Görevine dönen akademisyenler: Yerleşik olma duygusunu kaybettik, kendimi dönmüş ve güvende hissetmiyorum

Abone ol

Barış Akademisyenlerinden Doç. Dr. Banu Yılmaz görevine iade edilişini “Beklemedeyiz. Bu durum hayatımızla ilgili kararlarımızı engelliyor. Yerleşik olmak duygusu kaybediliyor” diye anlattı. Prof. Dr. Tülin Sağlam ise “Hâlâ ‘odam’ dediğim bir yer yok. Anahtar elimde dolaşıyorum” diye anlattı.

İsimleri, çalıştıkları kurumları listelerde yayımlandığı günün sonrasında hayatları bir anda değişmek zorunda kaldı. Kimisi başka iş buldu, kimisi akademiyi sokağa taşıdı, kimisi yeni iş koşulları yaratmak üzere yaşadığı şehri ve hatta ülkeyi değiştirdi.

Barış Akademisyenleri (BAK), çözüm sürecinin ardından yaşanan çatışmalı dönemdeki ölümlere karşı “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı metne imza attıkları gerekçesiyle Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) görevinden ihraç edildi.

11 Ocak 2016’da yayımlanan ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı metin 2 bin 212 akademisyen tarafından imzalandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bildiriyi imzalayanları ihanetle suçlayıp, "Ey aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız karanlık. Aydın falan değilsiniz. Sizler oraların adresini bilemeyecek kadar karanlık ve cahilsiniz” sözlerini kullandı. Erdoğan’ın bu açıklamalarının ardından akademisyenler hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla soruşturmalar açıldı.

ÜNİVERSİTE YÖNETİMLERİ GERİ DÖNÜŞLERE İTİRAZ ETTİ

Süreç içinde OHAL KHK'sı ile kamu görevinden ihraç edilen akademisyen sayısı 549 oldu. 406 akademisyenin pasaportlarına el konuldu.

Anayasa Mahkemesi, bildiriyi ifade özgürlüğü kapsamında kabul etmesine rağmen yerel mahkemeler ceza davalarını düşürmedi.

Barış Akademisyenleri’nin başlattığı hukuk mücadelesi sürecin sonunda yedinci yılına girdi. İdare mahkemelerine mücadelelerini taşıyan akademisyenlerin bir kısmının başvurusu kabul edilmedi; davaları bölge idare mahkemesinde görülmeye devam ediyor.

Dosyaları İdare mahkemelerinde olan akademisyenlerin bir kısmı için ise kararlar çıkmaya başladı. Ocak 2016’dan Mayıs 2023’e kadar gelen yanıtlardan yalnızca 58 akademisyene göreve iade kararı verildi.

Ancak bu kez göreve dönme kararı verilen akademisyenlerin üniversite yönetimleri yürütmeyi durdurma talebiyle geri dönüşlere itiraz etti, dosyalar bölge idare mahkemelerine taşındı. Bu durum göreve iade edilen akademisyenlerin durumunu belirsiz hale getiriyor.

YILMAZ: KENDİMİ DÖNMÜŞ VE GÜVENDE HİSSETMİYORUM

Barış için Akademisyenler bildirisine imza attıkları gerekçesiyle OHAL kapsamında KHK ile Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Psikoloji Bölümü’ndeki görevinden ihraç edilen Doç. Dr. Banu Yılmaz, Ankara 21’inci İdare Mahkemesi’nin kararıyla görevine iade edildi.

Yaklaşık bir ay sonra yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Ankara Üniversitesi savunma alınmaksızın üst mahkemeye yürütmeyi durdurma talep etti.

Yılmaz sözlerine “Açıkçası beklediğim bir şey olduğu için kendimi dönmüş ve güvende hissetmedim. Yani yerleşik hala gelmek mümkün olmadı” diye başlıyor.

Yılmaz’la telefonla yaptığımız konuşma şöyle devam etti:

-19 yıl çalıştığınız üniversiteye altı yıl aradan sonra döndünüz. Neler değişmiş, ne hissettiniz?

Depremle ilgili karardan sonra uzaktan eğitime geçilmiş. Dönemin sonuna gelindiği için tekrar yüz yüze eğitim kararı alınmamış. Fakülte gittiğimde bomboştu. Sağolsun, arkadaşlar karşıladılar. O karşılama bana iyi hissettirdi ama şu dertteyim: Arkadaşlar bu son değil, üst mahkeme kararını bilmiyoruz, henüz sürecin sonuna gelmedik. O yüzden çok havaya girmeyelim.

-Bu nasıl bir duygu?

Bir tür psikolojik baskı. İade kararı almasaydım, daha mı iyi hissederdim diye düşünüyorum ama bu karar siyaseten bir kazanım. Yani ne olursa olsun ilk derece mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin yıllar önce çıkan kararıyla uyumlu bir karar verdi. Şimdi üst mahkemenin esas kararını bekliyoruz. Açıkçası çok da umudum yok. Çünkü bu hukuki bir dava değil. O nedenle de ne avukatlarımız ne biz bir şey kestirebiliyoruz.

Beklemedeyiz. Bu ne yapıyor? Hayatımızla ilgili kararlarımızı engelliyor. Yerleşik olmak duygusu kaybediliyor. Ben şanslıyım, psikolog olduğum için kendi işimi yapabiliyorum. Birçok arkadaşım bunu yapamadı, iş değiştirenler oldu, kurduğu işi kapatanlar oldu. Belirsizlik tedirgin edici, psikolojiyi çok etkileyen bir şey. Özellikle belirli yaştan sonra insan netlik arayışı içinde olur. Yaşadığımız yer, sosyal ağımız, statümüz… Büyüdükçe bunlarla ilgili netlik arayışı içinde oluyoruz. İşte mesela akademik çalışma yapmak yapmamak… Hepimiz şunu iddia ettik; akademik duvarlar arasında olmak zorunda değiliz ve gerçekten de bunu yaptık. Üretken olduk.

‘ORTA BAHÇE DEĞİŞMİŞ, ÖĞRENCİ YOK'

-Odanıza girme fırsatınız oldu mu?

Evet. Odamda çok sevdiğim bir arkadaşım oturuyor. Emaneten oturuyordu, ‘sizi bekliyoruz, ben toparlanmaya başladım’ dedi. Hayır, toparlanma, üst mahkeme sonuçlansın dedim. Ona, odamda keşke sevmediğim biri otursaydı dedim.

Odama bakınca içim sızladı tabi. Yığınla çalışma yapıyordum. TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) projem vardı, o yarım kaldı. Üniversitede çalışmaya başladığımda 27 yaşındaydım. Dil Tarih’in orta bahçesi geleneksel, simgesel bir yerdir. Orası değişmiş, öğrenci yok. Öğrencisiz bir üniversite anlamsız. Diğer personel arkadaşlarla karşılaştık. Geldim ama belli olmaz diye konuştuk. Döndüğümüze sevinmeyeceğini bildiğimiz insanları uzaktan görmek, onların tedirginlikleri vesaire… Bu duygular kitap olur yani.

‘AKADEMİ, DERS VERME, LİTERATÜR KONULARINDA GERİ KALMIŞ HİSSEDİYORUZ’

-Bir süre akademiden uzak kalmanın kaygılarını taşıyor musunuz?

Elbette. Hocalık konusunda bir miktar kendinizi geri kalmış hissediyorsunuz. Ders anlatırken mecburen literatür takip edilir. 10 yıl öncenin literatürü ile ders anlatamazsınız. Dolayısıyla literatür takibini, makale yazmayı bırakıyorsunuz. Bu açılardan körelme oluyor. Bu sebeplerden dolayı yapabilir miyim, çok gelişme oldu, tekrar dönebilirim miyim, tekrar kendimi var edebilir miyim diye düşünüyorum. Öte tarafta verdiğiniz emek var. Ben üniversitemde 19 yıl çalıştım. Atıldığım yıl profesör olma hakkı kazandığım yıldı. Olur muydum, olmaz mıydım bilmiyorum ama doçentlikte beş yılım dolmuştu. Doktora tezlerim vardı. O doktora tezlerini bitiremedim, ders anlatamadım. Bunların hepsi akademik yükselmede kriter olarak sayılıyor. Dolayısıyla bunlardan da mahrum kaldık. Yani telafi edilmesi çok güç.

Şu an başka sorular üzerinde düşünüyorum. Örneğin akademik olarak bir üst pozisyona çıkacak mıyız? Kaybettiğimiz haklarımız bize geri verilecek mi? Bunca zamandır akademinin dışındayım. Bu sürede kaybettiklerim ne olacak?

‘ÜNİVERSİTEYE DIŞARDAN BAKMA ŞANSI VERDİ’

-Görece şanslı olduğunuzu, psikolog olarak kendi işinizi devam edebildiğinizi söylediniz. Bu süreçte karar olumlu olsa dahi akademiye dönmemeyi düşündüğünüz oldu mu?

İhraç edildikten sonra serbest, kamudan bağımsız çalışıyorum. İşime dönmeye karar verirsem bu işimi tasfiye etmek zorundayım. Üniversitede bize nasıl muamele edilecek bilmiyoruz. Zorluk çıkartılacak mı, mobbinge uğrayacak mıyız? Ya da özlük haklarımızı hemen teslim edecekler mi? Bu ve benzeri kaygılar var. Ben şehir değiştirmedim, Ankara'da yaşamaya devam ediyorum ama ülke değiştiren arkadaşlar var.

Duygularım çok karmaşık. Burada tek bir şey ifade etmek çok zor ama haksızlık, hukuksuzluk bunun yarattığı çaresizlik ve bir yandan öfke… Sonuçta başka bir örgütlülük, sosyal ağ oluştu ve üniversiteye dışarıdan bakma şansı verdi. Hayat bir yerde devam ediyor ama üniversitenin duvarları arasında başka bir şey var. İyi ki oldu demiyorum ama ben psikolojide travma çalışıyorum. Bir travmatik yaşantı yarattığı sarsıntıya paralel olarak bazı kişilik özelliklerine sahip insanlarda aynı zamanda bir gelişmeye de neden olur. Travmaya bağlı gelişme dediğimiz bir olgu bu. Çoğumuzda da bu oldu.

‘SOSYAL BİLİMLERDE ÜLKE MESELELERİNİN ANLATILMADIĞI DERSLER GÖRDÜK’

-Üniversiteye dışarıdan baktığınızda ne gördünüz?

Özerklik hiçbir zaman yoktu ama baskıcı ortam özellikle son yıllarda artmıştı. Özellikle sosyal bilimlerde ülkeden yaşananları anlatmadan sosyal psikoloji, travma, sosyoloji dersi anlatılamaz ama bunun yapıldığını gördük. Bu da üniversitedeki çürümenin göstergelerindendi.

Pek çok arkadaş söz edecektir bundan. Çevremizde kimi insanlar bizimle telefonla konuşmaktan dahi sakındılar. Cadı avı gibi bir dönem yaşadık. Çok incitici ama bir yandan da katalizör gibi oldu; bizim için eleme fırsatı oldu. Kimin gerçek dost olduğunu anlamış olduk.

SAĞLAM: ANAHTAR ELİMDE ÜNİVERSİTEDE DOLAŞIYORUM

Bir başka görevine iade edilen akademisyen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Tiyatro Bölümü’nden KHK ile ihraç edilen Prof. Dr. Tülin Sağlam.

Sağlam, geri dönüşünü “Maruz kaldığımız hukuksuzluğun ortaya çıkması memnuniyet verici bir durum ama madem bu hukuksuz bir uygulamaydı 6,5 sene niye üniversiteden uzak kaldım? Niye haklarımdan mahrum kaldım?” sözleri ile anlattı.

-İhraçtan sonraki geçen bu zaman diliminde üniversiteyi nasıl buldunuz? Örneğin odanıza girdiniz mi?

Benim şöyle bir şansım oldu. Tüm bu yıllar içinde bölüm arkadaşlarım ve öğrencilerim çok büyük destek verdiler. Bizim fakültede bir takım oda değişiklikleri olmuştu. Odamda başka bir arkadaş oturuyordu ve ben daha gitmeden adımı yazmıştı ama hâlâ ‘odam’ dediğim ve gidip oturduğum bir yer yok. Anahtar elimde dolaşıyorum.

Üniversitenin yürütmeyi durdurma talebi memnuniyeti yarım bırakıyor. Şu anda ne hissediyorum? Arafta kalmış gibi hissediyorum. Elimde bir anahtar, ben o odaya otursam mı, oturmasam mı? Yarın derler mi ki, yürütmeyi durdurmaya aldık, buyurun tekrar çıkıyorsunuz üniversiteden… Bu çok çok kötü bir duygu. Diyelim ki bu da geçti ve yürütmeyi durdurma benim lehime çıktı. Yine de bu süreçte yaşadığımız tedirginliği hiçbir biçimde azaltmayacaktır. Bunlar geri döndürülemeyecek şeyler.

‘ÇALIŞMA ALANI AKADEMİYLE SINIRLI OLANLAR İÇİN YIKIMDI’

-Bitti artık diyemememizin nedeni ne?

Benle aynı durumda olan bütün arkadaşlarımız dönmedikçe bu hukuksuzluk tamamıyla ortaya çıkmış olmayacak. Niye bir kısmı dönüyor, bir kısmı dönmüyor? Bu beni kolu kanadı kırık bırakıyor.

Bir taraftan memnunum, bir taraftan çok tedirginim, bir taraftan gözüm yolda.

-Atıldıktan sonra ne yaptınız?

Hem mesleğimiz hem çevremizden dolayı biz atıldığımız ilk andan itibaren bir sürü yerden, özel tiyatrolardan, belediyelerden davetler aldık ve oralarda dersleri bir şekilde kursa döndürüp ders vermeye devam ettik.

Çok şanslıydık ve biz bunu her an farkındaydık. Çalışma alanı büyük oranda akademiyle sınırlı olan insanlar için bu yıkımdı. Bizim için yıkım değildi demiyorum ama hayatımıza devam edebilmek için bir şekilde hayal kurabilme kanallarımız daha fazlaydı.

Akademik çalışmalarım daha çok pratiğe yöneldi. Kursların dışında oyun sahneledim. Özel tiyatrolarda kurslar verdim. Küçük bir tiyatro kurduk, onunla oyunlar oynamaya başladık. Son bir yıldır Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünde ders vermeye başladım. Dolayısıyla benim açımdan pratik anlamda büyük bir kesinti olmadı ama bunların hiçbiri kendi bölümümdeki hocalık deneyimimin yerine geçecek şeyler değildi.

‘1980 DARBESİNİ YAŞADIM, DEVLET HİÇ DEĞİŞMEDİ’

-Akademiden uzak kalmanın sonuçları olacağını düşünüyor musunuz?

Muhakkak olacak. Şimdiden başladı. Tez çalışmaları, makale yazma süreçleri disiplin gerektiriyor ve yeniden o disipline alışmamız gerekiyor.

-Devletin bu yüzü karşılaşmak ne düşündürdü?

Ben atıldığımda 57 yaşındaydım. 1980 öncesinde üniversitede okumuş biriyim. 80 darbesini biliyorum, sonrasını biliyorum. Devletin nasıl bir mekanizma olduğunu biliyordum. Benim başıma gelmezdi diye düşünmüştüm herhalde, başıma geldiğinde ‘Allah Allah’ diye bir şey hissettim. İki adım geri çekilmedim desem yalan. Muhalif olan, bir şekilde değişime açık olan her kesim devlet denen mekanizma tarafından kontrol altına alınır, durdurulur. Bu hiç değişmedi.

Gezi tebliğnamesinde Hrant Dink anması da suç sayıldı Güncel TOKİ'den ormanlık alana deprem konutları Güncel Sıcaklık 3 kentte 40 dereceyi aştı Güncel 'Özel harekatçıyım, istediğimi yaparım; babam da seni bu ilçeden s... s... gönderir' Gündem