inkâr olur. Askeriyeye, polise, yargıya, üniversitelere sızmış bir örgütün siyasi partilere sızmadığını düşünmek akla ziyandır. Her partide olabilir. Ha bu kimlerdir? Bu konuda ben karar verici veya yorum yapıcı olamam. Bunu yargının çıkartması lazım. Siyasi iradenin ağırlığını koyması lazım… Bu somut olayı incelesinler somut, üzerine gitsinler. Siyasi ayakla ilgili olarak bir sonuca da ulaşabilirler, ulaşamaya da bilirler” sözleri soruşturma konusu oldu.

Sözcü’den Aytunç Erkin’e konuşan Başbuğ’un avukatı Sezer, Başbuğ’un “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” etmekle suçlandığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan birinci iddianameye ilişkin şunları kaydetti:

“Davanın açılma nedeni; Güç Odaklarının Mücadelesi kitabının (1961-1980) tanıtımı için verilen bir gazete röportajı. Söyleşide kullanılan manşetlerden birisi şöyleydi: ‘Eğer Menderes erken seçim kararı alsaydı, 27 Mayıs darbesi olmazdı.’ Bu tarihi bir olaya ilişkin bir tespittir, değerlendirmedir. Ayrıca bu değerlendirme kitabın tanıtımı röportajında yapılıyor. Yani öyle hiçbir şey yokken pat diye tek başına söylenmiş bir söz değil.

Bu değerlendirme daha önce başkaları tarafından da yapılmıştır. İşte size birkaç örnek: Prof. Dr. Ergun Özbudun 2003 yılında basılmış ‘Demokratik Pekişmenin Önündeki Engeller’ isimli kitabında şöyle demektedir: ‘Gözlemcilerin çoğu 1960 ilkbaharında dahi, hükümet tarafından yapılacak bir erken seçim çağrısının durumu kurtarabileceği konusunda mutabıktı.’ Numan Esin, 2005 yılında basılmış, “Devrim ve Demokrasi, Bir 27 Mayısçının Anıları” isimli kitabında; ‘DP erken seçime gitseydi ihtilal olmazdı’ diye yazmıştır. Anadolu Ajansı da 22 Mayıs 2019 günü yayımladığı bir haberde, Menderes döneminde Ulaştırma Bakanlığı yapan Arif Demirel'in oğlu Mehmet Ali Demirer'in Alparslan Türkeş'le olan bir konuşmasına yer vermiştir: ‘Türkeş, babanın da içinde olduğu grup seçim kararı alalım, ilan edelim, Menderes de yeni bir hükümet kursun diyordu. Eğer bu yapılabilseydi, biz 27 Mayıs'ı yapamayacaktık.’ 2021 yılında yapılan bir değerlendirmeden nasıl bir suç unsuru çıkartılır, anlamak gerçekten zor."

“İlgili TCK maddesi 216. Bakın ilgili madde, net şekilde suçun oluşumu için şu hususun oluşunu zorunlu görüyor: Kamu güvenliği açısından ‘açık’ ve ‘yakın’ bir tehlikenin ortaya çıkması: Bu gazete röportajından etkilenen ve kamu güvenliğini tehdit edecek açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekiyor. Bu arada; ‘açıklık’ tehlikenin kuşkuya yer vermeyecek ölçüde olması demektir. Yakınlık ise, somut t somut tehlike, yani zarar yaratma olasılığının ve zararın kaçınılmaz ölçüde yüksek olması demektir” Diyen Sezer, “Böyle bir durum oldu mu?” sorusuna da şöyle yanıt verdi:
“Hayır. İşin hukuk açısından esas üzücü noktası, suçlamanın yapıldığı iddianame. Yarım sayfa. Açık ve yakın bir tehlikeye ilişkin bir kelime bile yok, yazılmamış. Bu durumda, bu suçun olması söz konusu bile olamaz. Beraat kararının verilmesini bekliyoruz.”