Ekonomi gazeteciliği yaptığım dönemde şirket haberleri söz konusu olduğunda, röportaj sırasında yöneticiden kar ve ciro hedefi almak çok önemliydi. Haber değeri buydu. Şirketlerin koydukları hedefler önemliydi çünkü şirketin başarısı, gücü, mali yapısı bununla ölçülür, yeni yatırımcı gelmesini sağlardı...

Turizm şirketi sahibi olan Turizm Bakanı da bir iş insanı ve bir kapitalist olarak ülkeyi ve şirketini turizm gelirlerinden mahrum bırakan koronavirüsle ilgili hedef açıkladı bugün. Sayın Bakan, “Tahminimiz doğru çıkarsa 17 Mayıs itibarıyla vaka sayıları 5 binin altına inecek. Hedefimiz, 1 Haziran itibarıyla turist trafiğini açmak için 17 Mayıs'tan sonra vaka sayısı olarak 5 binin altına inmek. Bu sayıya düşebilirsek 30 milyon hedefimizi hala koruyoruz" dedi.

30 milyon, 2021 yılı için belirledikleri turist sayısı. Turizm geliri hedefi ise 20 milyar dolar. Bu hedefler doğrultusunda ilk olarak test yapmadan kabul edecekleri ülkeleri açıkladılar.

17 Mayıs'ta vaka sayısı 5 binin altına iner. Sonuçta verileri kendileri açıklıyorlar. O tabloda yer alan rakamların bile başı döndü zaten... Kaldı ki geçen yıl da turizm gelirleri için gençlerin psikolojileri yok sayılmış, üniversite giriş sınavı üç kez değiştirilmişti. Bu nedenle şimdi sadece son iki ayda 11 bin 500, toplamda da 41 bin 191 kişinin hayatını kaybetmesi kimsenin umurunda değil. Her şey sayıdan ibaret. Sayı olarak andıkları insan canı olsa bile...

Bu nedenle de hiç kimse ölmüyormuş gibi yaşıyoruz. Bu kez daha 'kolay' yaşanıyor ayrıca; herkes kendi başına ölüyor, geride kalan yasını kendi başına tutuyor. Her ne yaşıyorsak yalnız yaşıyoruz. Bu durum inkarı daha da kolaylaştırıyor sanırım. İki İzmit depreminden daha fazla can kaybı olmasına rağmen ölümler sadece sayı olarak anılıyor. Her gün 400'e yakın insanın hayatını kaybetmesi ne yönetenler ne de muhalefet için bir şey ifade etmiyor...

Çok değerli Psikiyatrist Agah Aydın hocamız, “Salgın aynı zamanda bir yas sürecidir. Yasını tutmadığımız her acı döner döner gelir. Bu geri dönüşler hem yası erteler hem salgını durdurmamızı zorlaştırır. Salgınla başa çıkabilmek, felaketi kabullenebilmek için ilk adımlardan birinin toplumsal yas ilanı olduğuna inanıyorum” diyor.

Örneğin Almanya, iki hafta önce salgında hayatını kaybeden yaklaşık 80 bin kişi için ulusal anma günü düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ve Başbakan Angela Merkel de katıldı. İngiltere'de hayatını kaybedenlerin anısına anıt duvarı inşa edildi.

Bunu iktidardan beklemek anlamsız. Ancak iktidarı eleştirmekten bir adım ileri giderek muhalefet yapabilir. Ulusal yas çağrısı yapabilir, yerel yönetimler anıt mezarlar inşa edebilirler.

Yaşadığımız her şeyle; acılarımızla, utançlarımızla, travmalarımızla yüzleşmemiz gerekiyor. Batı toplumları bunu yapıyor. Geçmişte yaşadığı acı olaylarla yüzleşiyor.

Yıllar önce Paris'e gittiğimde ünlü Pere Lachaise Mezarlığı'nı ziyaret etmiştim. Amacım Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın mezarını görmekti. Ancak mezarlığı dolaştığımda Paris'in geçmişini, ülkede neler yaşandığını, insanların neden öldüğünü de gördüm.

Mezarlığın bir bölümü geçmişle yüzleşmek, yaşananları unutmamak için ayrılmıştı. Paris Komünü'nde insanların kurşuna dizildiği yer 'Komün Duvarı' olarak anılıyordu. Kurşun izleri bile silinmemişti. İnsan hakları savunucuları, Auschwitz’te ölen Yahudiler ya da savaşlarda hayatlarını kaybedenler için özel anıt mezarlar yapılmıştı.

Son bir yıldır çok ağır bir dönem yaşıyoruz. Ne yaşadığımızı anlamazsak, yok sayarsak, aynı şeyleri tekrar tekar yaşarız. Bugün eğer 41 binden fazla insanımızı kaybettiğimizi kabullenmezsek, onların yasını tutmazsak, daha çok ölürüz...