Türkiye'de yoksulluk her geçen gün atarken, pandemiyle birlikte çalışma koşulları çok daha zorlu bir hale geldi. İşsiz sayısı çığ gibi büyüdüğü için işveren de 'nasıl olsa gidecek bir yeri yok' mantığıyla çalışma yaşamını gittikçe zorlaştırıyor. Bu zorluğu yaşayanlardan biri de A101 çalışanları...

Twitter'dan, sesini duyurmaya çalışan ve kendisini 'Köle olmak istemeyen A101 işçisi' olarak tanımlayan kadın işçi, sabah 6'da evden çıktığını, güneşi görmeden mağazaya girdiğini söylüyor. Mağaza Market Sen'e üye olan kadın işçi, çalışma koşullarını şöyle anlatıyor: “Sabah saat 7 buçukta işe geleceksiniz dediler ama biz 7'de mağazayı açmak zorundayız. 7'de mağazada mıyız diye pos cihazlarının fotoğrafını çekip mağaza müdürüne gönderiyoruz. Bizi böyle denetliyorlar. saat 9, 9 buçuğa kadar 1 müşteri bile gelmiyor. Biz uykusuz, yorgun bekliyoruz.

İşten çıkış saatimiz güya sekiz. Yarın akşam bizim mağazada sayım var. sabah 7'de gidip gece 11'de işten çıkacağım. Fazla mesaiye kaldığımız saatler puantaja işlenmiyor. Günlük 8 saat çalışıyormuşuz gibi yazıyorlar. Kağıt üstünde her şey usule uygun.

Ne emeğimizin karşılığını alabiliyoruz ne de insan yerine konuyoruz. Bu kadar saat çalışıyoruz ama molamızın onuncu dakikasında geri içeri çağırıyorlar. Yoğunluk var kasaya geç diyorlar. Sabahtan akşama kadar ayaktayız. Dün 12 saat çalıştığım için ayaklarımın ağrısından duramıyorum.

Kasaya koş, reyona koş, sayımı bekle, sevkiyatı bekle. Artık tükendik. Bütün A101 marketlerde hepimiz aynı durumdayız. Bugün işten çıksam bulabileceğim iş yok. Zorunda olduğumuz için bize her türlü şeyi yaptırıyorlar. İtiraz ettiğimiz zaman beğenmiyorsan git diyorlar nereye gideyim?

Ben A101'de işe girdim, köle olmaya gelmedim. bugüne kadar sustuk, yol bulamadık kapısını çalacak yer bulamadık. Bize hep sendika yasak dediler, üye olamazsınız dediler. Ben sendikayı tanıdım üye oldum. şimdi birlik olabildiğimiz için sesimiz duyuluyor.

Tüm A101 işçilerinin korkmadan yan yana gelmesi gerekiyor umarım bu yazdıklarım işe yarar ve sesimizi herkes duyar. Köle olmak istemiyoruz...”

A101, Turgut Aydın Holding'in bir iştiraki. Holding bünyesinde, A101 marketleri dışında, 200'den fazla English Home mağazası ve 12 hastane bulunuyor.

Şirketin internet sitesinde paylaşılan bilgiye göre, 10 binin üzerinde A101 marketinde 60 bin çalışan bulunuyor. Perakende sektörünün en yaygın zincir marketlerden biri olduğu belirtilen A101, Türkiye'nin en büyük 15 şirketi arasında yer alıyor.

Deloitte Perakendenin Küresel Güçleri 2019 ve 2020 Raporu'na göre, dünyanın en hızlı büyüyen beşinci şirketi olan A101, 2016-2017-2018 yıllarında, Türkiye’nin en çok istihdam yaratan, Türkiye’nin en çok kadın çalıştıran, Türkiye’nin en çok engelli çalıştıran şirketi unvanına sahip.

Şirketin büyüme başarısı takdire şayan. Kadın ve engelli çalıştırma konusu da ayrı bir takdiri hak ediyor. Ancak Türkiye'nin en çok istihdam yaratan şirketi ünvanını elinde tutup, çalışanları günde 13 saat çalıştırmak hangi yasada var? Bu başarının altında işçileri 13 saat çalıştırıp 8 saat ücreti ödemek mi yatıyor?

İnsanları bu şekilde korkunç koşullar altında çalıştırarak, emeği bu kadar sömürerek, işçileri köleleştirerek büyümek hangi kurumsal şirketin kitabında var? Kurumsal şirketlerin en önemli özellikleri arasında, çalışanın memniyetine ve mutluluğuna önem verme bulunuyor. Bunu köklü şirketlerde görüyoruz. Elbette kapitalist sistemde emek sömürüsü var. Ancak A101'deki durum kölelik sistemi...

Peki neden böyle oluyor? İşverenler çalışanlarına bu zülmü neden yapıyorlar?

Çünkü ülkede muhalefet zayıf, sendikalar güçsüz!

Geçtiğimiz günlerde bir sendikanın çalışanları toplu sözleşme için masaya oturdu.

Devletin belirlediği asgari ücretin üzerine sadece yüzde 5'lik bir artış oldu ilk yıl için.

İkramiyelerin toplamı bile bir maaş etmeyen anlaşmada zam oranı diğer yıllar için zam oranları TÜİK + yüzde 3 olarak belirlendi!

Yani her platformda TÜİK'in açıkladığı rakamlara güvenmediklerini belirten sendikalar, sözkonusu kendi çalışanları olduğunda TÜİK'in sadece yüzde 3 yanıldığını düşünüyorlar belli ki.

Diğer yandan, açıkladıkları açlık sınırının altında çalışanlarına ücret ödüyorlar.

Üstelik bu sendika solda durduğunu söylüyor. O zaman neden kendi çalışanları söz ve karar sahibi değiller?

Neden çalışanlar anlaşma şartlarını imzalandıktan sonra öğreniyorlar?

Bir emek örgütü başka bir emek örgütüyle masaya oturduğunda nasıl böyle bir sonuç çıkabiliyor?

O zaman işveren olarak diğer kurum ve kuruluşlardan farkları nedir?

Sendikanın adını vermiyorum, çünkü buna benzer olayları geçtiğimiz günlerde ziyadesiyle yaşadık.

Ve ne olursa olsun, Sevgili Salih Karakoç arkadaşımın dediği gibi, en kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir. Sendikaların bir an önce kendilerine çeki düzen vermesi, işçinin yanında olması, sınıf mücadelesini her alanda vermesi ve daha şeffaf daha açık olması gerekiyor.

Türkiye'de işçilerin yüzde 90’ı sendikasız. DİSK-AR'ın geçen yıl Nisan ayında yaptığı araştırmaya göre, Türkiye'de toplam 15 milyon 799 bin işçinin 14 milyon 104 bini herhangi bir sendikaya üye değil.

Ve bu acı gerçeği değiştirmemiz, örgütlenmemiz gerek... Ancak o zaman çalışma koşullarımızı iyileştirebilir, daha insanca yaşayabiliriz...