• BIST 106.926
  • Altın 151,266
  • Dolar 3,6716
  • Euro 4,3392
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 8 °C

'Yılmaz'ın Hürriyet'ten ayrılmasına üzüldüm'

'Yılmaz'ın Hürriyet'ten ayrılmasına üzüldüm'
Ertuğrul Özkök, Türk medyasının durumunu değerlendirdi.

Söyleşi: Mediacatonline / Alev Kaynak

Kendi ifadesiyle “heykeli dikilecek adam” Ertuğrul Özkök. En çok kendi kişisel markasına yatırım yapmayı ve mesleği sorulduğunda “birtakım” nedenlerle kendisini gazeteci olarak takdim etmemeyi tercih eden Özkök; Brand Week Istanbul sahnesindeki sunumunun ardından sorularımızı yanıtladı.

Medyada nasıl hatemark olunur?

Basındaki love ve hatemark‘ları belirleyen şey onların kalitelerinden çok karşı tarafın onları görme tarzı. Medyada nefret edilen marka olmak zor bir şey değil. Hükümeti eleştirdiğiniz zaman, hükümet yanlıları tarafından hatemark oluyorsunuz. Ya da tersi oluyor.Maalesef Türkiye’nin geldiği noktada kutuplaşmadan ortaya çıkan zoraki bir durum bu.

Bunun kötü bir yanı var; insanların gerçek performanslarını değerlendirme imkânını ortadan kaldırıyor. Yani bir tarafın gözünde lovemark olmak için, onun istemediği tarafa hakaret etmeniz gerekiyor. Hâlbuki ben lovemark olmayı daha kalıcı şeylerde ararım. Daha zevkli bir zekâya, eleştirinin kalitesine, olaylara bakıştaki zenginliğe ve renkliliğe bağlı olması gerek.

Ertuğrul Özkök: Kötü markaların da artık bir şansı var

2010 Ocak’taki ayrılışınızdan bu yana nasıl değerlendiriyorsunuz Hürriyet’in çizgisini?

Ben görevden ayrıldığımdan beri Hürriyet’le ilgili hiç değerlendirme yapmadım. Söylediğim tek şey şuydu: Ben Hürriyet‘i çok beğeniyorum. Hürriyet yine en iyi gazete. Eski genel yayın yönetmenleri kıskançtır, bu insanlık doğası bir şey.

Ben öyle kıskanç biri olmak istemiyorum. Ben olsam başında, daha başka türlü bir Hürriyet yapabilir miydim? Yapamazdım büyük ihtimalle. Bu şartlarda yapılabilecek gazeteler bunlar. Yalnız, benim hükümet yanlısı gazetelere eleştirim var. Kusura bakmasınlar. Bence hükümet böyle desteklenmez.

Nasıl desteklenir?

Hükümetler daha akıllıca desteklenir. Ben eğer hükümette bir başbakan ya da cumhurbaşkanı olsaydım, lütfen beni böyle vasat desteklemeyin, ben böyle vasat bir insan değilim derdim.

Yaratıcı destek nasıl oluyor?

Her gazetenin hükümet yanlısı veya hükümet karşıtı olmak en doğal hakkıdır. Demokratik toplumlarda bu iş böyledir. Beni hükümet yanlısı bir gazetenin başına koysalar onu da yaparım. Kötü bir kelime kullanmak istemiyorum ama şu anda sadece duygularla bir gazete yapıyorlar. Ve iktidarlara yararlı bir destek değil bu. Zarar veren bir destek. O yüzden ben anlamıyorum. Cumhurbaşkanı ve başbakanın istediği bu herhalde diye düşünüyorum. Onların kalitesi de bu diye bakıyorum. Aptalca bir şey bu.

Sunumunuzda kurumların iktidarlarını alt markalarıyla paylaşmaları gerektiğini vurguladınız.

Bence büyük markalar için bu çok zor bir şey. Şimdi düşünün; Dior gibi bir markasınız ve Dior’un başına John Galliano gibi bir dahi geliyor. Galliano’nun ismiyle Dior’un adını paylaşmak zorundasınız. Bunun gibi büyük medya kuruluşları da alt markalarıyla, hele hele kamuoyunda yer tutmuş kuvvetli markalarıyla kendi iktidarını paylaşmak zorunda…

Sizin zamanınızda da epey alt marka çıktı Hürriyet’ten. Ayşe Arman, Serdar Turgut ve Ahmet Hakan gibi…

Ben yaratmadım o markaları, hepsi çok kabiliyetli insanlardı. Yaptığım iş sadece iklimi hazırlamaktı, bir de arkalarında durmak. Onları ben çıkarmadım ortaya, kendileri çıktılar. Bazıları çok başarılı oldu. Ama ben genel yayın yönetmenliğimin konumunun iklim yaratmak olduğunu düşünüyorum. Gazete, bir genel yayın yönetmeninin yaptığı işin yüzde 15′i.

Örnek verir misiniz?

Boşu boşuna vermiyorum Tim Cook örneğini. Tim Cook çok cesur bir açıklama yaptı. Eşcinselim demek sıradan bir şey artık. Adam dedi ki, “eşcinsellik Allah’ın bana en büyük lütfu”. Amerika gibi muhafazakâr bir toplumda bu çok iddialı bir laf ve bunu söyleyen adam şu an Amerika’da borsa değeri en yüksek şirketlerden bir tanesinin başında duruyor. Ama Apple bir şey demedi buna. Yani adam kendi tavrını, gücünü, kendi markasını da Apple markasının yanına güçlü bir şekilde konumlandırdı. Bence doğru da yaptı. Çünkü Steve Jobs’u aşmak gerekiyordu. Aşamazsanız altında kalırsınız.

Bakın Washington Post’un talihsizliğine. Ben Bradlee gitti, ondan sonra ailenin bir üyesi geldi gazetenin başına. Ve neticede geçen yıl Amazon’un sahibine satıldı. Medya kuruluşları güçlü kişilikler ve güçlü markalar tarafından yönetilmeli. Anonim markalarla yönetilen anonim medya kurumları çok başarılı olamıyorlar.

Bu iklim yaratmanın koşulları ne kadar kurumun iç sınırlarında kalınarak çizilebiliyor ki artık?

Bu çok önemli bir soru. Ben 17 yıl boyunca genel yayın yönetmenliği çok önemli bir şey değil diye bakıyordum. Bıraktıktan sonra önemli bir şey olduğunu anladım. Çünkü genel yayın yönetmenleri kendi yaratıcılıklarını kuruma bir iklim olarak yansıtabiliyorlarsa kurumlar başarılı oluyor. Bir gazete bana göre başındaki genel yayın yönetmeninin zekâsını veya vasatlığını yansıtıyor.

Bugün benim üzüldüğüm şey aranan performansın sadece hükümetin, Tayyip Erdoğan‘ın gazabına uğramamak olması. Bunu başardığınız zaman gazetenizi iyi yapmış oluyorsunuz. Ama bu bir performans kriteri değil, vasatlık kriteri. Arkadaşlarımı eleştirmek için söylemiyorum bunu çünkü ben de otursam belki ben de aynı şeyi yaparım. Türk basını maalesef bu kıskaca kapıldı. O yüzden bu dönemde genel yayın yönetmeni olmadığıma seviniyorum. Bugün geldiğimiz noktada, o gün eğer Tayyip Erdoğan’ın gazabını çekmediyse gazete, genel yayın yönetmeninin içi rahat oluyor. Patronun da içi rahat oluyor. Bu kötü bir şey. Günü atlatma gazeteciliği bu.

Hürriyet en iyi, en çok takip edilen markalarından biriyle, Yılmaz Özdil’le yollarını ayırdı.

Bence Türk basınına örnek olacak bir açıklamayla ayrıldı Yılmaz, hiç suçlamadı Hürriyet’i. Tam aksine Hürriyet’in arkasında durması gerektiğini söyledi. Ben de bir yazarım ve hepimize bir kurumdan ayrılma kültürünün ne olduğunu çok güzel anlattı Yılmaz.

Hürriyet mensubu biri olarak da yanıtlar mısınız soruyu?

Üzüldüm tabii Yılmaz gibi bir insanın Hürriyet’ten ayrılmasına. Siz zannetmeyin, Vuslat Hanım ve Aydın Bey üzülmediler, onlar da çok üzüldüler. Giden her kıymetli marka, bizden de bir şey götürüyor.

Bir ara Ergenekon davalarında çok insan içerideydi. Ben dışarıda daha rahatsızdım. Niye o insanlar içeride de biz dışarıdayız? Bizde mi bir şey var? Böyle bir psikoloji de geliyor insana. Ama asıl sorun bu değil. Aslında şu anda son 5-6 yıl içerisinde yeni, parlak, genç marka yaratılamadı. Yaratılanlar felaket. Felaket! Felaket! Gazetecileri ihbar eden, hapse attırmaya çalışan, onlarla ilgili her türlü iftirayı yazan bir yazar kuşağı yetişti. Türk basınının geçmişine bakın. Son 20-30 yılına. Böyle adamlar çıkar ve kaybolurlar. Kalanlara bakın.

Ama hepimize zarar verdi bu. Ve yeni markaların farklılaşarak bir yere gelme yolları da kapandı. Çünkü silahşorlar arandı ve o silahşorlar da kötü silahşorlardı. D’Artagnan çıkmadı yani sonunda, katil tipli insanlar çıktı.

Ertuğrul Özkök'ten medyanın son halleri…

Estetiğe en az içerik kadar önem veriyor gibisiniz…

Veriyorum tabii. Çünkü hayatımızda zarif olmamız gerekiyor. Küçükken ben futbol oynarken, “ayıcı” diye bir ifade vardı. Tekme atan, herkese bilmem ne yapan… Şimdi ayıcı yazarlar çıktı ortaya. Dünyanın en kolay, en basit işi insanlara küfrederek bir yazı yazmaktır, çok kolaydır. Hakaret bir üslup zenginliği olamaz. Aynı mesleği yapıyor gibi görünmekten gazeteci değilim ben diyorum. Ben gazeteciler cemiyeti üyesi de değilim zaten. Sorulduğu zaman ben gazeteci diye takdim etmiyorum kendimi.

Ben de hata yaptım geçmişte, yapmadım demiyorum. Ama yani şu son altı yılı gördüğüm zaman kendi hatalarım o zaman daha fazla gözüme batıyor. Ben de mi yaptım bu haksızlıkları acaba diye…

İktidara güdümlü bir medya geleceği mi öngörüyorsunuz?

Bana göre bu bir ara rejim; sürdürülebilir olacağını zannetmiyorum. Ama 30 yıl süren rejimler de var, Mübarek rejimi gibi. Dünya konjonktürü de biraz farklı gelişiyor, küresel liderler yok artık. Küresel liderler olmayınca otoriter ve bölgesel, lokal liderler önem kazanıyor. Şu an dünyadaki gidişat maalesef demokrasinin pek lehine değil. O yüzden zor bir dönem geçireceğiz ama ben bu zor dönemden sonra Türkiye’nin bazı meselelerini daha kolay çözecek ve daha sağlam bir konsensüse gideceğini düşünüyorum.

Bu böyle gidemez. Kürt’üyle kavgalı, Alevi’siyle kavgalı, sahillerde oturan insanların hayat tarzıyla kavgalı bir iktidar ama oy alıyor. Ama Türk halkı çok olgun bir halk, sandıkta çözmek istiyor her şeyi. İyi de bu ülke açısından. Ama Türk halkının bu medeni duygusunu da otoriterliğe, insan hakları ihlallerine, adaletsizliğe, acımasızlığa, diktatörlüğe bir dayanak olarak görmemek lazım. Yine de ben çok iyi bir siyasi analist sayılmam. Sosyoloğum.

Etiketler:
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.