Mesele siyasetçilerin kirli para ilişkileri olduğunda hepimiz aynı şeyden şikayetçiyiz. Yeni tip politikacının bir türlü “yüzü kızarmıyor”. “Halbuki batılı öyle mi? Yamuğu yakalanan utanç içinde istifa ediyor, yargı gerekeni yapıyor!” Değil mi?

Artık değil.

En azından İskandinavya ya da Japonya gibi ülkelerde işler böyle gidiyor olabilir. Ancak ABD’de “yüz kızarması” gün geçtikte azalıyor.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’den bahsedeceğim. Hanımefendi ABD siyasetinin en önemli figürlerinden birisi. Kurt bir siyasetçi olmasının yanı sıra eşiyle birlikte rakipsiz bir borsacı da kendisi.

Pelosi çiftinin yaptığı her alım satım uzun vadede inanılmaz karlı oluyormuş. Hatta o derece karlıymış ki yatırımcılar Pelosi’nin eşinin hareketlerini takip ederek kar elde etmeye başlamışlar.

Mesela ünlü araba şirketi Tesla’dan hisse satın alınmış… Biden hükümeti devlete ait araçların elektrikli arabalarla değiştirileceğini açıklamadan haftalar önce…

Sonra da Google’a sarmışlar… Tam da hükümet Trump’ın sosyal medya şirketlerine yaptırımlarını kaldırdığını duyurmak üzereyken…

Bunlar Pelosi’nin “dahiyane” borsa atılımlarından sadece birkaçı. ABD’li yatırımcıların kar elde etmek için uğrak noktası Temsilciler Meclisi Başkanı olmuştu.

Pelosi kendisini “ben değil kocam ilgileniyor” diyerek savundu.

Tabii bu şekilde ticari çıkarlarını koruyan tek siyasetçi Pelosi değil. Covid-19 pandemisinin başladığı duyurulmadan günler öncesinde bazı ABD’li senatörler aldıkları brifing sonrası ellerindeki tüm hisseleri satmışlar.

Pandemi ilan edildikten sonra borsa çakılmış bu senatörlerin borsa hamlesi milyonlarca dolarlarını korumuştu.

Ve şu meşhur oğlan Biden var, Hunter. Başkanın seçim kampanyasında zayıf nokta olarak görülen ve sürekli hedef haline gelen sorunlu oğlu yani.

Trafik kazasında ölen kardeşinin eşiyle evlenmesi… Uyuşturucu sorunları… Ordudan atılması… Çocuk tam bir PR faciasıydı Biden için.

Ama ötesinde daha büyük skandalların da parçası oldu. Belki “Ukrayna ilişkileri” adı altında duymuş olabilirsiniz. Ona ait olduğu belli olan laptoptan sızan e-maillere göre babasının da başına iş açacak boyutta ilişkileri vardı oğul Biden’ın.

Hah, tabii bir de sanat meraklısı kendisi. Resim yapıyor. Fena da diyemem yaptığı işlere. Ancak tablolarına verilen paralara bakınca kendisinin yeni Picasso olduğunu söylemek aşırılık olmaz. Tek tablosu 500.000 Dolar’a kadar çıkabiliyor bu yetenekli ressamın.

Eğer sattığı resimleri rüşvet olarak alıp karşılığında ABD başkanı babasıyla bağlantı kurma ya da iş çözme gibi bir sistem inşa etmediyse Hunter Biden yakın gelecekte sanat dünyasında kendinden epey bahsettirecek gibi gözüküyor.

Unutmadan sonuncusunu da söyleyeyim. Pfizer şirketi Biden hükümeti aşıları zorunlu kılmadan hemen önce ABD kongresinde en çok hissesi alınan 5. şirketmiş.

Peki tüm bu ticari dehaların ortak noktası nedir? Devlet içinden kamuoyunun ulaşamadığı istihbaratlara erişimleri olan siyasetçiler olmalarının dışında yani?

Hiçbirinin yüzü kızarmıyor. Dev medya kuruluşları peşlerine düşmüyor. Düşenler olduğunda Demokratlar “aşırı sağcı, beyaz üstünlükçülerin komplosu” Cumhuriyetçiler ise “komünistler peşimde” deyip işin içinden çıkıveriyorlar.

Kutuplaşma öyle boyutlarda ki “aman karşı taraf da yapıyor” demek zorunda kalıyor seçmenler.

Tabii bahsettiğim konular “kirli” gözükse de sürekli patlak veren vergi cennetlerinde gezen siyasetçiler kadar değiller. Ama buradaki mesele suçun büyüklüğünden ziyade artık “yüzlerin kızarmıyor oluşu.”

Artık batıda bile “dış güçlerin oyunu” kabul gören bir savunma mekanizması haline gelmiş. Maalesef ki bu mesele ABD ile de sınırlı gözükmüyor. Avrupa ABD’ye göre çok daha denetimli olsa da hükümet kurma aşamasındaki muhtemel yeni Şansölye Olaf Scholz’un hakkında da ciddi yolsuzluk iddiaları var. Ancak bu Scholz’un adaylığında bir engel teşkil etmediği gibi oylarına da yansımadı.

Artık batılının da yüzü kızarmıyorsa vah halimize… Haftaya başka bir yazıda görüşmek dileğiyle, iyi hafta sonları efendim.