Yine seçim, yeniden seçim! Hadi bakalım kolay gelsin…

Önümüzdeki iki ay boyunca o alan muktedirlerce gece gündüz hep doldurulacağından, halk tarafından durup dinlenmeden konuşulacağından, yazarçizerlerce sık sık...

Neşe Doster Yazar nesedoster@yahoo.com

Önümüzdeki iki ay boyunca o alan muktedirlerce gece gündüz hep doldurulacağından, halk tarafından durup dinlenmeden konuşulacağından, yazarçizerlerce sık sık yazılacağından bu konuya ilişkin kayda geçirmek istediğim, birkaç sözümün, daha doğrusu sorumun baştan altını çizeyim.
24 Haziran’ın adı baskın seçim mi olur? Erkenin erkeni seçim mi olur? Oldubitti seçim mi olur? Muktedirlerin yarım saatlik bir toplantıda mutabakata vararak “biz yaptık oldu” şeklinde apar topar aldıkları kararı sandığa taşımaları mı olur? Telaşla onaylanan ve hızla uygulamaya konulan baskınımsı, jet gibi, yıldırımtrak bir sandık umudu mu olur? Her zaman olduğu gibi faiz lobisinin, dış güçlerin, kıskanan batının yeni bir dayatması mı olur? Bu zorlu soruların cevabını kararı alanlar bilir!

Bilinen o ki; ekonomi duvara toslamışsa, yırtık yama tutmuyorsa, işsizlik, enflasyon, döviz, akaryakıt zamları, dış borçlar, cari açık rekora koşuyorsa. Bi bakıma acilen seçime gitmek, hüner sahipleri için kurtarıcı, bazıları için can simidi, ya da can suyu olabilir.

Görünen o ki; seçimlere 60 gün kala gizli zirvelerden, açık seçik ittifaklardan, ilk tur için arayışlardan geçilmiyor. Dünün kavgalıları günün müttefiği ve can ciğer kuzu sarması oluyor. Harala gürele, yangından mal kaçırır gibi seçime gidiliyor. Tam da burada sormak gerekiyor. Herkesin haklı olduğunu iddia ettiği bu seçim biriken dertlere deva olur mu? Dokunsalar ağlayacak kadar kederli, patlayacak kadar öfkeli gençlere umut verir mi? Ekonomi rayına oturur mu? Bu sorunun cevabını ben bilmem büyüklerim bilir!

Benim bilip gördüğüm şu ki; atılan her adımı kıskanan batıdan üst üste açıklamalar yağıyor. Örneğin Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz; “Eğer Türkiye bu kez de Avusturya’da böylesi etkinlikler planlıyorsa net bir şekilde söylüyorum burada istenmiyor ve buna izin vermeyeceğiz” diyor. Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Siteinmeier; “Seçim tarihine kadar Tayyip Erdoğan’ı kabul etmeyeceğini” belirtiyor. Merkel’in partisinin genel sekreteri Annegret Karrenbauer; “Türkiye’de partilerin seçim kampanyalarının Almanya’ya taşınmaması gerektiğini” söylüyor. Yani batı bize, açık seçik “gelmeyin” diyor!
Seçimden girip, batıdan çıktığım bu yazı karmakarışık oldu biliyorum. Ama memleketin dağ gibi biriken dertlerini, örneğin 6 aylık bebeğiyle mapus damına atılan Ayşe öğretmenin dramını düşünürken yoğun ve karmaşık duygular yaşandığından yazmakta zorlanıyor insan desem! Ve tam da burada nereden aklıma geldiyse bilmem, iki fıkra paylaşmak istesem! Olur mu?
Efendim! İsrail’de yaşayan bir gazeteci, her sabah işine gidip gelirken Kudüs’teki ağlama duvarının önünde hiç aksatmadan her gün dua eden bir adam görürmüş. Bir gün dayanamayıp şöyle demiş.
-Sizi her gün burada dua ederken görüyorum
-Adam, evet demiş, 30 yıldır barış için dua ediyorum.
-Gazeteci sormuş 30 yıl ha! Nasıl bir duygu var içinizde
-Adam yanıtlamış;
-Duvara konuşuyormuşum gibi!
(Adı geçenler bize çok uzak olan bu fıkrada ne demek istemişler acep!)
Gelelim ikinci fıkraya!
ABD’de kilisede dua eden bir papaza halktan biri sormuş?
-Sn. Peder senatörlere de dua ediyor musunuz?
-Peder hayır demiş, senatörlerimize bakınca halka dua ediyorum.
Not: Nerden aklıma geldiyse şimdi durup dururken!

Tüm yazılarını göster