FİLİZ GAZİ / GERÇEK GÜNDEM

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde bulunan Arıklı köyünde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından 25 Haziran’da toryum ve uranyum sondaj çalışmalarına başlanmıştı. Arama sonucunda cevher bulunulması durumunda bölge işletmeye açılarak, madencilik faaliyetlerine başlanılacak.

Sondajın yapılacağı bölge için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) kararı bulunmuyor. Oysaki Çevre Kanunu’nun 10’uncu maddesine göre, bölgede çalışmaya başlanmadan önce “ÇED raporu olumlu” ya da “ÇED gerekli değildir” kararının alınması gerekiyor.

GEÇMİŞTE SONDAJDA ÇALIŞAN ÇOĞU KÖYLÜ KANSERDEN ÖLDÜ

Yeşilyurt, Arıklı ve pek çok köyün ortasında yapılan sondaj çalışması 3440 hektarlık bir alanı kapsıyor. Çalışma yapılacak alanda antik kent de bulunuyor.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, “MTA, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın e-ÇED duyuru sisteminde herhangi bir ÇED izni görülmüyor. Bu izin olmaksızın sondaja başlandı. Orman İdaresi’ne gidip, izinlerini istedik. Orman izin belgeleri bulunuyor. Bu belgelerde aramanın uranyum ve toryum olduğunu gördük” diyerek anlatıyor.

Çalışmanın evveliyatı 1960’lara dayanıyor. MTA, 1980’de köyün girişinde, “yarma usülü” denilen 1800 metre derinliğinde iki sondaj çukuru açmış, sondajda Arıklı köyünden insanlar çalıştırılmıştı. Yıllar içinde sondajda çalışan çoğu köylü kanserden hayatını kaybetmişti.

Doğan, bugün halen bölgede yapılan radon gazı ölçümlerinin yüksek radyasyon oranında olduğuna vurgu yapıyor ve şimdiye kadar yapılan bilimsel çalışmalar hakkında köylüye bilgi verilmediğine bilhassa dikkat çekiyor.

ÖNÜMÜZE JANDARMA YIĞDILAR

Arıklı köyü sakinleri, bir hafta kadar önce Ayvacık Kaymakamlığı’na giderek söz konusu izinsiz aramanın durdurulması, mevcut radyoaktivitenin saptanması, vatandaşa bilgi verilmesi gibi bir dizi talep için dilekçe verdiler ve savcılığa giderek suç duyurusunda bulundular.

Doğan, bahsi geçen yasal itirazlardan sonra sondaj alanına gitmek isteyen köylülerin kolluk tarafından engellendiğini şu sözlerle anlatıyor:

Doğan, “Yolumuzu araçlarla kesip, çok ciddi sayıda Jandarma yığdılar. Basın açıklamamızı yol üzerinde yaptık.”

Arıklı köyündeki sondaj çalışmaları devam ediyor. Aşağıdaki fotoğrafta çalışmaların 18 Temmuz'da gece saatlerinde de devam ettiği görülüyor.

YILLIK RADYOSYON DEĞERİNİN TAM 140 KATI RADYOSYON ÖLÇÜLDÜ

Nisan ayında Avrupa’nın en yüksek radyasyon oranı Manisa’da ölçülmüştü. “Uranyum Uğruna” kitabının yazarı Özer Akdemir, 1970-1980 arasında uranyum madeni işletilen Manisa’da hala radyasyon ölçülebildiğine dikkat çekiyor.

Akdemir, Nisan ayında Evrensel gazetesinde yayımlanan köşesinde 2014 yılında yapılan ölçümler için şu bilgileri vermişti:

“2014 yılının ocak ayında, Manisa Köprübaşı ilçesi Kasar köyü yakınlarında normal değerlerin 140 katı radyasyon ölçen üç kişilik ekibin içindeki tek gazeteciydim. Köprübaşı’nın 4 km uzağında, Kasar köyü yakınlarındaki eski uranyum madenin olduğu bölgede, elimizdeki radyasyon ölçüm cihazı ile ölçümler yaptık. Köye en fazla 1 km uzaklıktaki eski uranyum maden alanında ne bir uyarı levhası, ne bir tel örgü, hiçbir güvenlik önlemi yoktu. Köylüler maden alanının üzerinde hayvanlarını otlatıyordu. Köprübaşı’nda 1970-1980 yılları arasında faaliyet gösteren uranyum cevher alanlarından dünya genelinde izin verilen yıllık radyasyon değerinin tam 140 katı radyasyon ölçtü cihaz!”

İÇME SUYUNDA URANYUM

Köprübaşı’ndan birkaç ay sonra benzer bir uranyum maden-sondaj skandalı bu sefer Söke Kisir Köyü yakınlarında ortaya çıktı. Köyün 3-4 km uzağındaki yaylasında 40 yıl önce terk edilmiş uranyum sondajları bulunuyordu.

Akdemir, Söke Kisir köyünde de defalarca yapılan ölçümler için şu ifadeleri kullanıyor:

“Farklı cihazlarla yapılan bu ölçümlerde Köprübaşı’ndaki değeri bile kat kat aşan seviyelerde radyasyon ölçüldü. Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TAEK) yine bu ölçümleri yalanlayarak ‘orası doğal uranyum yatağı, o seviyelerde radyasyon olması doğal’ diye olayı geçiştirmeyi yeğledi. Greenpeace örgütü tarafından yapılan ölçüm ve analizlerde ise köyün içme suyuna bile uranyum karıştığı ve izin verilen limitin 24 katı kadar radon 222 gazının olduğu belirlendi.”

ARAMALAR DURDURULMUŞTU, 2003’TEN SONRA ARAMALARA HIZ VERİLDİ

Jeoloji Yüksek Mühendisi Eşref Atabey, nükleer santral projelerinin gündeme gelmesiyle MTA’nın uranyum, toryum aramalarına başladığının altını çizerek “2003’ten sonra gelen yönetim bu aramalara hız verdi.” diyor:

“Türkiye’de Giresun Şebinkarahisar, Yozgat Sorgun, Aydın Söke ve Manisa Köprübaşı’nda sondaj çalışmaları yapıldı. En son Ayvacık’ta sondaj yapılmaya başlandı. MTA, 1950’lerde bu yana bu aramaları yapardı. Hatta 1979 raporuna göre Ayvacık’ta 250 ton uranyum rezervi tespit edildi. 1978- 1979’da Arıklı Köyü’nin 1,5 km kuzeyinde sondaj yerleri yapılmıştı. Köprübaşı’nda uranyum ocağı işletilmişti. 1979’daki haşhaş politikasıyla bu radyoaktif elementlerin politikası gereği bunlar durdurulmuştu. 2003’ten sonra gelen yönetim bu aramalara hız verdi.”

Atabey, Arıklı ve çevresi ile ilgili 2006’da çalışma yaptığını belirterek şunları söylüyor:

“Sondaj çalışmaları ile uranyum parçalanıyor ve radon gazı şeklinde havaya yayılıyor. Radyoaktif içeren kayaların üzerinde yaşıyorsanız, oralarda hayvan otlatıyorsanız, eviniz bu bölgelere yakınsa bundan etkilenirsiniz.”