Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan “Eğitim ve öğretimde, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadık” dedi. Herkes bu sözü durduğu yerden kendine göre yorumladı. Bilimsel ve laik eğitim isteyenler, şu anki eğitim sistemini eleştirenler, bunu bir özeleştiri, yapılan hatayı kabul etmek olarak algıladı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi.

Dijital ve sosyal medyanın esiri olduktan sonra gördüğümüz tüm haberlerin sadece başlığını okuyup, yorum yapıyoruz. Ne haberin doğruluğu, ne kaynağı ne de içeriği kimsenin umurunda değil. Başlığa bakıp, konuyla ilgili fikir sahibi olmak daha kolayımıza geliyor. Çünkü her hangi bir konuda bilgi sahibi olmak eskisi gibi uzun okumalar gerektirmiyor ve bir süreci kapsamıyor. Her şey çok hızlı olup bitiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın dünkü sözlerini de herkes bu sebepten işine geldiği gibi algıladı. Öncelikle Erdoğan, üniversitelerin, ortaöğretimin niceliğinden memnun. Batı'dan daha iyi olduğumuzu söylüyor. Sorunun fikri iktidar, yani 18 yılda kendi iktidarını destekleyecek bir nesil yetiştirme konusunda arzu edilen yere gelinmediğini anlatıyor Sayın Erdoğan: “Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor. İlimde, sanatta, kültürde hep benzer sıkıntılarla karşı karşıyayız. En haklı olduğumuz konularda bile dünyaya kendimizi anlatamıyoruz.”

Eğitim sistemini eleştiren ve her fırsatta Finlandiya'yı örnek gösterenlerin tam tersine, batılılaşmayı da ciddi şekilde eleştiriyor ve Cumhuriyetin en büyük kaybının batı taklitçiliği olduğunu anlatıyor. Yalnız çok yerinde bir eleştirisi de var Erdoğan'ın: “Ülkemizin geçmişten bugüne eğitim öğretim sistemi, çocuklarımıza sadece maddi bilgi yükleme üzerine kuruludur. Her okul seviyesinde öğretime ağırlık verilirken, eğitim kısmı ihmal edilmiştir.”

Ancak sorun şu ki her iktidar yönetebileceği bir toplum yaratmak istedi. Bu nedenle bugünkü iktidar da dahil, hiçbir iktidar soru soran, muhakeme edebilen, bilinçli, düşünen insan yetiştirmek istemedi. Köy enstitülerinin kapatılması bunun en iyi örneklerinden biridir. Mustafa Kemal Atatürk'ün hayata gözlerini yummasından sonra onun yaptığı devrimler yıllar içinde yok edildi. Atatürk'ün ölümünün ardından Milli Eğitim Bakanı olan ve onun kurduğu Türkiye hayalini gerçekleştirmek için Hasan Ali Yücel ve arkadaşı İsmail Hakkı Tonguç büyük çaba gösterdi. Üniversite reformu, köy enstitülerinin kurulması, dünya klasiklerinin Türkçe'ye çevrilmesi, devlet konservatuarının kurulması, ilk Türkçe ansiklopedi Yücel'in döneminde gerçekleştirildi. Sadece yedi yıl bakanlık yapmasına izin verildi. 1946'da bakanlıktan, bir süre sonra da CHP'den istifa etti.

Kısacası Demokrat Parti'yle birlikte bugüne kadar Türkiye'de iktidar olan sağ siyaset zamanla eğitimi bilimden uzaklaştırdı. AKP iktidarının katkısı ise eğitimi dinselleştirmesi oldu. Eğitim politikalarını bunun üzerine inşa etti. Hatırlayın; Sayın Ziya Selçuk Bakanlığının ilk yılında din dersinin zorunlu olması konusunda, 'şu anda bir devlet politikası' olduğunu söylemişti. Sayın Selçuk da bu politikanın yürücüsü durumunda.


Yani Erdoğan, ne dini eğitimden ne de eğitimin bilimden uzaklaşmasından şikayetçi. Rahatsız olduğu nokta, kendi iktidarına yeteri kadar yandaş bir gençliğin yetiştirilememesi. 2053 vizyonunun ana fikrinin kendi medeniyet birikimi ve hedeflere uygun nesiller yetiştirmek olduğunu söylüyor. Bunun için eğitim reformunun gerekli olduğunu anlatıyor.

AKP de diğer iktidarlar gibi kendi devamlılığı için eğitim politikaları belirliyor. Eğitim önceki dönemlerde olduğu gibi AKP döneminde de iyi olmadı, olmayacak bunu biliyoruz. Bugünden sonra ne tür değişiklikler olacağını kestirmek zor ama imam hatip okullarına daha çok yatırım yapılacağını, bu okulların isimlerine daha çok 'fen ve sosyal bilimler' kelimelerinin ekleneceğini, dini vakıflarla okullar arasında işbirliği protokollerinin artacağını görmek sürpriz olmaz. Sayın Erdoğan'ın “İmam hatipli olmak dava adamı olmaktır” sözünü unutmayın... Hülasa, dini eğitim reformu kapıda...

Ancak herkesin unuttuğu bir şey var; baskı her zaman tam tersi bir sonuç doğurur. İmam hatiplerden bu kadar çok deist çıkmasının nedeni de bu baskıyla birlikte çok eski dönemlerden kalma müfredat... Nasıl ki 2001'de imam hatipli gençlere üniversite kapıları haksız yere kapatıldıysa bugün bu okullara gitmesi için çocuklara baskı yapmak da haksızlık...