Sürdürülebilir bir yaşam için

KORUYARAK YAŞAMAYI ÖĞRENMELİYİZ! Geleceği daha güzel ve sağlıklı yaşayabilmemiz bu dönemin en önemli konusu. Bu nedenle daha iyi bir dünyanın her alanda...

Reha Tartıcı Yazar rtartici@gmail.com

KORUYARAK YAŞAMAYI ÖĞRENMELİYİZ!

Geleceği daha güzel ve sağlıklı yaşayabilmemiz bu dönemin en önemli konusu.

Bu nedenle daha iyi bir dünyanın her alanda sürdürülebilir bir gelecekten geçtiğini asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

Hepimiz biliyoruz ki, doğa ve dünyamız milyonlarca yıldır kol kola her koşulda varlıklarını sürdürüyor.
Ama insanoğlunun sayısal artışı ve teknolojik gelişimi doğa ile dünyanın ahenkli birlikteliğini bozduğu da yadsınamaz bir gerçek.
Son yüzyılda insanoğlu yaşam alanlarını bilinçsizce genişletip, yaşamsal ihtiyaçlarını aç gözlülükle karşılamaya yöneldi.
Ve en büyük zararı dünyamızın varoluşundan beri ahenkle hareket ettiği doğa gördü.
Kuşku yok ki sınırlarını kendisi çizen doğa varlığını sürdürecek.

Ve bunu yaparken de kuralları kendisi koyacak.
Bu nedenle insanoğlu kendi bozduğu doğa düzenin yeniden çizdiği sınırların içinde yaşarken çok zorlanacak.
Bunun nedeni kuşkusuz ekosistemi insanoğlunun değil doğanın oluşturması.

Dengesi ve düzeni bozulan doğa, mevcut kondisyonlara göre ekosistemini yeniden tanımlarken insanoğlunun yaşamsal döngüsünü de bu yeni modele göre şekillendiriyor.

Kısacası insanoğlunun zarar verdiği doğa, geleceği için en büyük kabusu oluyor.

Bu kabustan kurtulmak için yapmamız gerekense oldukça basit.

Doğayı korumak ve ekosistemi bozmamak.

İşte bu nedenle sürdürülebilirliği yaşamımıza entegre etmemiz gerekiyor.

GELECEĞİMİZ KORUMA KULLANMA DENGESİNDE

Gelecek kuşakların sağlıklı ve refah içinde yaşaması için sürdürülebilir gıda konusu öncelikli olarak hayatımızda olmalı.

Toprağı iyileştirmeli, gıdanın geleceği ve sürdürülebilirliğini sağlamalıyız.

Unutmamalıyız ki, yaşadığımız dünya gelecek kuşaklara aktarmak için muhafaza etmemiz gereken bir miras.

Bunu da ancak, kaynakları düzgün kullanarak, planlı hareket ederek sağlayabiliriz

Tarımsal kuraklığı artık üretim sürecinde de hissediyoruz.

Kullanılan tarım ilaçları ve kimyasal gübreler toprağın yapısını değiştirdi.

Topraktaki besin zincirini sağlayan canlı mikroorganizmaların azalması toprağın verimini azalttı ve toprak nemini de kaybederek sıkışmaya başladı.

Bu yüzden bilinçsiz tarım uygulamaları ve kuraklıkla birlikte adeta çığlık çığlığa yanlışları bağıran toprağa kulak vermemiz gerekiyor.

Dünya nüfusunun önümüzdeki 30 yıl içinde yüzde 34 artarak 9 milyarı geçeceği tahmin ediliyor.

Bu artış beraberinde şehirleşmedeki büyümeyi de getirecek.

Yani üretenler değil tüketenler artacak.

Yüzde 34 artacağı beklenen nüfusun beslenmesi için gıda üretiminin yüzde 70 artacağı hesaplanıyor.

Üretimdeki bu artış önlem almazsak toprağı çok kısa sürede tüketmemize neden olacak.

Bu nedenle sürdürülebilirlik sadece devletlerin değil bireylerinde sahip çıkması gereken en önemli değer olarak karşımıza çıkıyor.

1980’li yıllarda kavram olarak literatüre giren ve bugün yaşamımızın merkezine oturan sürdürülebilirliğin sözlük anlamı bir şeyin sürdürülebilir olması, durumunu devam ettirebiliyor ya da kendini yenileyebiliyor olması olarak tanımlanıyor.

Sadece bu sözlük tanımı bile bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor.

Gıda üretiminde en büyük kaynak toprak olduğuna göre.

Topraktan geleni yeniden toprağa göndereceğiz formül bu kadar basit.

Söylemesi ve yazması çok kolay ama uygulaması da bir o kadar zor.

Çünkü her geçen gün kalabalıklaşan dünya nüfusu nedeniyle artan kaynak gereksinimi sürdürülebilirliğin en büyük tehditlerinden biri.

Bu temel tehdide bir de sera gazlarının neden olduğu iklim değişikliği ve şirketlerin aşırı kâr amacıyla doğayı kirleten işlemlerini eklersek sanırım fazla söze gerek kalmıyor.

Peki ne yapmamız gerekiyor?

Gıda üretiminin çevresel etkilerini minimuma indirmek ilk yapılması gereken.

Tabii ki yapmak o kadar da basit değil.

Çünkü yüzlerce yıldır kullanılan kimi üretim yöntemlerini değiştirmemiz gerekiyor.

Nedeni ise bu yöntemlerin, gelecek nesillere zarar veren iklim değişikliği, kuraklık, biyolojik çeşitliliğin azalması gibi sonuçlarının olması.

Toprağın yanında bir başka yaşamsal değerimiz suyun kullanımı da geleceğimiz için hayati önem taşıyor.

Ama bu nokta da bireysel su kullanımında tasarrufun tek başına yeterli olamayacağını unutmamamız gerekiyor.

Çünkü hayvancılıkta ve tarımda kullanılan su, tatlı su kaynaklarının nerdeyse %70’ini kullanıyor.

Asıl bu alanlarda bilinçli tüketim yaparak tasarruf sağlamamız gerekiyor.

Konu sürdürülebilirlik ve geleceğimiz olunca geleceğimiz için sürdürülebilirliği gündemimizden hiç düşürmememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Tüm yazılarını göster