Altı aylık aradan sonra, okullar bugün kademeli olarak açılıyor. Okul öncesi ve birinci sınıflar iki gün okula gidip, beş gün evde kalacaklar. Böylece Covit-19 riski de gözlemlenebilecek.

Okullar her yıl sorunlarla açılırdı ancak bu yıl çok daha büyük sorunlarla açılıyor. Aynı zamanda güvensizlikle açılıyor. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, okullarda maske, dezenfektan ve temizlik gibi ihtiyaçlar için 'şimdilik' 48 milyon lira para ayrıldığını söyledi. Birkaç gün önce katıldığı televizyon programında, meslek liselerinin maske ürettiğini, devletin imkanları olduğunu belirterek, “Her şeyimiz var. Ancak bazı okullar istisnai olabilir, bazı okullarımızın eksiği olabilir” dedi. Daha açılmadan eksiklik kabul edildi bile...

En önemli sorun da bu zaten. Dini eğitim vermeyen devlet okullarında temizlik malzemesi bile bulunmazken, aslen alınmaması gereken kayıt kayıt parasının da okulun bu ihtiyaçlarını karşılaması için alındığı bir sistemde, devletin hijyen ihtiyaçlarını sürekli ve düzenli bir şekilde karşılayacağına inanmak çok zor.

Nitekim, yine birkaç gün önce Sayın Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, testi pozitif çıkan kişileri evlerine araçla bıraktıklarını söylemiş, gelen tepkiler üzerine de söylemini değiştirmiş, pozitif hastaları evlerine bırakmayı önemsediklerini açıklamıştı. Vaka sayılarından tutun da işsizlik rakamlarına kadar yapılan resmi açıklamalara artık AKP'nin kendi seçmeni de inanmıyor.

Türkiye'de kurumlara güven kalmadığı için kaygıyla Bakanlığın okullardaki tüm ihtiyaçları düzenli olarak karşılamasını beklemekten başka çaremiz yok. Ancak güvensizlik o kadar aldı başını gitti ki, Bakanlığın veli bilgilendirme ve taahhütname belgesi de aynı şekilde haksız yere eleştirildi. Sözüm ona bilgi çağında yaşıyor olsak da gerçekte dezenformasyon yani bilgiyi çarpıtma çağında yaşıyoruz. Bu durum herkes için geçerli. Bu nedenle Bakanlığın hazırladığı taahhütnameyi okuduktan sonra gayet normal bir belge olduğunu anlamak zor değil. Kaldı ki pandemi mücadelesinde toplumun da payı önemli. Nitekim, virüsü ciddiye almayan ailelerin çocuklarının kurslarda maskelerini arkadaşlarıyla değiştirdiği bile şahit olan öğretmen var.

Diğer yandan, pandemi sona erene kadar Türkiye'de tüm okulların açılması imkansız görünüyor. Birkaç hafta önce açıklanan 2019-2020 MEB istatistiklerine göre, Türkiye'de örgün eğitimde 18 milyon 241 bin 881 öğrenci bulunuyor. Bunun 15 milyon 189 bin 878 öğrenci de resmi okullarda yer alıyor. Bunun yanında, toplam 1 milyon 117 bin 686 öğretmen bulunuyor. Resmi okullarda 942 bin 936, özel okullarda ise 174 bin 750 öğretmen görev yapıyor. 54 bin 715'i resmi, 13 bin 870'i özel olmak üzere toplam 68 bin 589 okul bulunuyor. Derslik sayısı ise 588 bin 10'u resmi, 139 bin 337'si özel okullarda olmak üzere toplam 727 bin 347. Okul öncesi eğitimde ise toplam 1 milyon 340 bin 507 öğrenci var.

Şimdi sadece 15 milyon öğrenci, 942 bin de öğretmeni gözönüne aldığımızda, devletin hergün 15 milyon 942 bin maske dağıtacağını düşünmek hayal. Nitekim, pandemi başında da iktidar ücretsiz maske dağıtacağını söylemiş, ancak bunu başaramadığını hepimiz görmüştük. Devlet okullarında bırakın maskeyi, dezenfektanı, sabuna bile bütçe ayrılmazken, şimdi bu kadar gider kalemini devletin karşılayacağı düşüncesi gerçek dışı görünüyor. En azından öğretmen ve öğrenciye belirli periyotlarla test yapılmalı. Malum, çok sayıda 'özel insan' kendisine düzenli test yaptırabiliyor. Aynı haktan öğretmen ve öğrenci de yararlanmalı.

Bu arada Ziya Hoca, öğrencilerin bu yıl bütün müfredattan sorumlu olduklarını ve sınava gireceklerini söyledi. Uzaktan eğitimin ne kadar verimsiz olduğu tartışma dahi götürmezken, bu durum sadece eğitimde fırsat eşitsizliğini körükler. Onlarca sorunun bulunduğu EBA'ya ulaşamayan, interneti olmayan binlerce çocuk varken, bu ihtiyaçları karşılamadan çocukları sınava sokmak, tüm müfredattan sorumlu tutmak, haksızlığın uç noktası. Kaldı ki özel okullardaki çocukların daha önde olduğunu katmıyorum bile... Yani Türkiye'deki eğitim sistemi bildiği yanlışı yapmaya devam ediyor ve paran yoksa okuma diyor.

Özel okullarda da tablo vahim... Yüz yüze eğitimle online eğitimin aynı olmadığını herkes biliyor. Ancak velilerin beklediği indirim hala sözkonusu değil. Bu arada ders saatini 30 dakikaya düşüren -ki doğrusu buydu- özel okullar, bu kez de öğretmenin maaşından kesinti yapıyor! Hiçbir şekilde tazminat hakkı olmayan, düşük ücretlerle çalıştırılan, iş güvencesinden mahrum öğretmenler mağdur olmaya devam ediyor.

Diğer yandan yemek ücretleri iade edilmediği gibi, veliler koliyle satılan kitap fiyatlarından da şikayetçi...

Kısacası bu yıl eğitimde fırsat eşitsizliğini daha açık ve net görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz...