Eğitim İş Sendikası'nın emektarı sevgili Olcay arayıp, "Yurdagül Hanım, size inanamayacağınız, tam Aziz Nesin'lik bir haber vereceğim. Açıklamayı Suat Hoca yazdı, paylaşıyorum şimdi" dediğinde, ne kadar absürd olabilir ki diye düşündüm. Nihayetinde her gün birbirinden akıl almaz şeyler yaşıyoruz. Ancak Suat Hoca'nın açıklamasını gördüğümde inanamadım gerçekten; gülsem mi ağlasam mı kızsam mı bilemedim. Çünkü bunlara gülersem, hafif, ciddiye almadığımı, öfkelensem, sadece öfkemle kalacağımı biliyorum. Üstelik bütün bu olanlar eğitim camiasında olunca insanın canını daha çok acıtıyor. En özel, en güzel olması gereken yerlerde bunları yaşamak çok acı...

Şimdi gelelim Eğitim İş Genel Sekreteri Suat Özkolay'ın yazısına... 'Bu duy da inanma haberi değildir, bu bir kara mizah haberi hiç değildir' başlığıyla yazdığı yazıya Suat Hoca, kavramlarla başlamış: "Medya nedir? TDK sözlük anlamına bakarsak, 'iletişim ortamı' ve 'iletişim araçları' olarak tanımlanmakta olup, televizyon, gazete, dergi, radyo, web siteleri gibi ortamların her biri bu anlamda insanların tek taraflı iletişimini sağlayan medyalara örnektir. Sosyal medya nedir? İnsanların başka insanlarla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan çift taraflı bir sosyal ağdır."

Bu tanımlamayı yaptıktan sonra Özkolay, bu kez bu mecraların hukuki sorumluluğunu anlatmış: "Kişilerin sosyal medyadaki paylaşım ve yorumlarıyla bir yandan bireysel ve kitlesel ifade özgürlüğünü geliştirmekte ve güçlendirmekte iken, hakaret, tehdit, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve isyana teşvik, özel hayatı ifşa, marka değerini karalama, telif haklarına aykırılık, kişilik haklarına saldırı olabilecek şeklindeki paylaşım ve yorumlarıyla da hukuki sorunları da beraberinde getiriyor. 

Sosyal medya, günümüzde insanların düşünce ve ifadelerini açıkladığı etkin bir sosyal paylaşım alanı olduğu dikkate alındığında, paylaşım ve yorumların suç teşkil edip etmediğinin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarının aşılıp aşılmadığının tespit edilmesi gerekir."

Kişilerin sosyal medyadaki paylaşım ve yorumlarıyla ilgili olarak hukuki ve cezai sorumlulukları olmasına rağmen, devlet memurları açısından sosyal medyadaki özgürlüğün ve bu özgürlüğün kullanımını düzenleyen yasal düzenlemeler bulunmadığına dikkat çeken Suat Hoca, bu hukuki boşluktan dolayı da maalesef sosyal medya paylaşımları nedeniyle memurların sıkıntılı süreçler yaşadığını söylüyor.

Ve buna örnek olarak en son Samsun'da bir öğretmenin başına geleni anlatıyor:

Samsun'da bir mesleki ve teknik Anadolu lisesinde görev yapan, aynı zamanda da Eğitim-İş Sendikası Çarşamba İlçe Başkanı A.D, okul resmi WhatsApp grubu olmayan, farklı bir grupta aşağıdaki fotoğrafları "Geri dönüşümün ön planda tutulduğu, doğallığın canlandırıldığı bu projede emeği geçenlere teşekkür ederim" yorumuyla paylaşmış.

Grubun okul grubu olmaması ve okul müdürünün bu grupta yer almamasına rağmen, bu fotoğraflar okul müdürüne, o grupta yer alan bir müdür yardımcısı tarafından ulaştırılmış ve okul müdürü kendisi ile alay edildiği iddiası ile soruşturma talep etmiş. (Bu kısmı okuduğumda, bu kez Olcay'ı ben aradım, "fotoğraftaki kişi öğretmen değil mi, okul müdürü değil" diye sordum. "Hayır, fotoğraftaki kişi öğretmen ve projenin güzel olduğunu söylüyor sadece. Bu kadar" dediğinde cidden aklım almadı. Olcay az bile söylemiş, akıl almazın da almazı dedim) 

Soruşturmayı yürütenlere göre, öğretmen A.D., kendisi tarafından hazırlanmamış ve öğretmenler odasına konmamış bu kitaplıkla fotoğraf çekip, sosyal medyada paylaşarak ağır bir suç işlemiş!!!

Olay bununla da bitmemiş. Olayı soruşturan il milli eğitim müdürlüğü maarif müfettişleri soruşturmayı daha da derinleştirerek, aslında öğretmen A.D'ye ait bu fotoğraftaki paylaşımların amacının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan 'sıfır atık' projesini 'ti'ye almak olduğunu ispatlamışlar!!! 

Nihayetinde bir eğitim emekçisi öğretmen ve Eğitim İş Çarşamba İlçe Başkanı olan A.D., işlediği bu 'ağır suçun'! okulun eğitim ve öğretimine verdiği zararı, derin sezgi gücü ile gören, Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğünce, henüz soruşturma tamamlanmadan, 4688 sayılı sendikalar kanunu yok sayılarak, ilçe dışına 'hizmetin gereği!' olarak sürgün edilmiş. Gönderildiği ilçede öğretmen A.D.'nin branşına ait normu olmadığından dolayı da öğretmenlik kariyeri şu an itibariyle son bulmuş bulunuyor.

Nihayetin de soruşturma tamamlanıp, öğretmen A.D.'ye işlediği bu paylaşım suçuna karşılık olarak '1/30 aylıktan kesme' cezası, ayrıca okulun olumlu havasını bozduğu gerekçesiyle de 'kınama' cezası verilerek, 'ıslah olması' önerilmiş. Gerçekleştirilen İl Disiplin Komisyonu'nda, komisyon başkanının bile şerh düştüğü. hukuksuz olarak alınan bu karar, komisyonun görevine gölge düşürmüş bulunuyor. Ancak İl Disiplin Komisyon üyelerinin bir kısmı, yukarıdaki fotoğraflar ve altındaki yorumlarla öğretmen A.D.'nin eğitim öğretime çok büyük zararlar verdiğinde ısrar etmiş ve nihayetinde bu cezaların kalması yönünde ısrar etmiş. Sonuçlanan dosyayı Samsun İl Vali Yardımcısı ve Eğitim İş Sendikası Samsun Hukuk Sekreteri şerh düşmüş bulunuyor.

Suat Hoca, hikayesini trajikomik olarak anlattığını söylese de olayın hiç de komik ve eğlenceli olmadığını söylüyor: Fotoğrafta görmüş olduğunuz kitaplığın, Samsun İl Milli Eğitim Müdürü'nün hoşuna gitmemesi nedeniyle ilgili okuldan beş öğretmen ilçe dışına sürgün edilmiş, ağır suçlamalarla suçlanıp, ağır cezalara çarptırılmışlardır. Ayrıca yine bu soruşturma kapsamında iki okul müdür yardımcısı da ceza almışlardır. Bu kararlardan dolayı okulda mevcut mobilya teknolojileri alanında eğitim öğretim hizmetlerini gerçekleştirecek öğretmen kalmamıştır. Akif'in de dediği gibi, 'Gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen iki kazma kürek iki de ırgat gerek. Hadi gel yapalım geri şunu desen bir bir Sinan gerek bir de Süleyman' sözünde olduğu gibi ilgili okulda eğitim öğretim açısından telafisi mümkün olmayan acı bir sonuca neden olmuştur.

Öğretmenler çarptırıldıkları cezalara karşı Bölge İdare Mahkemelerinde dava açarlar, haklarını savunurlar. Lakin aradan 2-3 yıl geçer. Haklarını aramak için açtıkları davaları kazansalar dahi, kendilerine bu uygulamayı reva görenler 'pardon' bile demezler. Hatta belki de şu an bulundukları makamlardan daha üst makamlarda oturuyor olabilirler.

Yukarıda okuduklarınızdan sonra siz, siz olun sosyal medyadaki paylaşımlarınıza daha bir dikkat edin. Memleketimizin cevahir yöneticileri sizin bile bilmediğiniz özelliklerini sosyal medya paylaşımlarınızdan elde edip, 'resmi!' olarak, evrensel hukuk kurallarını yok sayarak ispatladıklarını sanabilirler. Tabii sendika olmasa...