Koronavirüs pandemisi bir yılı geride kaldı. Birçok uzman, salgının son günlerde kontrolden çıktığı yorumunu yapıyor. Bir yıldır vaka sayıları, kaybettiğimiz insanlarımızı konuşuyoruz. Bununla birlikte, hepimizin hayatı, davranışları değişti. En çok da hareketlerimiz kısıtlandı. Öyle ki evde bile neredeyse mutfağa gitmekte zorlanır hale geldik.

Salgının insan psikolojisi üzerine etkilerinin de vaka sayıları kadar konuşulması, bunun üzerine araştırmalar yapılması gerekiyor. Özellikle de salgının en ağır faturasını ödeyen 65 yaş üstü ve çocuklar konusunda...

Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ş. Feza Orhan’ın yönetiminde, Doç.Dr. M.Betül Yılmaz, Özgür Şensoy, Barış Atakişi ve Doç. Dr. Ş.Gonca Zeren’in yer aldığı proje ekibi, TÜBİTAK desteğiyle, ‘COVID-19 Sürecinde Uzaktan Öğretme Süreci ile İlgili İlk, Orta ve Lise Öğrencilerinin Algıları ve Duygularına Yönelik Bir Analiz’ isimli bir araştırma yaptı.

Araştırmanın sonucunda ortaya çıkan veriler, uzaktan eğitimin durumunu, öğrencilerin psikolojisini, hayatlarındaki eksikleri de göz önüne koyuyor...

Araştırmaya İstanbul genelinden 6 bin 342 öğrenci katılmış. Bunların yüzde 26.3’ü ilkokul, yüzde 27.6’sı ortaokul ve yüzde 46.1’i de lise öğrencisi.

Araştırmanın ilk sonucu beklenildiği gibi; öğrencilerin yüzde 61,1’i okulda yapılan yüz yüze derslerde, ekrandan yapılan çevrimiçi derslere göre daha iyi öğreniyor.

Online derslerde ‘sessiz bir ev ortamına’ sahip olan öğrencilerin yüzde 38,7’si süreci daha verimli geçirdiğini ve öğrenebildiğini belirtirken; ‘hareketli bir ev ortamına’ sahip olan öğrencilerde bu oran, yüzde 21,8’e düşmüş bulunuyor.

ZORLA GÜZELLİK OLMUYOR

Çevrimiçi derslere ailesinin zorlaması olmadan, kendi isteyerek giren grubun “öğreniyorum” deme oranı yüzde 41.2 iken, istemeyerek zorla girdiğini belirten grubun “öğreniyorum” deme oranı yüzde 13.8.

Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri de şöyle; Öğrencilerin yüzde 90.1'i arkadaşlarıyla birlikte olmayı, yüzde 68.7'si ise teneffüsleri özlediklerini söylüyor. Yani sosyalleşmeyi ve nefes almayı özlediler çocuklar... Tüm zamanların en etkili dersi olarak kabul edilen teneffüslerden yoksun kaldı çocuklar... Oynamayı, koşmayı, konuşmayı özledi çocuklar... Bu durum onların gelecekteki hayatlarını nasıl etkiler şimdiden bilmek olanaksız ancak bilim insanlarının bu konuda da boş durmayacağından eminiz...

Diğer yandan, öğrencilerin pek de özlemediği bir konu var; Ödevler! Araştırmaya göre, öğrencilerin sadece yüzde 21.8'si ödevleri özledi.

Çevrimiçi derslere öğrencilerin yüzde 86'sı kendi isteğiyle girerken, derslerde dikkatini toplayabilen öğrenci oranı ise sadece yüzde 26.2.

Şimdi de işin en can alıcı noktasına, Prof. Dr. Ş. Feza Orhan'ın araştırmayla ilgili değerlenedirmelerine bakalım;

“Öğrenme dediğimiz, kişinin doğal bir yaşam süreci içinde değil de başkaları tarafından belirlenen ihtiyaçlara dayalı olarak planlanan süreçler içinde, yani öğretim ortamlarında gerçekleştirilmeye çalışıldığında; öğrenmenin yaşamın döngüsü içindeki gibi basit ve hızlıca gerçekleşmesi o kadar da kolay olamamaktadır. Bunu öğretmenlik yapan tüm meslektaşlarım çok iyi bilirler. Hele ki bu süreç yüz yüze iletişimin canlılığından, sinerjisinden, karşılıklı duygu akışından kopuk olan bir ekran üzerinden yapılmaya çalışılıyorsa bu çok daha zor bir eyleme dönüşür. İşte bu nedenle uzaktan öğretim ile öğrenmeyi gerçekleştirmek hiç de kolay değil.

Uzaktan öğretim sürecinde öğrencinin öğrenme algısını etkileyen pek çok değişken vardır. Ancak, bu araştırmada temel olarak ele alınan iki değişken olan 'öğrenme algısı' ve 'duygular'a yönelik ulaşılan bulgular ışığında genel olarak şunu söyleyebilirim:

ÖĞRENCİLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU ÖĞRENEMİYOR

Pandemi sürecinde, derslerin uzaktan da olsa ısrarla devam ettirilmeye çalışılmasının en temel nedeni 'öğrenme' sürecini devam ettirmektir. Böyle olduğu halde, ulaştığımız öğrencilerin sadece yüzde 36.4’ü çevrimiçi öğretim sürecinde öğrenmeyi gerçekleştirebildiklerini belirtmişlerdir. İlaveten, bu oranın ilkokuldan liseye doğru ciddi bir düşüş göstermesi (ilkokul yüzde 52.3, ortaokul yüzde 42.8, lise yüzde 21.3) önemli bir sorunu göz önüne sermektedir. Şu anda uzaktan öğretim için tasarlanan sistem ile öğrencilerimizin büyük bir çoğunluğu öğrenmeyi gerçekleştiremediklerini belirtmektedirler.

'Öğrenme' sürecini devam ettirmek öğrencilerin duyguları dikkate alınmadan sağlanabilecek bir süreç değildir. Nitekim, yaptığımız bu araştırmanın bulgularına dayalı sonuçlar da bize 'öğrenme algısı'nın 'duygular' ile farklılaştığını göstermiştir. Öğrencilerin 'Zevk, Kaygı, Yalnızlık ve Sıkılma' duyguları öğrenme algılarına göre analiz edildiğinde, öğrencilerin öğrenmeyi gerçekleştirdikçe süreçten de zevk aldıkları saptanmıştır. Bu nedenle uzaktan öğretim sürecinde öğrencilerin süreçten zevk almaları mutlaka sağlanmalıdır. Zevk almanın sağlanması da ancak öğrencinin sürece etkin katılımı ile gerçekleştirilebilmektedir.

Ancak, bu süreçte neyin doğru neyin yanlış olduğunu el yordamı ile bulmaya çalışan öğretmenlerin çok yalnız bırakıldıkları ve MEB’in güçlü bir strateji ile süreci planlayamaması ve EBA dışında öğretmenlere bir destek sağlayamaması nedeni ile araştırmamızda saptadığımız sorunlara çözümler geliştirmek de çok kolay olmayacaktır.”

Uzaktan eğitimin öğrenmede yüz yüze sistemle aynı etkide olmadığı en başından beri bilinirken, yüz yüze olmayan eğitimde sınavların yüz yüze yapılması hangi mantığa, hangi vicdana sığıyor, siz söyleyin...