Geçmişte 'gün geçmiyor ki' diye başlayan cümlelere çok gülerdik. Çünkü pek de kelimenin altı dolmadan kullanılırdı. Ancak bugün bu söz tam anlamıyla dolu dolu kullanmayı hak ediyor. En çok da akademide... Mesela şöyle bir cümle kurduğumuzda tam oturuyor; Gün geçmiyor ki üniversiteler kişiye özel kadro ilanları açmasın, nepotizm yaşanmasın...

Evet, bu ay ki kişiye özel kadro ilanlarını Sevgili ÖGESEN Başkanı Vahdet Özkoçak'ın duyurularıyla size ileteceğim.


İlk önce 'efsane' ilandan başlayalım; Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Bucak Hikmet Tolunay Meslek Yüksekokulu, Hemşirelik ve Bakım Hizmetleri Bölümü, Çocuk Gelişimi programı için doktor öğretim üyesi için açtığı ilanda “Halk biliminde doktora yapmış, efsaneler alanında çalışmalar yapmış olmak” şartı aradı.


Elbette herkesin tepkisi çekti. Ancak bu ilan aslında liyakatten öte, üniversitelerin yönetilemediğinin en önemli kanıtı gerçekte. Çünkü Özkoçak, bu ilanın altından ne çıktığını da açıkladı. Buyrun bakalım;


Hemşirelik çocuk gelişimi için açılan kadro, aynı bölümde 10 yıldır görev yapan Türk dili okutmanı olan bir öğretim elemanına açılmış. Burdur Bucak'taki iki meslek yüksekokulunun Türk dili derslerine girmesi için alınmış bu kişinin kadrosu zaman içinde değişen mevzuatla çocuk gelişimine aktarılmış. Üç hoca şartının sağlanabilmesi açısından bahsi geçen hoca, doktorasını bitirince kadrosunun olduğu bölüme öğretim üyesi kadrosuna çıkmış. Bir de meslek yüksekokulu bünyesindeki hocaların fakültelere alınmasının fakülte yönetimi tarafından engellenmesi eklenince bu sonuç ortaya çıkmış.


 

'Bilim benim neyime, istediğim yere istediğim kişiyi alırım'ın en güzel örneğini de Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi vermiş. Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Fiziki Antropoloji Anabilim Dalı için alıncak doktor öğretim üyesi ilanında “Antik peyzaj ve mekansal analiz alanlarında akademik çalışmaları olmak” şartı aradı. Kendisi de başka bir üniversitede bu alanda görev yapan Özkoçak'a göre bu ilan mesleğe hakaret...

Giresun Üniversitesi de Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmetler Anabilim Dalı'na iki tane doktor öğretim üyesi alacak. Sosyal hizmet bölümü için alacağı bir öğretim üyesi için “İşletme alanında doktora yapmış olup, ilişkisel pazarlama ve işletme performansı ile ilgili çalışmaları olmak”, diğer öğretim üyesi için de “İşletme alanında doktora yapmış olup, deneyimsel pazarlama alanında çalışma yapmış olmak” şartı getirdi.


Son olarak dün de son adrese teslim kadro ilanını Erciyes Üniversitesi verdi. Çıktığı ilanların tümünde doktora şartı yazılırken, bir tek ilanda yazılmadı. Eczacılık Fakültesi, Eczacılık Temel Bilimleri için açtığı doktor öğretim üyesi ilanında, “İlaç taşıyıcı sistemlerde ve biyomedikal uygulamalarda polimerik nanopartiküllerin sentez ve kullanımı alanında çalışmaları olmak” şartı aradı.


İlana tepki gösteren eczacılar, kadroya neden Eczacılık Fakültesi mezunu ya da Eczacılık Anabilim dallarından doktoralı şartı konulmadığını belirterek, “Alan dışı, eczacılık kökenli olmayan bir akademisyen alımı mı yapılacak? Tüm meslektaşlarımızın bildiği gibi 'ilaç teknolojileri, ilaç taşıyıcı sistemler üzerine çalışmalar' eczacılık fakültesi kökenli farmasötik teknoloji/farmasötik biyoteknoloji doktoralı akademisyenler tarafından gerçekleştiriliyor. İlaç taşıyıcı sistemler üzerinde çalışmasına ihtiyaç duyulan öğretim üyesi kadrosu için temel bilimler alanından kadro açılması ne kadar doğrudur? İlgili fakültenin farmasötik teknoloji veya ilan başlığına da uygun olarak farmasötik biyoteknoloji anabilim dalları yok mu?” diyerek, rahatsızlıklarını dile getirdiler.


Bu arada yanlıştan dönen üniversiteler var neyse ki... İç mekan tasarımı bölümüne fizik alanında doktora isteyen Kayseri Üniversitesi ilanını geri çekti.


Bu ilanların benzerlerini geçmişte de gördük. Ancak bu duruma son verilmesi gerekiyor. Özkoçak, üniversitelerin yönetilemediğinin altını bir kez daha çizerek, çözüm olarak, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın ilk ve ikinci 100 günlük eylem planlarında da yer alan havuz sisteminin bir an önce hayata geçirilmesini öneriyor. Havuz sistemi ile eş durumu sorununun biteceğini, liyakatli atamalar olacağını, 50/D sorunun sona ereceğini ve en iyilerin kazanacağını söylüyor Özkoçak.


Peki ÖGESEN'in istediği bu havuz sistemi nedir? Şöyle özetliyor Özkoçak:


Doktorasını bitiren 50/d kapsamında atanmış araştırma görevlilerine en az 2 yıl daha çalıştıkları aynı kurumda görev yapmaya devam etme hakkı verilmeli.

Bu süreçte kurulacak bir sistem ile (havuz) ihtiyacı olan üniversitelere alan bazlı olarak, ÖYP’de olduğu gibi puana dayanan şekilde, isteyen doktorasını bitirmiş herkesin tercih yaparak öğretim üyesi statüsünde atanma hakkı verilmeli.


 

Havuzda tercih yapmak istemeyen veya tercihleri sonunda atanamayan 50/d araştırma görevlileri eskiden olduğu gibi doktoralarını bitirdikten sonraki bu en az 2 yıllık süreçte kadro arayabilecekler. Bu durum işsiz kalma korkusuyla geçen bir doktora sürecini engelleyecek, verimliliği artıracak, sistemi sorun değil çözüm üzerine kuracaktır.

Ancak bu sistem hak kayıplarını engellemek için yalnızca en başından 50/d olarak atanmış kişiler için uygulanmalı, mevcut 33/a kapsamında atanmış araştırma görevlilerinin veya diğer daimi statülü kadroların haklarını almaya çalışmak gibi bir durum için uygulanmamalı ve 2018 öncesi 50/d maddesi uyarınca atananlara da 33/a kadrosuna geçiş yapma hakkı iade edilmeli.


Bu sistem kesinlikle ÖYP kapsamında 33/a kapsamında atanmış ve kadroları 50/d’ye geçirilen araştırma görevlileri için alternatif olarak düşünülmemeli ve kazanılmış hak gibi evrensel kurallar göz önünde bulundurularak kadroları koşulsuz şartsız iade edilmeli. Sendikamızın bu sistem dışında kesinlikle bir talebi bulunmamakta.


Özkoçak'ın son sözüne de katılmamak mümkün değil; Nepotizm bitmeli. Yoksa o üniversiteleri bitirecek!