Geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak atanan Melih Bulu'nun intihal iddialarının ardından, dün de sevgili Barış Yarkadaş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGÜ) Rektörü Handan İnci için yönetim ve kadro konusundaki birçok iddialarla birlikte, intihal suçlamalarını gündeme getirdi.

Yarkadaş'ın aktardığına göre, Rektör İnci, Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi İbrahim Şahin'in ilk kez yayımladığı belgelerden oluşan Ahmet Hamdi Tanpınar kitabının tümünü 'Suat'ın Mektubu' adıyla bastırmakla suçlanıyor. Konu YÖK'e taşınıyor. Üstelik, YÖK'ün bilirkişi heyeti “Eser, noktası ve virgülüne kadar aynıdır” diyor. Yani YÖK, intihal olduğunu doğruluyor. Ancak soruşturma, rapora rağmen sonuçlanamıyor. Hatta YÖK'ün gönderdiği ve soruşturmada görevli bir öğretim üyesi, okula davet ediliyor, İnci'nin düzenlediği panelde konuşmacı oluyor...

Türkiye'de intihal konusu, uzun zamandır akademi dünyasının en önemli sorunlarının başında geliyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye'de her üç tezden biri çalıntı.

Akademisyenlerin ardından, pandemiyle birlikte yapılan uzaktan eğitim nedeniyle üniversite öğrencileri arasında kopya çekmek de yaygınlaştı. Olay, para karşılığı öğrencilere kopya veren ödev sitelerinden, akademisyenlere kopya vermesi için iş teklifine kadar uzadı. Avukatlık büroları sınav merkezlerine döndü. Görüntülü ders yapılırken hiçbir şekilde duruma itiraz etmeyen bir çok öğrenci, söz konusu sınavlar olunca 'kişisel hakların ihlali' deyip, görüntülü sınava hayır dedi.

İş bununla da bitmedi, kopya çekilmeyen üniversite kalmamasına rağmen, hiçbir üniversite çıkıp da YÖK'e durumu resmi olarak anlatmadı. Sistem, baştan sona çürük olduğu için, öğrencisinden rektörüne, öğretim görevlisine herkes sustu. Çünkü YÖK kamera şartı getirmeye kalksa bu kez işin içine politik bir durum girecek ve interneti, bilgisayarı olmayan öğrencilerin varlığıyla yüzleşilecek, ülkedeki sosyo-ekonomik durum gözler önüne bir kez daha serilecekti. Nitekim, ilk orta ve lise düzeyinde onlarca öğrenci ne internete ne de bilgisayara ulaşabiliyor. Bilindiği gibi, Türkiye'de her üç çocuktan biri şiddetli yoksunluk yaşıyor...

Bütün bunların yanında YÖK, bugün yaptığı açıklama ile hem kopya rezaleti hem de intihal ile yüzleşti. YÖK, para karşılığı tez ve ödev hazırlayan ve hazırlatan şüpheliler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

Ancak YÖK'ün açıklaması yeterli değil. YÖK, tezini tez yazım ofislerinde hazırlantanlara karşı bir önlem alsa da asıl merakımız, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu ya da yine intihal yaptığını kabul ettiği Handan İnci hakkında bir yaptırımda bulunup bulunmayacağı. Ya da YÖK, Bulu ve İnci'yle birlikte adını sayamadığımız onlarca kişi için geçmişe dönük işlem başlatıp, intihal yapan öğretim görevlisi, rektörleri görevden alabilecek mi? YÖK'ün inandırıcı olması için, önce kamoyuna yansımış bu kişiler için işlem yapması gerekir.

Diğer yandan, kopya meselesi konusunda YÖK'ün bir sistem geliştirmesi gerekiyor. Hiç olmaması gereken bir kurum olan YÖK, madem var, bu durumda konuyla ilgili bir çözüm geliştirmeli. İhaleyi üniversitelere yıkıp, Özal mantığıyla 'Benim üniversitelerim işini' bilir deyip, işin içinden çıkamaz. Daha Zoom'u olmayan devlet üniversiteleri var. Zoom'u yeterli olan hiçbir devlet üniversitesi yok. Çünkü üniversitelerin bu sistemi satın almak için parası yok. Alt yapı, teknoloji desteği vermeden, üniversitelere 'güvenli sınav yapıyormuş gibi görünün' demekle bu iş çözülmez. YÖK, acilen üniversitelerin sorunlarını ve ihtiyaçlarını belirleyip, güvenli sınav ortamı sağlayacak bir sistem kurmalı. Bu mümkün değilse, sınavları bir yıl ertelemeli. Varolan bu durum hem ülke hem de gençler için endişe verici çünkü...

Ayrıca YÖK, acilen öğrenci disiplin yönetmeliğini değiştirerek, ödevleri de sınavla aynı kefeye koyup, kopya konusunda aynı ceza ve soruşturmaya tabi tutmalı.

Çünkü, eğer bir yerde hiyerarşi varsa ve orada bir sorun varsa, ilk sorumlu en tepedeki kurum ya da kişidir. Çalıntı tezlerin de sınavlarda kopya çekilmesinin de birinci sorumlusu YÖK'tür. Bunca yıldır intihalle çalkanan akademide buna dur demediği için. Pandemi döneminde kopya çekilen üniversite kalmadığı halde, sustuğu için. YÖK'ün ardından da üniversiteler, rektörler, öğretim görevlileri, tez danışmanları vs. sorumludur.

Bununla birlikte bu çürümüş sistem, liyakat geri gelmediği sürece değişmez. FETÖ'nün 20 yıl önce üniversite sınavlarından tutun da yargıtay sınavlarına kadar soruları çalmasıyla başlattığı bu sistemi, AKP devam ettiriyor. Liyakat yerine kendi kadrolarını yerleştirmeyi 'sözlü sınav' kisvesi altında sürdürüyor. Profesör bile olmayacak kişileri rektör yapıyor.

Ama bilmiyor ya da unutuyor AKP, liyakatin olmadığı sistemler her zaman çökmeye mahkumdur. AKP kendi sonunu hazırlıyor...