100 bin liraya satılan tahtın II. Abdülhamid'in olmadığı ortaya çıktı

İstanbul Sanat ve Antika fuarında II. Abdülhamid'e ait olduğu iddia edilen tahtın 100 bin liraya alıcı bulduğu iddiaları, tartışmalara neden oldu.

100 bin liraya satılan tahtın II. Abdülhamid'in olmadığı ortaya çıktı

İSTANBUL Sanat ve Antika fuarında II. Abdülhamid'e ait olduğu iddia edilen tahtın 100 bin liraya alıcı bulduğu haberleri, tartışmalara neden oldu. Tahtı satışa çıkaran şirket, satıştan vazgeçtiğini açıkladı.

Tahtı satışa çıkaran Nilgün Şensoy Kültür ve Sanat Evi'nin sahibi Nilgün Şensoy, “Bu Abdülhamid'in değil. Belki saraya yapıldı veya oradaki koridorlarda oturulması için yapılanlardan biriydi" dedi. Şensoy, "Bu olayı, satın almak isteyen kişi para, pul hiçbir şey vermeden kendi kendine yazdırttı" dedi.

İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda II. Abdülhamit'e ait olduğu iddia edilen tahtın, İş insanı Mahmut Karakeçili tarafından satın alındığı haberleri, tartışmalara neden oldu. II. Abdülhamit'e ait olan bir tahtın satılamayacağı konusunda çıkan tartışmaların ardından ilgili firma, bu haberleri tahta talip olan kişinin basına yanlış lanse ettiğini, kendilerinin tahtın II. Abdülhamit' e ait olduğu bilgisini değil, o dönemde yapılmış bir taht olduğu bilgisini paylaştıklarını ifade etti. Basına yansıyan haberlerden ve alıcının tutumundan rahatsız olan şirket sahibi ise, satıştan vazgeçtiğini açıkladı.

“BU TAHT ABDÜLHAMİD'İN DEĞİL"

Bu tahtın II. Abdülhamid'e ait olmadığını, sadece II. Abdülhamid döneminde saray için yapılmış olduğunu anlatan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve İslam Eserleri Uzmanı da olan Nilgün Şensoy, şunları söyledi:

“İslam eserlerinde Osmanlının yaptığı gibi 6 ana branşı uygulamalı okudum. Ben ecdadına son derece sadık bir insanım. Bu gördüğünüz bütün eserler müze tarafından onaylı eserler. Yani müze diyor ki, “Sen bunu burada satabilirsin' Her sene geliyor, onaylıyorlar. Şahıs olarak, koleksiyoner olarak İslam Eserleri Müzesi'ne kayıtlıyım. Kayıtlı olmak ne demek biliyor musunuz? Eğer elinizdeki bir parçayı satmak istiyorsunuz ve o 10 lira ise, 1 lira demek. Çünkü değeri düşer. Ama ben bunda değilim. Her şeyin mutlak ve gerçek olarak yerine getirilmesinden yanayım. Her sene gelir, bütün mallarımı incelerler 'ne satılabilir ne satılamaz' diye. Bu taht Abdülhamid'in değil. Belki saraya yapıldı veyahut oradaki koridorlarda oturulması için yapılanlardan biriydi. O oturmadı bir kere. Abdülhamid'in oturduğu taht özeldir. Mavi saten, özellikle üzerinde ipek bir dokuma vardır bunların. Gidin bütün müzelerdeki padişahlarımızın oturdukları tahtalara bakın. Onların hepsinin ne kadar özel olduğunu görürsünüz. Bu olayı, satın almak isteyen kişi, para pul hiçbir şey vermeden kendi kendine yazdırttı"

“UYGUN BULURLARSA, DEVLETİME FEDA OLSUN"

Satın almak isteyen kişinin kendisiyle iletişime geçmeden, herhangi bir ödeme yapmadan haber yaptırdığını dile getiren Şensoy, “Bir kişi benimle iletişime geçti. İsmi Mahmut Karakeçili. Bakın, bir şeyi eğer satın alırsanız, aldığınız zaman bunun parasını ödersiniz. Öyle değil mi? Böyle bir şey yok. Dakika bir, ben haber gördüm zaten. Bir kere ben bu şekilde konuşan insanlarla satıştan vazgeçtim. İnsanların benim üstümden kendilerine paye biçmesini asla kabul etmiyorum. Canımı ortaya koyarım. Gelsinler bunu çok iyi incelesinler. Açığım, eğer çok uygun bulurlarsa, buyursunlar devletime feda olsun. Ben zaten öyle bir kadınım" dedi.

II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE YAŞAYAN HAPET VE NEZEREN KARDEŞLER YAPTI

II. Abdülhamid'in tahtıymış gibi lanse eden kişinin, tahtı satın almak isteyen iş insanı Mahmut Karakeçili olduğunu vurgulayan Şensoy, “Aynen öyle lanse edildi. II. Abdülhamid döneminde yaşayan Hapet ve Nezeren kardeşler var. Onlar çeşitli ailelere marangozluk işleri yapıyorlar. Saraya da yapıyorlar. Ben de şimdi böyle bir şey olduğunu görünce ve dedemin ağzından da bunu duyunca, yani ben görmedim dedemi annem dedi ki, 'Abdülhamid'in sarayına yapılmış bu' dedi. 'Saraya yapılan şeyin tavan arasında ne işi var' dedim. 'Aman öyle diyor deden, kafayı yitirmiş' dedi. Kitapta var, aldım baktım ve o döneme ait olduğunu teyit ettim. Yani buyursunlar gelsinler, istedikleri gibi her yerine, her şeyine bakabilirler. Benim saklayacak hiçbir şeyim yok şeklinde konuştu.

“EVİMDE KULLANIYORDUM, 98'DE ŞİRKETİMİZE ALDIM"

İlk olarak evinde kullandığı tahtı, 1998 yılında şirketine kaydettiğini söyleyen Şensoy, “Ben bunu evimde kullanıyordum. Fakat artık evim küçük olduğu için, bir de önüne gelen benimle alay etmeye başladı 'fazla müze müze oldu' diye. Ondan sonra, 1998'de kendi şirketimize aldım. Abdülhamid dönemine denk geldiği için zaten bunu da söyledim. Dedemin aldığı daha yine birtakım oturma grupları var, bunu da o almış. Buna ben taht diyorum, başkası başka şey diyebilir. Bakın, bunun üstünü özellikle çiziyorum, bu hiçbir zaman II. Abdülhamid'in kendisinin özel tahtı değil veyahut II. Abdülhamid çok büyük marangoz. Onun yapmış olduğu da bir taht değil. Kendim, şahsım son derece ciddi olan eserleri ya koleksiyonuma kaydederim ya da ticareti olamaz bunların" ifadelerini kullandı.

YAZILI BASIN AÇIKLAMASI DA YAPILDI

Nilgün Şensoy Kültür ve Sanat Evi tarafından konuyla ilgili bir de yazılı basın açıklaması hazırlandı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Kamuoyunda '2.Abdülhamid'in tahtının' satışa sunulmasıyla ilgili yanlış anlaşılmaya neden olan haberler yapılmaktadır. Öncelikle şirketimiz tarafından 19 Şubat 2020 tarihinde düzenlenen İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda satışa sunduğumuz eser '2. Abdülhamid'in tahtı değil', o döneme aittir ve Ermeni ustalar Hapet ve Nezeren kardeşler tarafından yapılarak saraya hediye edilen, Yıldız Sarayı'nın eşyalarından biridir. Söz konusu eser, düzenlenen mezattan aile büyüğümüz tarafından satın alınarak kayıtlara geçirilmiştir. O dönemden bu yana tarihi eser statüsünde değerlendirilmeyen taht, antika eser olarak anılmaktadır. Evimizde barındırdığımız tarihi eser statüsünde yer alan çok değerli eserler, her yıl düzenli olarak bakanlığın görevlileri tarafından izlenmekte ve tutanaklara geçirilmektedir. Bu süre içinde bakanlık tarafından görevlendirilen yetkililer, tahtı da incelemiş, ancak tarihi eser olarak belgelememişlerdir. 19 Şubat 2020 tarihinde şirketimiz adına katıldığımız İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda satılan bu antika eserin satışı, 28 Şubat 2020 tarihinde iptal edilmiştir. 1998 yılından bu yana himayemizde bulunan bu eser, tarihi eser statüsünde değerlendirilmediği için satışa sunulması konusunda herhangi bir sakınca da bulunmamaktadır. Eser, hala ailemizin himayesindedir. Eserin alanında uzman bilirkişiler tarafından incelenmesi noktasında, kapılarımız herkese açıktır. Yapılacak incelemeler sonucunda, eser ile ilgili yaptığımız açıklamaların aksine farklı bir sonuçla karşılaşma durumunda; taht, tarafımızca devletimize bağışlanacaktır.

Ailemiz için bir aile geleneği haline dönüşen koleksiyon tutkusu, ailemizin hukukçularının