Geçen hafta üniversitelerdeki kopya rezaletini yazmıştım. Akademisyenler, kopya çetelerini anlatmıştı. Tam da bu yazımın üzerine, bir öğrencinin hiç çekinmeden, Prof. Dr. Özgür Demirtaş'a “Hocam, ben 1. sınıf öğrencisiyim. İktisat dersimin sınavı 17 Kasım günü saat 13:00'te. Ben soruların fotoğrafını çekip size atsam bana yardım edebilir misiniz” diye yazdığını gördüm. Demirtaş da haklı olarak kızgınlığını belirtmiş.

Kopya çekme rezaleti artık bu kadar ayyuka çıkmışken, YÖK hala sesini çıkarmıyorken, öğrenciler geçen dönem olduğu gibi bu dönem de sınavda kamera ve mikrofon açmak istemiyor. Bu nedenle de sosyal medyada seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Sınavda kamera ve mikrofon açmak istememelerine neden olarak da mahremiyetlerinin ihlal olmasını, kişisel bilgilerinin tehlikeye girmesini gösteriyorlar.

Peki, o zaman şöyle bir soru soralım; öğrenciler arkadaşlarıyla görüntülü konuşma yaptıklarında da mahremiyetleri, kişisel bilgileri tehlikeye girmiyor mu? Onu da geçtim, devlet başkanları bile pandemi nedeniyle birbirleriyle görüntülü konuşurken, bu 'tehlikeyi' düşünmüyorlar mı? Bazı öğrencilerin devlet başkanlarından daha mı büyük ya da önemli kişisel bilgileri var?

Elbette herkesin kişisel bilgilerinin saklı kalması önemli. Ancak herkesin bildiği gibi, bir bilgisayarı ya da telefonu internete bağladığınız an ortada kişisel bilgi diye bir şey pek kalmıyor. İzlenme ya da dinlenme ihtimalini göze alarak internete bağlanıyorsunuz. Risk geçmişte de bugün de gelecekte de olacak. Teknolojiyi keyfimize göre kullanırken bu tehlikeyi yok sayıp, söz konusu sınavlar olduğunda tehlikeli demek, ikiyüzlülüktür.

Sınavların yapılış şekli konusunda en doğru kararı Milli Eğitim Bakanlığı vermişti ve yeni önlemlerle bu tavrını sürdürüyor. Bakanlık, sınavların okulda yüz yüze yapılacağını duyurmuştu. Okulların uzaktan eğitime devam etmesiyle birlikte, sınavların erteleneceğini açıkladı. YÖK de bu dönem sınav yapmamalı. En doğru çözüm bu...

Diğer yandan, bazı öğrenciler, sosyal medyadan kopya isteyecek kadar arsızlaşırken, YÖK susmayı, sessiz kalmayı tercih ediyor. “Hayır, sınavlarda kopya çekilmiyor, böyle bir şey yok” dahi diyemiyor. Bunu demeyeceğini hepimiz biliyoruz. Çünkü herkes biliyor kopya rezaletinin büyüklüğünü. Konuşmuyorlar, çünkü süreci doğru yönetemedikleri gerçeğini kabul etmek istemiyorlar.

Bir öğrenci YÖK Başkanı Saraç'tan kopya isteyecek kadar ileri gittiğinde mi bu sessizlik bozulacak? Ülkenin geleceği bu kadar zarar görürken, hiçbir şey yapmadan susmak, üniversitelere 'kendi başınızın çaresine bakın' demek, ülkeye yapılan en büyük kötülüklerden biridir.

Peki ya kopya çekmeyen, dürüst öğrencilerin hakları ne olacak? Onların suçu ne? Kopya çekmemek mi? Bu öğrencilerin uğradığı haksızlığın vebalini kim ödeyecek? Geçen haftaki yazımın ardından tıp fakültesi öğrencisinin bana yazdığı yazıyı buraya koyarak bu rezalete susanlara soruyorum, hiç mi vicdanınız yok?

“Merhabalar bugünkü üniversitelerde kopya skandalı isimli yazınızı okudum ben de dönem 3 tıp öğrencisiyim. Yazıda bahsettiğiniz ileride bizi 'asistan' olarak almayacağına ant içmiş hocalarımızın olmasına çok üzüldüm. Çünkü kurunun yanında yaşta yanacak diye düşünüyorum. Biz de tıp öğrencisi olarak bu koşulları istemezdik. Fakat elimizden ne yazık ki bir şey gelmiyor. Yüzyılda bir olan bir olay başımıza denk geldi ve eğitimimizi yüzyüze gerçekleştirememenin üzüntüsüyle beraber hocalarımızı ve yakınlarımızı bu hastalıktan kaybediyoruz.

İntörn arkadaşlarımızı da bu süreçte kaybettik haberlere yansıdı bir çoğu. Evlerimizden yakınlarımız için endişe ettiğimiz için çıkamadık ve kendim de dahil bir çoğumuzun psikolojisi bundan çok kötü etkilendi. Her gün uyandığımızda sağlıkta şiddet haberleriyle gözümüzü açtık, kendimizi büyük meslektaşlarımızın yerine koyduk her seferinde, gelecekte yapmak istediğimiz meslekle ilgili karalamalarla ve suçlamalarla uyandık.

Böyle bir zamanda en büyük desteği bizi en çok anlamasını istediğimiz hocalarımızdan beklerken sırf böyle bir döneme denk geldik diye bizi yetersiz göreceklerini öğreniyoruz. Bu bize bir darbe daha vuruyor. İnanın ki biz fakülteye başladığımızdan beri önlüğümüzü giyip vizitelere çıkacağımız zamanların hayalini kurduk. Sizin üzerinizden hocalarıma sormak isterim bizim suçumuz olmayan bir nedenden ötürü neden bu kadar ağır bir yemin ettiler?”