Türkiye'de şiddetli yoksunluk yaşayan çocukların oranı yüzde 34.6. Yani her üç çocuktan biri şiddetli yoksunluk yaşıyor. 2015 yılında yüzde 36.4 bu oran giderek azalsa da hala Avrupa'da şiddetli yoksunluk yaşayan çocuklar bizim ülkemizin çocukları. İlk sırayı kimseye vermiyoruz maaselef...

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi'nin (BETAM) araştırmasında yer alan bulgular şöyle;

Ülkelerin yoksunluk düzeyini ölçmek ve analiz etmek için kullanılan maddi yoksunluk ölçütünde dokuz kriter bulunuyor; Kira ve faturaların ödenmesi, evin ısınma ihtiyacının yeterince karşılanması, beklenmeyen harcamaların karşılanması, her iki günde bir et, balık ya da protein eşdeğer gıdalarının tüketilebilmesi, evden uzakta bir haftalık tatil masrafının karşılanması, bir arabaya, bir çamaşır makinesine, bir renkli televizyona ve bir telefona sahip olunması. Bu kriterlerden dördünü yerine getiremeyen hanelerin şiddetli maddi yoksunluk içinde olduğu kabul ediliyor.


Buna göre, 2017 yılında Türkiye'deki 7 milyon çocuk şiddetli maddi yoksunluk çekiyor. Bu çocuklar ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'nde yaşıyor. Hani o 'müthiş' sosyal deneyin yapıldığı Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan çocukların yüzde 61.3'ü beklenmeyen harcamaların karşılanamadığı hanelerde yaşıyor. Güney Doğu Anadolu'da yaşayan her 10 çocuktan 6'sı maddi yoksunluk içinde bulunuyor. Bu oran bölgede giderek artıyor. Akdeniz ve Batı Karadeniz Bölgelerindeki çocuklar biraz daha şanslı. Bu iki bölgede iyileşmeler var.

BETAM'ın araştırması geçen yıla ait. Veriler de 2017'ye. Yeni değil. Ancak gerçek. Ve bu gerçek ya unutuluyor ya da görülmüyor. Bunu görmesi gereken devlet olduğu halde, görmemekte ısrar ediyor. Şimdi de bunu normalleştiriyor. Dün, Şanlıurfa'da tarlada çalışan çocuklara EBA Mobil Destek Aracı gönderdi Bakanlık. Köy köy gezerek, tarlada ders zili çaldı, çocuk işçiliğini destekledi.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, göreve geldiğinde “Önceliğimiz dezavantajlı çocuklar” demişti. Her çocuğun değerli olduğunu, onların hayatına dokunmak gerektiğini anlatmıştı. Çocukların tarlalarda çalışmalarına destek olarak mı dokunuyoruz bu çocuklara? Eşitlikten çok adaleti savunan Sayın Bakan, eğitimde fırsat adaletini bu şekilde mi sağlıyor? Yeterli gıda alamayan, ısınma sorunu çeken, bilgisayarı geçtik, televizyon ya da telefonu bulunmayan, sokakta oynayamayan bu çocuklara devletin yapabildiği sadece bir otobüs göndermek mi? Ne zaman başladığını unuttuğumuz, -10 yıl olmuş- 'eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğini sağlamak ve okullarımızdaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla bilişim teknolojileri araçlarının öğrenme-öğretme sürecinde daha fazla duyu organına hitap edilecek şekilde, derslerde etkin kullanımı için başlatılan' ve 3.4 milyar lira harcanan FATİH projesi bu günler için değil miydi? Projenin esaslarından biri olan 'Erişilebilirlik', 'Her an her yerden, zaman ve araçlardan bağımsız olarak hizmet sunabilmek' değil miydi? 3.4 milyar liranın yüzde 22'sinin harcandığı söylenen tabletler nerede? Neden bu çocuklara verilmiyor?

Dezavantajlı çocuklara internet, bilgisayar verilmediği gibi, alabilecek ailelerin de önü vergilerle kesiliyor. Tüm eğitimcilerin ortak talebini buradan iletmek isterim; üniversiteler de dahil bu dönem eğitim uzaktan yapılacak. Bu nedenle teknoloji cihazlarındaki vergiler sıfırlanmalı, ihtiyacı olan öğrencilere internet ve bilgisayar devlet tarafından sağlanmalı. Özel okullarda vergi indirimi yaparak sadece belirli bir gelir düzeyindekileri değil, ihtiyacı olanları da düşünün! Ama her şey sınıfsaldır değil mi?

Bu arada Sayın Cumhurbaşkanı ülkedeki refahı anlatırken, çamaşır makinesi satışlarını örnek vermişti. Türkiye'de 151 bin çocuğun yaşadığı evde çamaşır makinesi, 54 bin çocuğun evinde de televizyon yok. Bırakın televizyonu, çamaşır makinesini, 7 milyon 657 bin çocuk iyi beslenmiyor..! 7 milyon 657 bin de tıpkı o hergün açıklanan Koronavirüs tablosundakiler gibi sayı değil, can. Aynı zamanda da geleceğimiz.