‘Faiz sebep, enflasyon sonuç’un getirdiği ekonomik çöküş!

‘’Faiz sebep enflasyon sonuç’’ söylemi ‘’tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar’’ ikilemine benzese de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik...

Sabri Arpaç Yazar sabriarpacymm@gmail.com

‘’Faiz sebep enflasyon sonuç’’ söylemi ‘’tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar’’ ikilemine benzese de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz açsından hangisinin neden hangisinin sonuç olduğuna ilişkin ekonomistlerle ekonomist olduğunu iddia eden ve fakat ekonomiden anlamayanlar arasında tartışma devam ededursun ekonomi tepe takla oldu! Döviz artışı enflasyonu tetikledi. Dövize ihtiyacı olan Türkiye’nin; enerjisi, doğal gazı, petrolü, ilacı, gübresi, sanayi ham maddesi, hülasa, arpa ve samana kadar her şeyini dışardan satın alan, ithalata dayalı ekonomisi gereği faiz döviz önceliğinde tabi ki önceliği döviz girişi sağlayan, hatta kuru düşük tutan ekonomik ve politik önlemler alması gerekirdi. Yapılmadı. Bunun yerine piyasaya hiçbir faydası olmayan politika faiz düşürüldü. Döviz yükselişinin önü alınamadığı için kredi ve tüketici faizleri de yükseldi. Enflasyon, pahalılık zam ve zülüm olarak halkı ezmeye başladı!

BU POLİTİKA FAİZİ NEDİR Kİ?

Son zamanlarda sık sık duyduğumuz terimlerden birisi; Para Politikası Kurulu (PPK) diğeri ise politika faizi terimleridir. Para Politikası Kurulu; Merkez Bankası Başkanın başkanlığında Merkez Başkanı Başkan Yardımcıları, Banka Meclisi üyeleri arasından seçilecek bir üye ve Başkanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı onayı ile atanan bir üyeden oluşmaktadır. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı veya Bakanın belirleyeceği bir birim amiri de toplantılara oy hakkı olmaksızın katılabilmektedir. Atanacak üyenin para politikası konusunda çalışmalarının bulunması ve ekonomi, işletme, bankacılık ve finans alanlarından birinde akademik unvana sahip, görevi ile ilgili alanda en az 10 yıl çalışmış, yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olması gerekmektedir.

Politika faizi, Para Politikası Kurulu’nun açıkladığı bir faiz türüdür. Merkez bankalarının, bankalara verdiği kısa vadeli borçların ve piyasadaki fazla likiditeyi çekmek amacıyla yaptığı borçlanmanın faiz oranıdır. Bu faiz oranlarını belirleyerek ekonomik faaliyet ve fiyatlar genel seviyesini yani enflasyonu kontrol etmeyi amaçlar. Bu nedenle bu faiz oranına politika faizi denilmektedir.

Bilindiği üzere; ekonomi kitaplarında enflasyon; ‘’dolanımda bulunan para miktarıyla, malların ve satın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki açığın büyümesi nedeniyle ortaya çıkan ve fiyatların toptan yükselişi, para değerinin düşmesi biçiminde kendini gösteren ekonomik ve parasal süreç’’ olarak tanımlanır.

Merkez Bankası’nın belirlenen bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı için de bu politika faiz oranı kullanılır. Bankalar repo yapmak için ellerindeki tahvil ve bonoları teminat olarak gösterip Merkez Bankası’ndan para temin ederler. Bu şekilde kendilerine fon oluştururlar. Politika faiz oranları, yıl içinde genellikle aylık dönemlerle, Para Politikası Kurulu toplantıları ile piyasaya açıklanır. Kısaca politika faizi Merkez Bankası’nın para arzı yerine faiz oranını kontrol etmek istediğinde uyguladığı bir yöntemdir.

SON MERKEZ BANKASI POLİTİKA FAİZİ İNDİRİMLERİ SONUNDA NELER OLDU?

‘’Yüksek faiz enflasyonu yükseltiyor o zaman faizleri düşürelim de enflasyon düşsün’’ dendi de ne oldu? Enflasyon düştü mü? Resmi rakamlara göre yüzde 20’nin altında olan enflasyon yine resmi rakamlara göre yüzde 50’nin üzerine çıkmadı mı? Hem de TÜİK’in verilerine göre! Halkın yaşadığı enflasyon ise yüzde 100’ün üzerinde olduğunu artık sağır sultan bile duydu!

Merkez Bankası faizi önce yüzde 19’dan yüzde 18’e indirdi. Piyasalar bunu ‘’Saray’ın zorlaması ile sembolik bir indirim’’ şeklinde algılandı. Burada kalır diye fazlaca önemsenmedi. Piyasalar faiz indirimine devam edilmeyeceği zannı ile beklentiye girdi.

Ancak, Merkez Bankası politika faizini 400 baz puan birden indirince bu kez döviz TL karşısında yükselişe geçti. Çünkü, Türkiye’nin CDS’i yani Credit Default Swap Türkçesi Kredi Temerrüt Takası demek olan puanı yükselmeye başladı. Türkiye 600 baz CDS puanı ile riskli ülke oldu. Buna bağlı olarak da TL diğer ülke paralarına karşı değer kaybetmeye başladı. Bu günlerde yaşanan savaş nedeniyle de CDS’imiz şu anda 700 baz puana çıkmış durumda!

Yeri gelmişken CDS ne anlama geldiği konusu üzerinde biraz duralım. En basit tanımı ile bir ülkenin ya da ülkedeki şirketlerin piyasaya sunduğu borçlanma araçlarının yani Hazine bonosu, devlet tahvili, finansman bonosu ve benzeri kıymetlerinin vadeleri geldiğinde ödenmemesi riskine karşılık yatırımcılardan alınan bir tür sigorta primidir. Ödenmeme riskine karşılık ödenen bu sigorta bedeline CDS Primi adı verilmektedir. Arabanızın kasko ettirmeniz gibi bir şey yani! Bu nedenle de CDS’i yüksek ülke daha yüksek faizle borçlanmaktadır.

POLİTİKA FAİZİ İNDİ AMA BANKA FAİZLERİ VE ENFLASYON YÜKSELMEYE BAŞLADI!

Politika faizi yıllık yüzde 14’e indi de bankaların verdiği ticari ve bireysel krediler indi mi? İnmedi tabi. Bütün bankalar yüzde 30-33 arasında kredi kullandırıyor. Eğer bir bankadan kredi alma olanağı bulunursa da yüksek faiz yanında bir de 4, 5 misli teminat istenmektedir!

Politika faizi ise halka değil repo yapan bankalar ile gecelik faiz oranı (Overnight interest rate) ihtiyaçlarını gideren bankalara yaramaktadır. Yani bankalar politika faizi ile yüzde 14 kısa vadeli borçlanırken, esnaf, tüccar, sanayici ve ihracatçı yüzde 33 ile bile kredi bulamıyor. İşte ‘’faiz sebep enflasyon sonuç’un’’ Türkiye’yi getirdiği yer! Beterin de beteri var! Allah beterinden saklasın!

Tüm yazılarını göster