Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) 2020 Eğitim İzleme Raporu'nda da belirtildiği gibi, 77 ülkenin kıyaslandığı OECD Raporu'nda 'İnternete erişimi olan öğrenciler listesi'nde Türkiye, 70. sırada yer alıyor. Geçen hafta da Türkiye'deki her üç çocuktan birinin şiddetli yoksunluk içinde yaşadığını anlatmış ve ihtiyacı olan çocuklara internet ve bilgisayarın ücretsiz sağlanması gerektiğini yazmıştım.

Ay başından itibaren GSM operatörleri bir kampanya başlatarak, Türk Telekom 8, Vodafone 6 ve en elisıkı Turkcell 3 GB interneti EBA kullanımı için ücretsiz vermeye başlamıştı. Elbetteki bu internet yeterli değil. Bazı belediyeler ücretsiz bilgisayar kampanyası başlatırken, Tüketici Birliği Federasyonu evinde internet olmayan öğrenciler için askıda internet kampanyası için kolları sıvadı.

Devletten ise herhangi bir ses çıkmadı hala. Hoş, vatandaşına yardım etmek yerine IBAN göndererek para isteyen bir hükümetten de tersi beklenmezdi zaten. Üretim yerine tüketimi odaklı ekonomi, birlik, beraberlik, dayanışma yerine nefret ve kutuplaşma üzerine bir yönetim modeli kuran 18 yıllık AKP iktidarı sonucu bugün hiçbir kuruma güven kalmadığı gibi artık hiçbir sistem de işleyişini sürdüremiyor. Bunun en önemli ayağı da eğitim... Pandemide eğitimin temel taşı olan fırsat eşitliği makasının ne kadar açıldığını çok daha net gördük.

Kitap okumanın ceza olarak verildiği bir zihniyetin hüküm sürdüğü ülkede eğitimden, eğitimin kalitesinden bahsetmek mümkün olur mu? Öğretmenlik mesleğinin itibarının yerle bir olduğu, kendilerini geliştirmeleri için maddi kaynaktan yoksun olduğu, sadece işsiz kalmamak için bu mesleği seçen 'teknik' öğretmenlerin yoğunlukta bulunduğu bir sistemde düşünen, soran, sorgulayan, araştıran bir neslin yetişmesini beklemek hayal sadece...

İşte bu zihniyetin, kutuplaşmanın sonucu da Sayın Ziya Selçuk'un öğretmenlerle ilgili yaptığı açıklamaya kıyameti kopardı. Oysa ki Sayın Selçuk'un “Eğitimde asıl yük öğretmen maaşı ile ilgilidir. Öğretmen maaşlarından dolayı yatırıma fırsat kalmıyor” sözünde eleştirilecek kısım öğretmen maaşının yük olması değildi. Çünkü Türkiye'de yaklaşık 1 milyon öğretmen var ve uzun yıllardır olduğu gibi bütçenin önemli bir kısmı öğretmen maaşına gidiyor. Bu çok normal. Eleştirilecek kısım ise eğitime neden daha fazla bütçe ayrılmadığı, din eğitimi talebi olmamasına karşın, bu alana yapılan yatırımın bazı bakanlık bütçelerini neden geçtiğiydi...

Uzun süredir okulların açılıp açılmayacağını tartışıyoruz. Halbuki bu kadar çok bilinmezli denklem değil bu. Vaka sayısının belli bir rakamın altında olması durumunda okulların açılacağı açıklamasıyla bu durum insanların kafasında belirsizlik yaratmazdı. Ayrıca vaka olmayan ilçe ve köylerde eğitime başlanması gerekiyor. Böylece dezavantajlı çocukların durumu avantaja dönüşebilir.

Elbette burada da okullar arasındaki eşitsizlik ortaya çıkıyor. Dini eğitim vermeyen okul bütçeleri yetersiz. Bu okullarda maske, dezenfektan gibi önemli bir gider kalemi bulunuyor. Bu da yine istifaya zorlanmış, ücretsiz izne çıkarılmış ya da işyeri kapanmış velilerden istenecek. Okul kayıtlarında çamaşır suyu istendiğine de şahit olduk zaten...

Günün sonunda, bu tartışma sürecek. Hem de öğretmenleri pozitif vakaları kontrol etmeye göndererek tartışmaya devam edeceğiz..! Velilerin çocukları için yapacağı en güzel şey; onlarla vakit geçirmeyi, dinlemeyi, oyun oynamayı öğrenmeleri. Bu süreçte özellikle temel eğitim konusunda çocuklarına destek olmaları çok önemli. Türkçe ve Matematik derslerinde yardımcı olmak hayati önem taşıyor. Bunun için gelecek hafta kaynak önerilerinde bulunacağım.

Peki eğitim sistemi nasıl düzelir? Nasıl yapmalıyız? Cevabı ve çözümü yine bizde. Uzaklara bakmamıza gerek yok; Geçmişimize, Cumhuriyetimizin ilk yıllarına bakmak yeterli. O çok konuştuğumuz, beğendiğimiz, takdir ettiğimiz Finlandiya eğitim sisteminin de üzerinde bizim kendi modelimiz var; Köy Enstitüleri...

Biz de köy ve kenti birleştirerek, Köy Enstitüleri'nin izinden giderek yeni bir model geliştirebiliriz. İsmail Hakkı Tonguç, bilinçlenmiş bir köylü yaratmak için bu modeli yaratırken, biz de bilinçlenmiş bir toplum yaratabiliriz. İşte o zaman kendisine yapılan haksızlığı, zulmü gören, haklarını korumasını bilen insanlar yetiştirebiliriz.

Eksiğimiz ise ortaöğretim genel müdürü iken kendisinden torpil istendiği için, istifasını veren Hasan Ali Yücel'in ilkeleri, doğruları, böyle bir şey istediği için istifayı kabul etmeyip özür dileyen Milli Eğitim Bakanı'nın erdemi, eğitim mimarı İsmail Hakkı Tonguç'un ışığı gerekli. Bu değerleri sahiplenen, hayatlarını Türkiye'nin aydınlanmasına, kalkınmasına adayan Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un izinden gidebilecek insanlara ihtiyacımız var. Sizce ülkemizde kaç kişi var bu değerleri taşıyan? Soru da sorun da bu belki de...