Kültürpark'ta bulunan İsmet İnönü Kültür Merkezi önündeki alanda gerçekleşen buluşmada konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer önemli mesajlar verdi.

SOYER, EFSANE BAŞKAN PİRİŞTİNA'YI ANDI 'BAŞLANGIÇ GÜNÜ' DEDİ

Gelişmenin İzmir adına kendisini heyecanlandırdığını söyleyen Belediye Başkanı Soyer, "Çok önemli bir projenin başlangıcını yapmak üzere buluştuk. Öncelikle ifade etmek isterim ki, bu buluşmamız, sıradan bir proje tanıtımı, herhangi bir lansman değil. Bugün, hepimizin geleceğini belirleyecek ve İzmir’in refahını herkes için büyütecek bir başlangıç günü. Büyük bir gururla açıklamak istiyorum ki, İzmir dünyanın ilk ve tek Citta Slow Metropolü unvanını aldı. Dahası, dünyanın diğer şehirlerini bu ağa dahil etmek için öncülük görevi üstlendi. İzmir’in bu önemli gününde, şehrimizin gelişimine büyük katkısı olan merhum Başkanımız Ahmet Piriştina’yı huzurlarınızda rahmet ve minnetle anıyorum" dedi.

AFETLER GÖSTERDİ Kİ...

Koronavirüs pandemisine değinen Başkan Soyer, "Yaşadığımız salgın, COVİD 19 pandemisi, tüm insanlığı, Türkiye’yi ve İzmir’i kendine biraz olsun dışarıdan bakmak zorunda bıraktı. Gördük ki, üzerinde yaşadığımız bu gezegenin, doğanın sağlığını korumadan kendi sağlığımızı da koruyamayız. Gezegenimiz iyiyse, biz de iyiyiz. O hastaysa, biz de hastayız. Bu salgın, doğanın yüzümüze vurduğu bir tokat. Yaşadığımız bunca şeyin ardından hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edemeyiz. Kendimizi, toplumumuzu ve elbette yaşadığımız şehirleri yeni baştan tasarlamak mecburiyetindeyiz. İzmir’de son bir yıl içinde pandemiyi, depremi, seli, tsunamiyi, neredeyse doğal afetlerin tamamını yaşadık. Tüm bunların sonucunda şunu gördük ki; hayatımızdaki en önemli şey, birbirimizle olan dayanışmamız. Afetler gösterdi ki, ancak beraber hareket edersek, birlikte omuz omuza yaşarsak İzmir, İzmir olmaya devam edecek" diye konuştu.

İZMİR'İN BELEDİYE BAŞKANI OLARAK EN BÜYÜK GAYRETİM...

Soyer, "İzmir’in Belediye Başkanı olarak en büyük gayretim, afetlerden çıkardığımız bu önemli derslerin belediyemizin ve şehrimizin kurumsal işleyişine nüfuz etmesini sağlamak. Unutan değil, hatırlayan; vazgeçen değil, ders çıkaran ve öğrenen bir şehir olmak. Citta Slow Metropol, işte bu değişimin de anahtarı. Şehirlerimizde bugün hiç vakit kaybetmeden, iki temel kavramı büyütmek zorundayız; refah ve adalet. Citta Slow Metropol, İzmir’deki refahı ve adaleti büyütme kararlılığımızın simgesidir" dedi.

SEFERİHİSAR ÖRNEĞİ

Soyer, "Geçtiğimiz Cumartesi günü, 12 Haziran’da İtalya’da düzenlenen Uluslararası Cittaslow Birliği’nin Genel Kurulu’nda İzmir dünyanın ilk Cittaslow Metropol kenti ilan edildi. Uluslararası Cittaslow Birliği 1999 yılında kurulmuş ve dünyada 30 ülkede 277 kente yayılmış bir yerelden kalkınma modeli. Bu birliğin amacı kentlerin kimliklerine, tarihlerine, geleneklerine ve doğasına sahip çıkması. Kısaca, geçmişin ve geleceğin aynı anda yaşanması. Bir kentin, hem geçmişini koruması, hem de geleceğini güvence altına alması. İtalya, Çin, Kanada, Avustralya, İzlanda ve daha birçok ülkeye yayılan bu harekete 2009 yılında Türkiye’den ilk olarak Seferihisar kabul edildi. Seferihisar, Citta Slow olduktan sonra kendi kimliğini Türkiye ve dünyaya başarıyla anlattı. Pek az insanın bildiği bir kasabayken, ülkemizin en önemli cazibe merkezlerinden birine dönüştü. Ekonomisi büyüdü. İstihdam arttı. Köylerinde yaşayanlar doğduğu yerde doymaya başladı. Kültürü, tohumları ve doğası korundu. Tarihi sokakları yeniden canlandı. Türkiye ve dünyanın birçok yerindeki yenilikçi fikirleri kendine çekti. Kısaca, yerelden kalkınmanın Türkiye’deki simgelerinden biri oldu. Seferihisar’dan sonra Türkiye’de 17 kenti daha bu ağa üye yaptık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin şehirlerini de bu ağa taşıdık, bugün orada 4 üyemiz var. Bense 2013’ten bu yana Uluslararası Cittaslow Birliği’nin Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyorum" ifadelerini kullandı.

ASLINDA NÜFUSU 50 BİNİN ALTINDA OLAN KENTLERİN SAHİP OLACAĞI BİR UNVAN

Soyer, "CittaSlow’un logosu olan salyangoz, birbirimizle ve doğayla uyumun önemini simgeliyor. Salyangozlar, antenleriyle dünya ile iyi ilişki kurar. Vakur bir şekilde ilerlerken, arkasında iz bırakır. Sert kabuğu sayesinde içindeki değerleri korur. Salyangoz, insanın bu gezegendeki var oluşundan çok daha eskiye giden bir geçmişe sahiptir. Bunu, doğanın ritmiyle uyumlu bir hızla yol almasına borçludur. Zaten, hız ve haz arasında ters bir bağ vardır. Hızlandıkça haz ve huzuru kaybederiz. Sakinleştikçe, düşünce ve duygularımız derinleşir.  CittaSlow’un değerlerine sahip çıkarak emin adımlarla ilerlemenin simgesi olan Salyangoz logosu, Avrupa başta olmak üzere bütün dünyada iyi yaşamın, yerelliğin ve özgünlüğün işareti kabul ediliyor. Cittaslow aslında nüfusu 50 binin altında olan kentlerin sahip olabileceği bir unvan. Fakat bir yandan da günümüzün gerçeği olan büyükşehirler var. Dünya nüfusunun çoğunluğu artık bu büyük şehirlerde yaşıyor ve kentler her geçen gün daha da büyüyor. İzmir gibi büyükşehirlerin; yeniliğin, ticaretin, eğitimin, sanatın, teknolojinin ve gelişmenin üretim merkezi haline geldiği bir gerçek. Öte yandan, büyükşehirler birçok sorunun da odağı haline geldi. Eşitsizlik, kötü yaşam koşulları, doğanın yok edilmesi, ayrımcılık ve artan suçlar, dünyadaki tüm büyükşehirlerin ortak çıkmazları" açıklamasında bulundu.

6 ANA BAŞLIK!

Soyer, "İş yerlerinin evlerden uzakta, mal ve hizmetlerin de kentlerin merkezlerinde konumlandırılması kent sakinlerinin günlük yaşamda büyük mesafeler kat etmesine neden oluyor. Bu hem hava kirliliğine, hem trafiğe yol açıyor. Rezidanslar, yüksek duvarlı sitelerde komşuluk zor. Bizi içine çeken hız nedeniyle sokağımızda yaşayan insanları tanımak için fırsatımız bile olmuyor. Çocuklarımızın oyun oynayabileceği sokaklar hepten azaldı. Eğlenmek için bile uzak mesafeler kat etmemiz gerekiyor. Oturup soluk alacağımız, sohbet edeceğimiz zamanımız da yok, yerimiz de. Diğer yandan iklim krizi nedeniyle artan sıcaklık, salgın hastalıklar, su baskınları, fırtınalar büyükşehirleri bir yuva olmaktan çıkarıp, katlanılması imkansız yerlere dönüştürebiliyor. Cittaslow Metropol fikrinin başlangıç noktası işte tam da bu. Şehirlerimizi yeniden içinde dinlenebildiğimiz bir yuvaya dönüştürmek. Türkiye’de Avrupa’da, Çin’de Amerika’da büyükşehirlerdeki yaşam zorlaşırken biz bu konuda ne yapabiliriz? Tüm dünyada kabul görmüş 20 yıllık Cittaslow deneyimini büyükşehirlere nasıl aktarabiliriz? Yaşamlarımızı nasıl daha sakin, daha mutlu hale getirebiliriz? Bu sorulara cevap bulmak için İzmir’de çok sayıda paydaşla görüştük. Dünyada bu amaçla yapılmış çalışmaları, kriterleri, göstergeleri inceledik. Sonucunda, sadece dünyanın ilk Citta Slow Metropolü olmakla kalmadık, aynı zamanda Citta Slow Metropol normlarını evrensel ölçekte tanımlayan şehir olduk. Elbette bunu, yerel ve uluslararası paydaşlarımızın ortak aklı ve rızasıyla gerçekleştirdik. Citta Slow Metropol’ün bize vereceği kazanımları altı ana başlık altında toplandık. Toplum, kentsel direnç, herkes için gıda, iyi yönetişim, hareketlilik ve Cittaslow mahalleleri, yani sakin mahalleler" ifadelerini kullandı.

PROJELERİMİZ CİTTASLOW İLE UYUM GÖSTERİYOR

"İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı ve planladığı birçok proje ve yatırım Citta Slow Metropol kriterleri ile uyum gösteriyor" diyen Soyer, "İzmir’in dünyanın ilk Cittaslow Metropol’ü olmasıyla bu çalışmalar gelişecek, hız kazanacak ve tümüyle kurumsallaşacak. Dünyadaki iyi yaşam ve kent yönetimi modellerini incelediğimizde en çok önem verilen kavramın toplum olduğunu gördük. Kenti değiştirdiğinizde, toplumu da değiştiriyorsunuz. Toplum değiştiğinde, kent de değişiyor. Bu nedenle Cittaslow Metropol kriterlerinin ilki ve en önemlisi “toplum”. İzmir’de katılımı ve insanlar arasındaki etkileşimi artırarak, gönüllülük ve dayanışmaya yönelik faaliyetlerimizi daha da yoğunlaştırıyoruz. Vatandaşlarımızın gündelik hayatta bir araya gelmeleri, sohbet etmeleri, aynı mekanda birlikte bulunmaları için yepyeni meydanlar açıyoruz. Toplumu bir arada tutan değerler arasında dayanışmanın ve gönüllülüğün ne kadar önemli olduğunu deprem sırasında yaşadık. Dayanışma ve gönüllülük ruhunu sadece afet zamanlarında değil, sürekli olarak ayakta tutmanın önemli olduğunu düşünüyoruz ve bunun için çalışıyoruz. Citta Slow Metropol kriterleri doğrultusunda sivil toplumu ve sivil girişimleri desteklemek için bütçe ayırıyor ve destek mekanizmaları kuruyoruz" dedi.

SOMUT ADIM ATTIK!

Soyer sözlerini sürdürdü ve "Bu başlık altında, sahip olduğumuz, bizi biz yapan eşsiz kültür ve doğa mirasımızı koruyor ve geliştiriyoruz. Gediz Deltasını UNESCO Doğal Miras listesine dahil etmek için çalışmalarımız devam ediyor. İzmir Tarihi Kent Merkezi’ni UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil ettik ve daimi listeye girmek için tüm adımları atıyoruz. Yaşayan Parklar projesiyle kent merkezi ve çevresinde büyük yeşil alanlar kuruyoruz. Bu alanlar çok işlevlilik ilkesiyle hem ekosistemi koruyacak, hem de tarımsal üretim ve rekreasyon ihtiyaçlarını karşılayacak. İzmiras Rotaları ile kentin içinde akciğer işlevi görecek yeşil güzergahlar oluşturuyoruz. Şehrimizi çevresindeki doğal alanlara yürüyüş yolları ile bağlıyoruz. İyi yönetişim, ikinci temel kriterimiz. İzmir’de hedeflediğimiz yaşam kalitesini yakalamak için kurumsal kapasitemizin ve kent yönetim biçimimizin de standartlarının yükselmesi gerekiyor. Eşitsizliğe karşı, ayrımcılığa karşı daha sistematik tedbirler alıyoruz. Örneğin geçtiğimiz günlerde İzmir Barosu ile mobil adalet aracımızı hizmete aldık. Kent yönetimini daha katılımcı, şeffaf ve eşitlikçi hale getirmek için birçok somut adım attık ve bunları çok daha fazla büyüteceğiz. Büyükşehirlerin itici gücü olan yenilikçiliği, inovasyonu, teknolojik gelişmeleri destekliyoruz. İzQ inovasyon merkeziyle ve Girişimcilik Merkezi İzmir’le bunu başlattık. Amacımız kent ekonomisini güçlendirmek ve İzmir’i yeniliğin merkezi yapmak. Tarım sektörünü desteklemek için de tohumdan ihracata yepyeni bir yol izliyoruz. Önümüzdeki hafta bu çalışmalarımızın üssü olacak İzmir Tarımı Geliştirme Merkezi’ni Sasalı’da açıyoruz. Daha kapsayıcı ve İzmirlilerin daha çok dahil olduğu bir ekonomik sistemi oluşturmak için stratejik bir plan uyguluyoruz. Dirençli bir şehir inşa etmek, Citta Slow Metropolün üçüncü kriteri. Büyükşehirler iklim krizinin sonuçlarının en çok hissedildiği yerler arasında. Şiddeti ve sıklığı artan doğal felaketler, havanın, toprağın ve suyun kirlenmesi kentlerde yaşamı tehdit ediyor. Bu başlık kirliliğin takip edilmesini, azaltılmasını, biyo-çeşitliliğin korunmasını ve kentsel yaşam kalitesini arttırmayı hedefliyor. Daha az atık, daha az karbon salımı, daha çok geri dönüşüm ve daha çok yenilenebilir enerjiyi hedefliyoruz" açıklamasına imza attı.

KÖRFEZ BİZİM GÖZBEBEĞİMİZ!

"Bu noktada körfez, bizim gözbebeğimiz" diyerek devam eden Soyer, " Körfezde müsilaj gibi felaketlerin yaşanmaması için tüm önlemleri almış durumdayız. Körfez çevresindeki ileri biyolojik arıtma tesislerimiz ve bu dönem başlattığımız yağmur suyu ayrıştırma programıyla yüzülebilir körfez hayalimizi adım adım gerçekleştiriyoruz. Tesislerimizde enerji verimliliği faaliyetlerine başladık ve bunu tüm binalarımızda uygulamaya geçireceğiz. Türkiye’nin ilk Yeşil Şehir Eylem Planı’nı İzmir için hazırladık. Gürültü Eylem Planı ile kent içindeki gürültü seviyesini düşürüyor, hava kalitesini istasyonlarımızla takip ediyoruz. Isı adası etkisini azaltmak için ekolojik koridor projesinin ilk uygulamasını Peynircioğlu Deresi’nde başlattık. Kentin farklı noktalarında benzer düzenleme çalışmalarımız devam ediyor. Bütün bu çalışmalar neticesinde kendi enerjisini üreten, krizlere dirençli bir kent oluşturuyoruz. Herkes için gıda, dördüncü başlığımız. Bu başlık, toplumun tamamının sağlıklı gıdaya erişimini hedefliyor. İzmir Tarımı ile bu konuda büyük adımlar atıyoruz. Bu başlığı üretim ve tüketim olarak ikiye ayırdık. Bir yandan gıda üretimini artırırken, diğer yandan İzmirlilerin iyi ve yerel gıdaya erişimi için pek çok yenilikçi uygulama yürütüyoruz. Atalık tohumların korunması ve kullanılması, küçük üreticilerin desteklenmesi, tarım okulları ve mahalle bostanları bunlardan bazıları. Öte yandan, üretici pazarları, halkın bakkalları ve kooperatifler aracılığıyla sağlıklı gıda ürünlerini İzmirliler’e doğrudan ulaştırıyoruz. Beşinci kriter ise, hareketlilik. Trafik sadece İzmir’in değil tüm büyükşehirlerin en büyük sorunlarının başında geliyor. Nadir örnekler hariç dünyanın hemen her yerinde trafik sorunuyla karşılaşırsınız. Özellikle nüfusunuz İzmir gibi sürekli artıyorsa, sürekli göç alıyorsanız, üstelik bir de pandemi nedeniyle toplu ulaşım artık tercih edilmiyorsa bu sorun daha da büyüyor" ifadelerini kullandı.

TRAFİĞE AYRI BİR PARANTEZ AÇTI!

Soyer, "Bunun da İzmir trafiğine yansımasını hepimiz yaşıyoruz. Bu sorunun çözümü bütün dünyada aynı; trafikteki araba sayısını azaltmak. Bunun başka çözümü yok, New York’ta da çözüm bu Bogota’da da Paris’te de. İnsanların araba kullanmayı tercih etmemesini sağlamak zorundayız. Mecburiyetimiz budur. Milyonlarca insanın yaşadığı bir şehirde araba ağırlıklı bir ulaşım modelini karşılayacak altyapı sağlamak mümkün değil. Trafiği azaltmanın ilk adımı konforlu, yaygın ve hızlı toplu taşımanın tesis edilmesi. Ulaşım Ana Planımızda ilk başta yer alan hedefimiz bu ve bu konuda raylı sistemlere büyük ağırlık veriyoruz. Toplu taşım filomuzu yeniliyoruz. Bunun yanında elbette ulaşım ana akslarındaki trafik akşını kolaylaştıracak yatırımlar yapıyoruz. Trafiği azaltmanın diğer bir adımı, motorsuz ulaşımı yaygınlaştırmak. Güvenli bisiklet yollarıyla bisiklet kullanımını teşvik ediyor ve yayaların güvenli bir şekilde yürümesi için kapsamlı bir plan uyguluyoruz. Sakin mahalleler programı, altıncı ve son hedefimiz. Cittaslow mahalleleri ya da sakin mahalle programının amacı kendi kendine yeten, sakinlerin kısa bir yürüyüşle ya da bisiklet sürüşüyle temel mal ve hizmetlere ulaşabileceği mahalleler yaratmak. Okula, alışverişe, işe gitmek için seyahat etmemiz gerekiyor. Amacımız bu zorunlu seyahatleri azaltmak. Çocuklarımızın sokaklarda güvenle oynayabildiği, okullarına yürüyerek gidebildiği, sağlıklı gıdaya kolayca ulaştığı, katılımcı kültür sanat ve spor faaliyetlerine katıldığı, arkadaşlarınızla oturup sohbet edebileceğiniz, doğanın ve dayanışmanın çoğaldığı mahalleler oluşturmak istiyoruz" dedi.  

1 YIL İÇİNDE ÖRNEK MAHALLELER GELECEK

Yeni süreçte gerçekleşecek çalışmalardan örnekler veren Soyer, "Önümüzdeki bir yıl içinde üç örnek sakin mahallenin adım adım hayata geçişine şahitlik edeceğiz. Sakin mahalle programının beş hedefi var. Birincisi, toplum katılımı. Her bir mahallenin eksiklerini, neler yapılabileceğini mahalle sakinleriyle birlikte düşüneceğiz. Mahalledeki kamusal alanların nasıl kullanılacağı, sokakların nasıl değişeceği, parkın nasıl tasarlanacağı asıl olarak mahalle sakinlerinin meselesi. Dolayısıyla ilk ve asıl dinlenmesi gereken orada yaşayanlar. Citta Slow Metropol ile kamusal alanları İzmir’de artık kamuyla, halkla birlikte tasarlıyoruz. Her adımda bilimsel yöntemle ve veri odaklı çalışıyoruz. Bu çerçevede İzmir Ekonomi Üniversitesi Ekokent Araştırma ve Uygulama Merkezi ile birlikte hareket ediyoruz. Toplum katılımını sadece mahalle tasarımında değil kültür, sanat ve spor faaliyetlerinde de ön planda tutuyoruz. Citta Slow Metropol ile yepyeni bir adım atarak yatırımları ve yatırımlara ayrılacak bütçenin önceliklerini mahalleliyle ile birlikte kararlaştırıyoruz. Katılımcı bütçe yönetimi anlayışını sakin mahallelerden başlamak üzere uyguluyoruz. İkinci hedefimiz insanlar arasında etkileşimi arttırmak. Vatandaşlarımızın sokakta karşılaşmasını, konuşmasını, birlikte spor yapmasını, kültür ve sanat faaliyetlerine katılmasını teşvik ediyoruz. İnsanların birbirleriyle iletişim kurması, tanıması, yardım etmesi için uygun mekanlar oluşturuyoruz. Biliyoruz ki, ancak bu şekilde toplumumuzu her geçen gün etkisi altına alan kutuplaşmanın, yabancılaşmanın önüne geçebiliriz. Ancak bu şekilde, kent kimliğinden, İzmirlilikten bahsedebiliriz. Programın üçüncü hedefi sağlık ve güvenlik odaklı mahalleler oluşturmak. Sağlığın birçok unsuru var. Sağlıklı beslenmek, hareket etmek ve spor yapmak gibi… Spor, sadece profesyonellerin ve gençlerin yaptığı bir faaliyet değil. Spor, her yaştan insanın yapabileceği, yapması gereken bir koruyucu sağlık hizmeti. Bu nedenle mahalle içinde yapılabilecek spor faaliyetlerine ağırlık veriyoruz. Bir yandan sokakları yürünebilir ve bisiklete binilebilir hale getirerek hareketliliği artırıyoruz, diğer yandan masa tenisi, kafa topu, sokak basketbolu gibi mahalle sporlarına alan açıyoruz. Koşmaya, spor yapmaya, hareket etmeye ihtiyacı olan çocuklarımıza ne yazık ki yeterli imkan sağlayamıyoruz. Çocuklarımızın eskiden olduğu gibi koşup oynayabileceği sokaklara, mahallelere ihtiyacı var. Örnek mahallelerin sokaklarında önceliği taşıtlara değil, çocuklara vereceğiz. Bu mahalleler için dördüncü hedefimiz, kent kimliği. Her kentin tarihinden, coğrafyasından, ikliminden, insanından, kültüründen oluşan kendine has bir kimliği vardır. İzmir 8 bin 500 yıllık tarihiyle bu açıdan dünyanın sayılı kentlerinden biri. Bu kimliği, bu ruhu kentin her yerinde hissedebiliriz. Her gün yanından geçtiğimiz bir binada, yediğimiz bir yemekte, bir sohbette, bir ağaçta…  Bu değerlerin tespit edilmesi, korunması ve en önemlisi yeni nesillere aktarılması, en temel önceliğimiz. Çünkü bir ülkeyi sevmek, asıl olarak onun doğasını ve kültürünü korumakla başlar. Citta Slow Metropol ile; İzmir kimliğinin bir unsuru olan geleneksel ve yerel ürünlerin mahallelerde sunulmasını sağlıyor, geleneksel el sanatları için atölyeler kuruyor ve küçük esnafa destek oluyoruz. Programın son hedefi ise çok işlevlilik. Mahallelerin, binaların, açık alanların birden çok işleve sahip olmasını hedefliyoruz. Özellikle kamusal alanların birden çok işlevi olması gerekiyor. Mahallelerde ofislerin, kültür sanat mekanlarının, esnafın ve kamu hizmetlerinin aynı anda yer alması için birçok adım atıyoruz" diye konuştu.  

İZMİR'DEN TÜM DÜNYAYA YAYILACAK

Soyer, "Kısaca bahsetmeye çalıştığım Cittaslow Metropol projesini paydaşlarımızla bir yıl içinde pek çok alanda hayata geçireceğiz. Böylece Citta Slow Metorpol’ün tüm dünyaya yayılma sürecini İzmir’den başlatmış olacağız. Biliyorum ki, önümüzdeki yıllarda dünyanın diğer öncü metropolleri de bu ağa bir bir katılacak. Geleceğin şehirlerine hep birlikte yön vereceğiz. Bu konuda şu ana kadar bize yardım eden ve önümüzdeki süreçte de yardım edeceklerine inandığım İzmir’deki tüm paydaşlarımıza, İzmir’den dünyaya yayılacak bu model için işbirliği yaptığımız Uluslararası Cittaslow Birliği’ne teşekkürü bir borç biliyorum" dedi.

CİTTASLOW İLE BAŞKALDIRIYORUZ!

Başkan Soyer ayrıca şunları söyledi: Citta Slow Metropol, bir metropolü küçültme veya geçmişe dönme projesi değildir. Tersine, Citta Slow Metropol, geleceğin şehirlerini inşa etme projesidir.  Citta Slow Metropol; yoksulluğu değil, refahı büyütür. Haksızlıkları değil, adaleti çoğaltır. Baş döndürücü bir hırs yerine, yaşamın sevinç kaynaklarını besler. Bizi birbirimizden ayırmaz. Tersine, birleştirir. Farklılıklarımızın aynı zamanda gücümüz olduğunu hatırlatır. Şehri beton sınırlara hapsetmez. İnsanı doğasıyla bütünleştirir. Citta Slow Metropol; eksiltmez, çoğaltır. Ezmez, güçlendirir. Bölmez, birleştirir. Karamsarlığı, çaresizliği siler. Yaşama sevincimizi çoğaltır. Citta Slow Metropol ile, insanı ve doğamızı sömüren, hırsı kendinden de büyük şehirlere başkaldırıyoruz. Küçük bir zümre, kendi hırsıyla, hızıyla ve bencilliğiyle koskoca bir şehri esir alamaz, almamalı. Şehrimizde adaleti ve refahı herkes için çoğaltmak, birinci önceliğimiz. Citta Slow Metropol, bedenlerimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi özgürleştirmek için attığımız bir adımdır. Dünyanın ve ülkemizin geldiği durumda, şehirlerimiz bir yol ayrımındadır.  Ya umudun şehirleri olacağız, ya da korkuya teslim olacağız. Biz büyük bir kararlılıkla tercihimizi yaptık. İzmir’de korkulara yer yok. Citta Slow Metropol, dünyanın umutlu şehirlerinin simgesidir.  İzmir, umudun şehridir. Bu umudu çoğaltabilmek için her zaman olduğu gibi en çok İzmirliler’e, İzmir’in hür vicdanlı halkına güveniyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Yolumuz, açık olsun. (Gerçek İzmir)